Ephesus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ephesus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tatlı Tesadüf II Kitap Yorumu


#kitapyorumu

Serinin üçüncü kitabında Twitter Terörist'i Kyle Rhodes ile Savcı Yardımcısı Rylann Pierce'in hikayesi anlatılıyor. Kyle'nin bir gece onu aldatan sevgilisinden intikam almak için Twitter'ı çökertmesi ile Rylann ile olan ilişkileri başlıyor. Aslında ikili geçmişte, üniversite mezuniyetini kutlamak için gittikleri bir barda tanışıyorlar. Ama Kyle annesinin ölüm haberini alınca apar topar gitmek zorunda kalıyor. Ve yolları burada ayrılıyor. Yıllar sonra ise Rylann ile mahkeme salonunda karşılaşıyorlar.

Tatlı Tesadüf adından da anlaşılacağı üzere tatlı, okurken insanı yormayan, araya üçüncü şahısların ve entrikanın girmediği, keyifle okunan bir kitap oldu benim için. Rylann ile Kyle'nin aralarındaki ilişki tatlı ve ikisi de birbirinin eksik parçasını tamamlar bir boyuttaydı. Özellikle Kylie'nin Rylann'a "Avukat Hanım" diye hitap etmesi çok hoştu. İnsan okurken eriyor. 😍 Rylann'ı düşünemiyorum. 🤭 Sonuç olarak sevdiğim ve okurken keyif aldığım bir kitap oldu. 🌸
Serinin devam kitaplarının çıkmayışı da bir parça üzdü. 😔 Umarım devamı gelir. 🍀
Pinterest shareGoogle Plus share

Lacivert / Safir || Yorum


#kitapalintisi

Hissizliğin ötesine geçemeyen küçük Lacivert'imin sığındığı kara parçası bendim. Belki üzerine küçük bir ev inşa edeceği, bir bahçe yapıp çimlerinde uzanacağı toprak, rüzgarını içine çekeceği hava bendim.

Zaten ben olmak istiyordum. O ben olsun, ben o.. Dünya dursun ama biz burada, bu şekilde kalalım istiyordum.

#kitapyorumu

Birinci kitabın ardında macera ikinci kitap ile kaldığı yerden devam ediyor. Kitaba başlamadan önce sindire sindire okuyacağım diye kendime söz vermiştim ama bu söz kitap başlayana kadar sürdü. Sonra bir bakmışım kitap bitmiş. 😂 

James'in Beren'i dizlerinden ve avuç içlerinden öpmesi, Deirdre'm demesi, bakışlarıyla sevip, dokunuşlarıyla hissetmesi. Ahh, ahh adam çok güzel seviyor, şimdi! Bunu kabul edelim. Her ne kadar soğuk görünüşünün altında duygularını gizlemeye, bastırmaya çalışsa da Beren'e olan hisleri o kadar güzel ki.. Deirdre'm dediği kısımlarda ben öldüm, bittim, eridim! ♥️ James'in banyo yaptırdığı sahnede çok duygulandım. James.. Nasıl desem böyle dokunmaya kıyamıyor gibiydi.. Sanki ellerinin arasında kırılmasından korktuğu bir kristal parçası varmış gibi davranıyor Beren'e.. İncitmekten ölesiye korktuğu, sevmekten hiç vazgeçmediği.. İki karakterlerin de duvarları bir bir yıkılıyor. Hem kendilerine karşı hem de başkalarına karşı. Bu kadar sevgi dolu sahnenin dışında aksiyon da eksilmiyor tabi.. Kurgunun içerisindeki teknoloji yine baş döndüren cinstendi. Hatta bazı şeyler elimizin altında olsa derken buldu kendimi. Hiç fena olmaz, hani. 😂 

Kitabın son bölümü ise.. Yani ben nerelere gidem, kendimi nerelerden atam.. O son bölümü kör olaydım da okuyamayaydım diye acıtasyonumu da yaptıktan sonra bitiriyorum. Ben James'e güveniyorum. Ne yapıp edip her şeyi yoluna koyacak! 💪 

Okurken beni duygudan duyguya sürükleyen, bazı sahnelerden gözlerimden kalpler fışkırırken bazı sahnelerde sinirden kendimi yediğim, karakterlerin kimini bağrına bastığım kimini de bir kaşık suda boğduğum ama çokça sevdiğim bir kurgu oldu. Teknoloji ve aksiyon ile harmanlanmış, aşk ve sevgi temalı kurguları sevenlerin tavsiyemdir. ❤


Pinterest shareGoogle Plus share

Victor / Katiller Çetesi#6 (Yorum)



Profesyonel katiller bile kafa dinlemeye ihtiyaç duyar ama Victor için Izabel’le çıkacakları tatil, sevdiği kadınla baş başa kalmaktan çok daha fazlası demektir. Çünkü bu, Victor için bir tür kendini aklama fırsatıdır. Onu Niklas’la neden İtalya’ya yolladığını, Nora’ya olan ilgisinin ardındaki gerçeği ve daha pek çok konuyu açıklığa kavuşturmak için yakaladığı bir fırsat... Fakat yaşanan olaylar bazıları için tatillerin de sadece boş bir hayalden ibaret olduğunu gösterecektir.



#kitapyorumu

Katiller Çetesi serisi sevdiğim serilerden biri ama nedense gittikçe sinir bozucu bir hal almaya başladı. Bunda diğer kitaplardan fena spoiler yememin etkisi büyük tabi.. 


Ahh, ahh.. 

Öncelikle Sarai/Izabel ➡ I hate youuuuu. 😡 😡 

O spoilerı almaz olaydım.. Bence yazar seriye nasıl bir final yazacağını bilmiyor. O yüzden uzatmaları oynuyor gibi geliyor bana. Kaldı ki bence artık bir final gelmeli seriye. Çünkü uzadıkça tadı kaçıyor. Serinin bu kitabında Izabel ile Victor'un tatile çıkmaları ve bu süreçte kaçırılmaları ile gelişen olaylar birbirini izliyor. Ben kendi adıma bir çok şey öğrendim ve kafamdaki soru işaretleri yanıtını bulmuş oldu. Ve kalbim kırık. 💔 Fredrik'i özlüyorum 😢 Yazar ona da bir kitap yazmalı bence. Böyle boynu bükük kaldı. 😢 Veeee Victor senin güzel seven kalbini yerimmm 😍 😍 Bu seride şeytan tüyü var. Ne derseniz deyin.. Kendini acayip akıcı bir şekilde okutuyor. Her ne kadar sinir eden yönleri olsa da enteresan bir şekilde kendini okutup, sevdiriyor. Temennim yazarın seriye yakışır bir şekilde final yapıp bizi huzura erdirmesi.. Jessica, lütfen artık ruhumuzu serbest bırak. 🙏
Pinterest shareGoogle Plus share

Ateşle Oynama || Asude (Yorum)



Asude, benim severek okuduğum ve her kitabında kendini geliştiren bir yazar. Özellikle Ateşle Oynama kitabında kendini oldukça geliştirdiğini düşünüyorum.

Hikaye küçük yaşlarda tanışmış iki çocuğun aradan 22 yıl geçtikten sonra tekrar karşılaşması ile başlıyor. Tabi işin içinde bir suç, bir kaçma kovalama macerası da var.

Başlarda Engin'e sinir olsam da, -arkasından az hödük demedim!- Affet! Sonrasında Hare'nin aşkıyla öyle bir hale geldi ki.. Yanıp tutuştu, deli divane oldu adeta.. Özellikle Hare'ye yaptığı itiraftan sonra gönlümü çeldi.

Engin'e bir noktada kızdım. O da Hare'yi annesine karşı ezdimesiydi. Yani kızı koruyup kollamasını, savunmasını isterdim. Engin'in annesi de az şirret değil, canım! Hare yine iyi dayandı. Neyse ki Engin Efendi sonunda doğru yolu buldu.

Hare ve Sare'yi ise böyle bağrıma basmak istiyorum. Hare'nin kardeşinin geleceği için kendi hayallerinden vazgeçmesi çok dokundu bana. Yüce gönüllü bir kardeş ilan ettim kendisini.. Birbirlerine "Sarelle" ve "Kelebek" diye hitap etmeleri ise çok güzeldi. İki kardeşin aralarındaki bağ çok özel ve güzeldi. (Hare'nin dans yeteneğini ie hayran hayran okudum.) Gelelim hikayedeki en sevdiğim karaktere. Doğu! Başta kendisine de hödük falan dedim ama sonradan kendini bir sevdirdi ki.. Görmeniz lazım. Sare'ye dokunacak bir elin, saçının teline zarar verecek herhangi birine dünyayı dar edecek kadar kendini Sare'de kaybeder bir halde buldu.

Ben böyle başlarda hödük olup sonraları aşklarından deli divane olan karakterleri seviyorum. Engin ve Doğu da onlardan biri.. Çiftlerin aralarındaki atışmalar ise tam seyirlikti.. Okurken o kadar keyif aldım ki.. Kitabın dili de oldukça akıcıydı ki bir oturuşta 200 sayfayı devirmişim. -Güya 100 sayfa okuyacaktım.- 😂

Sonuç olarak her bir satırından keyif aldığım arada sinirlenip hüzünlendiğim ama çokça sevdiğim bir kitap oldu Ateşle Oynama.. Şimdi sırada Sezin var. Deli gibi merak etmemek elde değil.. 😍

Pinterest shareGoogle Plus share

Kara Kurt │ YORUM





Katiller Çetesi’nde heyecan Kara Kurt’la devam ediyor… Nora’nın ortaya çıkardığı sırların ardından, Niklas ve Victor arasındaki iş arkadaşlığı da kardeşlik de derinden sarsılmıştır. Fakat Niklas her şeye rağmen yalnızca kendisinin başarıyla yerine getirebileceği düşünülen bir görev için İtalya’ya gitmeyi kabul eder. Çünkü bunu kardeşinin ihanetine karşı bir merhamet –ya da bir intikam – fırsatı olarak görmektedir. Öte yandan Niklas’a İtalya’da Izabel ve çetenin yeni üyesi Nora da eşlik edecektir. Gelgelelim İtalya’da Birlik’in düşündüğünden çok daha zorlu bir süreç yaşanacak ve çete üyeleri hiç beklenmedik olaylarla yüzleşip zor kararlar vermeye mahkûm edileceklerdir.


Okurken beni şaşırtan, dengemi bozan, sinirlendiren, hüzünlendiren, hem nefret ettiren hem de delicesine sevdiren bir kitap oldu Kara Kurt. Izabel'e karşı içimde ufacık da olsa bir sevgi kırıntısı vardı. Ama bu kitapta o kırıntı savrulup gitti. Izabel çok değişik bir karakter. Konuşuyor ama icraat yok. Bir halt bildiği yok. Haliyle beni sinir etmekten başka bir numarası yok. Victor da Izabel yüzünden kaybediyor. Aslında Victor'un duruşunu seviyorum. Mantıklı yanını ve karizmasını seviyorum. Ama dediğim gibi Izabel onu aşağı çekiyor. Ve bence Victor'ın bir planı var. Bu da 6.kitabı daha çok merak etmeme neden oluyor. Niklas'ı ise sevemiyorum, ya.. Güvenemiyorum. Her an patlamaya hazır bir bomba gibi. Nora ise kadınım! Kadının bir karizması, asaleti var. Ve bu da kendisine hayran bıraktırıyor. Ama şöyle bir şey var ki.. Kitap boyunca aklımda, kalbimde ve ruhumda hep Fredrik vardı. Benim yaralı Çakal'ım.. Yazar niye Fredrik'i üzüyor bilmiyorum. Adam kaybolmuş gibi. En iyi yaptığı şeyi bile yapamaz bir halde gördüm onu. Kitap boyunca yanarım yanarım da yazarın Fredrik ile garson kıza bir sahne yazmamasına yanarım. Yani, neden? Fredrik'in adı geçince kalp atışları hızlanan insanlarız biz, nedennn? 


Ve Jessica, böylesine manyakça ve psikopatça bir kurguyu hangi kafayla yazıyorsun merak ediyorum? Muh-te-şem-di! Teori üstüne teori üretmeme rağmen her defasında beni şaşırtıp ters köşe yaptığın için en büyük övgüler sana! Muh-te-şem-sin!


Okurken beni etkileyen, kalbimi yoran ve yüreğimi paramparça eden sahneler olmadı değil. Cidden, zaman zaman kitabı yarım bırakıp bir süre ara verdiğim zamanlarda oldu. Jessica, sağ olsun bu konuda çok başarılı. (Yani, okuyucunun dengelerini bozma konusunda) Yazarın zekasına bir kez daha hayran kaldım. Ve bir serinin her kitabı mı bu kadar okuyucuyu kendisine bağlar.


Kara Kurt, Niklas & Izabel & Nora üçlüsüne odaklıydı. Bu yüzden aksiyonu boldu. Eh, biraz aşk kırıntıları da olsa tadından yenmezdi. Şimdi, durup düşünüyorum da o son neydi öyle.. (?) 6. Kitabı nasıl bekleyeceğim? Beni darmaduman eden bir kitap oldu. Yine ve yine söylüyorum ki bu seriye bayılıyorum! ♥️
Pinterest shareGoogle Plus share

Ejderin Arzusu│Kitap Yorumu



🔥 Nolwenn cadısı Talaith öldürülmesine ramak kala Kudretli Briec tarafından kurtarılıyor ve hayatı tam bu noktada değişmeye başlıyor. Briec ise Talaith'i gördüğü ilk andan beri onun olacağını biliyordu. Talaith'ın inadı, huysuzluğu ve cadılığı ile Briec'in kibri ikilinin sürekli tartışmasına neden olurken biz okuyuculara da tam seyirlik bir şölen sunuyor. 😏 Yani onların o hallerini okumak çok keyifliydi. Briec'in Talaith'i sahiplenmesi ve onun için her şeyi yapmaya hazır bir halde oluşu etkilemedi dersem yalan olur. 😁 İkisi de birbirine kök söktürdü.


🔥 Serideki diğer karakterleri yeniden görmek ve onların diyaloglarını okumak keyifliydi. Briec'in tüm ailesini sevdim. Özellikle Gwenvael ve Eibhear'ı.. İkisinin hikayesini çok merak ediyorum. Gwenvael ne çektin bee! 😁 Şamar oğlanına çevirdiler çocuğu.. Yazık! 😂 Eibhear kibarlıktan ölecek. Ama hakkını yemeyeyim, onu da sevdim. ❤


🔥 Okurken kurgunun çok sığ olduğunu düşünebilirsiniz. Ama bölümler ilerledikçe yazar kurgunun içine aşk, sevgi, aile bağları gibi etkenleri ekleyerek kurguya hareket katmış. Eh, bunda yazarın akıcı kaleminin de etkisi var. İşin içinde neler var neler? Sırlar, entrikalar, savaşlar ve Tanrılar.. Daha ne olsun.. Fantastik bir kitapta aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. 😈


🔥 Ejderha konulu şeyler her zaman ilgimi çekmiştir. Ehh, insana dönüşen ejderhalar olur da tadından yenmez miiii? ♥️


🔥 Kurguyu, karakterleri, anlatımı ve diyalogları sevdim. Bir yerden sonra Briec'in "savaşma - seviş" ilkesinden baygınlık gelse de sevdiğim bir kurgu oldu. Bu türü severlerin kaçırmaması gereken bir seri.. 😊


Pinterest shareGoogle Plus share

Evli Barklı || YORUM


Evli Barklı yine alabildiğine keyifli ve komik. Bu hepimizin istediği son.” -Christina Lauren - Karmakarışık, Darmadağınık ve Sıkı Fıkı’nın New York Times çoksatan yazarı Emma Chase’in kaleminden çıkan ve seriyi finale bağlayan bu romanda, Drew ile Kate yaklaşan düğünlerini sabırsızlıkla bekliyorlar fakat önlerinde atlatmaları gereken bir bekârlığa veda partisi var! Hayatım boyunca hiçbir zaman evlilik hayalleri kurmadım. Ama Kate imkânsızı başardı ve beni değiştirdi. Sanırım daha önce de tek kelimeyle harika olduğum konusunda siz de benim gibi düşünüyorsunuz, biliyorum… ama itiraf etmeliyim ki şimdi eskisinden bile iyiyim! Bugüne uzanan yolculukta ne badireler atlattık gerçi. Ancak Yunan trajedilerinde görülebilecek pek çok engelle, türlü hatayla ve yanlış anlaşılmalarla uğraştık durduk. Fakat birbirimize duyduğumuz sonu gelmez arzu, sınır tanımaz hayranlık ve bitmek tükenmek bilmeyen aşkla bu zorlukları geride bırakmayı başardık. Bunlardan bahsetmişken, geçen hafta sonu yaşanan bazı beklenmedik gelişmeler bir sorun teşkil edebilirdi tabii. Bu… nasıl desem… geçmem gereken son sınav gibi bir şeydi. Aklınızdan ne geçtiğini biliyorum: Bu sefer ne yaptın Tanrı aşkına! Ama hemen köpürmeyin. Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin. Şimdi hazırsanız çılgın bir yolculuğa çıkıyoruz. Zaten başka ne bekliyordunuz ki?

🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟 
Bir seriyi daha bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum! 💪

Öncelikle Andrew'dan bir alıntı bırakmak istiyorum.

"Peki, bu hikayeden ne ders çıkardık? 
Her şeyden önce, bekarlığa veda partileri hakkında ne öğrendik?
Berbat ötesi bir fikirmiş."


Andrew'un dediği gibi bekarlığa veda partilerinin berbat bir şey olduğunu öğrenmiş olduk. Kitap boyunca tek bir olay oldu. Tahmin edersiniz ki; "bekarlığa veda partisi." Ve bir yerden sonra bu sıkıcı bir hal almaya başladı .Her ne kadar kibirli, ukala ve ağzı iyi laf yapan Drew'u sevsem de, kitabı onun keyifli anlatımıyla okumuş olsam da bu yetti mi? Hayır, yetmedi. Seriyi seviyorum aslında. Diğer kitapları da sevdim. Ama bence bu son kitap olmasa da olurmuş. Yazar dördüncü kitabı yazmak yerine bu kitabı diğer kitaplara dağıtsaymış daha iyi olurmuş. Yani, sanki yazılmak için yazılmış gibi geldi bana.. O yüzden sevemedim. Bitirmek için okudum. 

Kaldı ki kitap boyunca böyleydim;  😒😑

Her ne kadar okurken beni gülümseten kısımlar olsa da serinin diğer kitaplarına göre bir tık aşağıydı benim için.. 👎
Yine de Andrew'u, Kate'yi ve diğerlerini tanımak güzeldi. 💓
Yazarın diğer kitaplarını merakla bekliyorum. 😉
Pinterest shareGoogle Plus share

Elya Şeytanı / Hasibe || Yazar Röportajı


1. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Klasik bir soru ile başlayalım. Hasibe kimdir? Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

1989 Konya doğumluyum. İlk, orta, lise eğitimimi Konya’da tamamladım. Yükseköğrenimime ülke değişikliği nedeniyle ara verdim. Eşimin memuriyeti dolayısıyla birkaç Anadolu şehri gezdikten sonra şuan aynı sebepten Almanya’nın Kuzey ren Vestfalen eyaletinde yaşamaktayım. Şuan yazarlık dışında bir iş yapmıyorum. Okuldan arta kalan zamanlarında prenses kostümleriyle evde dolaşıp sihirler yapan masal tutkunu iki kızım var. Hatta kendilerine ayakkabı denettirilmesinden yorulan komşularımız ve gün aşırı kendisine zehirli elma ısırttırılmak suretiyle zehirlenmeye çalışılan bir babamız var. Şimdilerde Elsa’yla Anna yeni idolleri. Dünyayı buza dönüştürmeye filan çalışıyorlar. Ne diyelim hakkımızda hayırlısı olsun =) Az konuşur çok dinlerim. Kitap okumayı, film seyretmeyi ve doğa gezilerini çok severim. Düsturum azim eşittir başarı, hayat felsefem; Mutluyken söz, kızgınken cevap, üzgünken karar verme…

2. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

Yazarlık benim hep hayal ettiğim bir meslekti. İlk okuldan itibaren hikayelere ve masallara saplantılı biriydim. Şiir ve öykü defterlerim vardı. Böyle her yaprağına çiçekli böcekli stickerlar yapıştırır kutsal kitapmış gibi saklardım. Bağrıma bastırıp onlarla uyuduğum günler olurdu. Öykü, deneme ve şiir defterlerim hep oldu. Orta ve lise yıllarımda bu dallarda birçok derece ve ödüllere sahip oldum. İlk kitap çalışmam 2012 yılında oldu. Çevremde yazar, yayıncı ya da editör gibi meslek erbaplarından hiç kimse yoktu. Tamamen kendi çabalarımla dosyamı hazırlayıp bir yayın evine gönderdim. İki ay kadar süren bir bekleyişin ardından olumsuz cevap geldi ve bu cevap bana İsrafil sura üflemiş gibi bir yıkım yaşattı =) Bir yıl kadar yazılarıma küstükten sonra bu kadar küslüğün kâfi olduğunu düşünüp yeniden denemeye karar verim. Ve bu kez çaldığım kapıdan olumlu yanıt geldi.

3. Elya Şeytanı hikâyesi nasıl ortaya çıktı?

Elya şeytanı kitabımın kurgusu çok enteresan bir zamanda ortaya çıktı. Kitabımdaki Hikâyenin geçtiği ilçe olan Edremit beni hep cezbeden bir yerdi. Ve yaşanılacak yer olduğunu düşünürdüm Gezip görmek bir müddet yaşamak için şartlar uygun olmayınca programımıza zorla bir üç günlük gezi sıkıştırıp 24.06.2014’de bir gezi planladık. Büyük beklentilerle çıktığım üç günlük Edremit tatilim, her tatilcinin başına gelebilecek en kötü ihtimal ile neticelendi ve ilk gece mide üşütmesi sebebiyle soluğu acil serviste aldık.. Ne kadar şansız biri olduğumu düşündüğüm o gece, böbrek taşı şikâyetiyle gelen genç bir kızın doktorun yakasına yapışarak çektiği ıstıraptan ötürü ötenazi isteğini kabul etmeyen doktorun, anasına bacısına saydırmasını etrafımdaki herkesle beraber kahkahalarla izlemiştim. Büyük şanssızlık yaşadığımı düşündüğüm o gece roman karakterim Asi’yle karşılaştım. O gece ve otelde dinlenerek geçirdiğim diğer gece kurgusunu oturttuğum bu romanımın sahneleri birbiri ardınca kurulmuştu. Edremit tatiliminse iki günü hasta, üçüncü günü de araba camından Edremit’e veda ederek geçti. Ben bu ilçeye âşık oldum ama, gönlümce gezip göremediğim için romanımdaki Edremit’le gerçek Edremit birbirinden bağımsızdır. Bu nedenle tüm Edremitli dostlarımın affına sığınıyorum. Bulduğum ilk fırsatta yeniden gidip uzun uzun sokaklarında yürümek, güzel havasını solumak istiyorum. Sana da selam olsun saçları düz fönlü, yırtık kot pantolonlu, böbrek hastası küfürbaz kız… Sen o gece küfürle gökleri yerlere indirmesen, belki de bu kurgu benim hayal sınırlarıma bile uğramayacaktı. Umarım bu kitap bir şekilde bir gün eline geçer ve şahsına yazılmış bu sayfaları eğlenerek okursun. Hem de bu kitabın ilham kaynağı olduğunu bilmeden. Umarım seni insan kimliğinden soyunduran böbreğindeki o taş seni ebediyen terk etmiştir ve sağlığına hiç kaybetmemek üzere kavuşmuşsundur =)

4. Yayınevlerine yazdıklarınızı gönderiyor muydunuz? Yoksa yayınevi mi sizi keşfetti?

Yayın evine çalışmamı mail attım. Uzun bir inceleme sürecinin ardından olumlu yanıt geldi.

5. Kurgularınızı oluştururken hangi aşamalara dikkat ediyorsunuz?

Ne denli başarılı oluyorum bilmiyorum ama, insanların kendilerinden birilerini bulabileceği ve kendisini hikâyenin içine katıp, okurken yaşayabileceği hikayeler yazmaya gayret ediyorum. Seçtiğim cümleler ve betimlemelerle o sahneyi okurun gözleri önüne serebilmeyi amaçlıyorum. Hikâyelerimin Türk aile yapımıza, kültürümüze, özümüze uygun gerçekçi kurgular olmasına dikkat ediyorum. Çoğu kitapta maalesef aile gerçeği saf dışı bırakılıyor. Olaylar esas kızın ve adamın üstünden gelişiyor ve ben bu tür kurgularla gerçek hayat arasında bir bağ kuramıyorum. Bu bağ olmadan da kitabın lezzetini alamıyorum. Bizde aile temel yapı taşıdır. Kayınvalide, dede, teyze, dayı, hala olmayan bir ailenin olması bizim toplumumuzda pek mümkün değildir. Avrupa’da 18 yaşına gelmiş bir birey ailesinden kopar lakin Türk toplumunda evlensen bile annen sırtına havlu koyar =)

6. Tarzınız dışında farklı bir tür yazmak isteseydiniz bu hangi tür olurdu?
Romantik, komedi, dram sevdiğim türlerdir. Bunun dışında şu sıralar bilim kurguya merak saldım. Kısmet olursa bu konuda da bir kitap yazmayı planlıyorum.

7. Kitabınızın basılacağını öğrendiğinizde ailenizin ve çevrenizin tepkisi ne oldu? Neler hissettiniz?

Ailem ve ikinci ailem dediğim eşimin ailesi beni her zaman destekledi. İlk duyduklarında “Ne zaman böyle bir şeye kalkışacağını tartışıyorduk bizde” şeklinde cümleler kuruldu. Onlar böyle bir girişime kesin gözüyle bakarak bekliyorlardı lakin aile çevresi dediğimiz akraba i taallûkattan gelen “Ne yazıyorsun?” sorusu beni benden almış yerlere çalmış durumda. Buradan selam ederim hepsine =)

8. Yazdıklarınızda sizi yansıtan ya da gerçek hayattan esinlendiğiniz yönler oldu mu?

Yazdıklarımda beni yansıtan bir karakter yok. Ben dünyaya sanki karakterler düşleyip yazmak için gönderilmiş gibiyim. Toplum içinde yok gibi sessizimdir. Konuşmayı hep yorucu bulurum. Eşim bir kadın olarak türümün tek örneği olduğumu düşünür. Dinlemek ve gözlemlemek benim için her şeyin üstünde bir zevktir. Karakterlerim hayatın içinden gözlemleyip fikir sahibi olduktan sonra bir kalıba oturtarak şekillendirdiğim kişilerdir. Hikâyelerimi de gerçek hayatta olan veya olması muhtemel olaylardan derlerim.

9. Bir gün kitap çıkarma hayalleri olan hikâye yazarlarına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu konuda çok mesaj alıyorum. “ On iki yaşındayım yazar olabilir miyim?” “On üç yaşındayım yazdıklarımı nasıl yayınlatırım?” Gibi mesajlar azımsanmayacak kadar fazla. Arkadaşlar öncelikle acele etmeyin. Bu yaşta yazar olmaz demek istemiyorum olur lakin bana kalırsa hayallerinizi bu kadar erken tüketmeyin. Çünkü birkaç yıla kalmadan yazdığınız hiçbir şeyi beğenmez hale geleceksiniz. Farklı kitaplar okudukça ufkunuz ve kelime hazineniz gelişecek ve yayınlatmak istediğiniz yazılarınızı gülerek okuyacaksınız. Bu konuda kabiliyetiniz varsa ve bu mesleği gerçekten hedefinize oturtmuşsanız kesinlikle acele etmeyin. Önce tüm Türk ve dünya klasiklerini okuyun. Bunları okuduktan sonra az çok tarzınız ve ne tür yazarlardan hoşlandığınızı keşfedip, o yöndeki yazarları takip etmeye başlarsınız. Bunun yanında az çok sinema kültürüne sahip olmalarını da tavsiye ederim. Özellikle kitaptan uyarlanan filmleri izlesinler. Tabi bunları yaparken seçtikleri zaman okul ve derslerinden arta kalan zamanlar olmalı. Bunun dışında ben İtalyan romantik müziklerini dinlerken, sokaklarda insanları incelerken yazacağım sahneler kendiliğinden oluşur. Bu şekilde kendilerine neyin ilham olduğunu keşfetsinler. Sürekli ellerinin altında bir ajandaları ve yazdığından emin oldukları bir kalemleri (Birkaç kez mağduriyet yaşadım) bulunsun. Ve “Yılmak” “Yorulmak” gibi kavramları hayatlarından çıkartıp azimli olsunlar. Bunlar benim naçizane tavsiye edeceğim birkaç şey.


10. Son olarak okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?

Satırlarıma değer verip hikâyelerime konuk olan her bir okurum benim için çok kıymetli hepsini çok seviyorum. Sayfalarımda dolaşan ellerine, gözlerine dert değmesin diyorum. Hepsine kucak dolusu kalpçikler gönderiyorum. İstek, şikâyet, öneri ve görüşleri için bana dönmelerini bekliyorum. 

Pinterest shareGoogle Plus share

Elya Şeytanı || YORUM


Ben Asi… Kent Soylu lakaplı Ulu Musa’nın torunuyum. Edremit’te evrime ve medeniyete kafa tutmuş, Orta Çağ’dan kalma fikirlerin hüküm sürdüğü bir ailenin ferdiyim. Diktatör dedem, eksik zekâlı kuzenim, egomanyak yengem, yerine göre Alzheimer hastası veya seksi Madonna’ya dönüşebilme kabiliyetine sahip babaannemle beyaz konağımızda, sefil bir yaşam sürüyoruz. Eczacı kızılımla, azılı bir Esra Erol hayranı annesini de unutmamak lazım. Yoksa gönül koyarlar bana… Bu birbirinden değişik aile efradıyla geçirdiğim her gün, belgesel konusu mahiyetinde. Güzide memleketimin tüm coğrafi bölgelerine yetecek ve artacak kadar arızalı insan tanıyorken, mevcut galerime çekicilikte sınır tanımayan, yakışıklı bir doktorun eklenmesiyle şimdi durumlar daha da komplike…

💓💓💓💓💓💓💓💓💓💓💓💓

Açılınnnn! Asi Kız geliyor! 😈

Başta sevip sevmeyeceğim konusunda şüpheliydim. Hatta biraz ön yargılıydım ve başta yadırgadım. Ama okudukça kurgunun içine girdim ve karakterlere alıştım. Yazarın üslubunu da sevdim. 😆

Aşk ile beraber Asi'nin büyüdüğü ve geliştiğini gördük. Aşk onu değiştirdi, bambaşka biri yaptı. Koray Doktor kitabın başından sonuna kadar favorim oldu. Musa Dede'yi sevemedim ne yazık ki.. Bence yaptıkları çok aşırıya kaçıyor. Reyhan'ı da sevdim. Asi ile ikisi bir elmanın yarısı gibi.. İki çatlak bir arada.. 😁 

Yazarın üslubunu başta yadırgabilirsiniz. Ama dediğim gibi okudukça alışıyorsunuz. Akıcı bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim. Bu da kitabı kısa sürede bitirmeniz anlamına geliyor. Kitabın son bölümünü kahkaha ata ata okudum. Cidden! Bazı sahneler çok komikti. 😁 

Asi ve ailesi tipik bir Türk ailesi diyemesem de hepimizin içinde kendinden bir şeyler bulabileceği bir aile. Eğlenceli ve çatlak bir aile.. Elya Şeytanı'nı keyif alarak okudum. Okumak için eğlenceli bir şeyler arıyorsanız Elya Şeytanı'na bir şans verebilirsiniz. 😄

Pinterest shareGoogle Plus share

Kötülük Tohumları || YORUM




🌟 🌟 🌟 🌟 🌟 || 5

Yaa, sen ne güzel bir kitaptın öyle.. 😍 

Yazar her kitapta çıtayı bir tık daha yukarı kaldırıyor ve sizi büyük bir beklenti içinde bırakıyor. 
Her sayfada şaşırtmayı ve zekası ile alt etmeyi beceriyor. 

Çizdiği karakter psikolojileri ile karakterlerinin iç dünyasını daha derinden incelememiz için bize fırsat tanıyor. 

Cidden! Bence yazar çok zeki.. Çünkü yazdığı kurgu bir zeka ürünü ve bütün övgüleri hak ediyor. 👏 

Kitabın dili oldukça akıcıydı ki bu kitabı kısa bir süre de bitirmeniz anlamına geliyor. Ama bir yandan da bitmesin istiyorsunuz. 😏

Yazar, daha ne kadar şaşırtabilir ki dediğim her an da bombaları tek tek patlattıp sizi şok içinde bırakıyor. 😏

Fredrik ise kaybolmuş gibi.. Önceden aydınlık bir taraf vardı ama şimdi karanlık. 😔 Ona baktığınızda sadece "karanlık" görüyorsunuz. Ve bu beni üzüyor. 😔
Çakal'ım.. 😍 💉 💉 💉 

Cidden! Kitap benim kalbimi kırdı, paramparça etti. 😩 Ama buna rağmen çok seviyorum. 😍 Her bir zerresiyle.. 💜

Victor! Hala adamımsın! 😍 
Niklas'a da üzülüyorum. 😔
Ama yazar son bölümde karakterlerimiz için hazırladığı planlardan küçük bir gösteri bırakmış bizlere.. 😊 5.kitap için sabırsızlanıyorum. 😇 

Her satırını keyifle okuduğum bir kitap oldu. 😍 Kapak resmine ise ö-lü-yo-rum. 😍 Hem kurgusu hem kitap kapakları ile gönlümü fethediyor. 💜

Son olarak en sevdiğim serilerden biri olan Katiller Çetesi'ni okumayan herkese öneriyorum. Bence bir şans vermelisiniz. 😏
 
Pinterest shareGoogle Plus share

Tuğba Y. Mazer || Yazar Röportajı


1. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Klasik bir soru ile başlayalım. T. Y. Mazer kimdir? Kendinizden kısaca bahseder misiniz? 
Rica ederim, ben teşekkür ederim. 😊 Adım Tuğba, 87 doğumluyum evli ve bir canavar annesiyim. Şu an bir yandan çalışmakta bir yandan yüksek lisans yapmakta bir yandan da yazarlık yapmaktayım. Havacılık sektöründe Pazarlama biriminde çalışıyorum. İşimi çok seviyor olsam da, gerçek aşkım hayal etmek kurgulamak ve yazmak. 😊
2. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? 
Hayatım boyunca çok kitap okuyan bir insan oldum. Klasiklerden başlayıp, kurgu romanlarıyla devam ettim. Bir süre sonra çok fazla fikrim olduğunu düşünüp “ben neden yazmıyorum” dedim. Tabi ilkokul, ortaokul, lise boyunca şiir, kompozisyon yarışmalarına katılmış ödüller almıştım. Sonra lise, üniversite sınavları derken yazmayı hep erteledim. İlk kurgumu üniversite sonda yazmaya başladım.
3. Wattpad'i nasıl keşfettiniz? Wattpad de sizi hikayelerinizi paylaşmaya iten etken ne oldu?
Kardeşim ücretsiz hikaye okunan bir site olduğunu söylemişti. Tabi o zaman ben o kadar yoğunum ki, uygulamayı indirsem de 5-6 ay kullanmadım. Sonra bir gün hasta oldum ve can sıkıntısından Wattpad’i kurcalamaya başladım. Baktım ki hikaye yazıp paylaşabiliyorsun, ben de denemek istedim. 😊
4. Lacivert hikayesi nasıl ortaya çıktı?
Lacivert’i yazmaya başlarken aklımdaki tek detay evden kaçan genç bir kızı konu almaktı. Ama bu kaçış dramatik değil de heyecanlı olsun istedim. Sonra onun karşılaşacağı karakter de öyle özel olsun ki, okurken büyülenelim istedim. Bu yüzden de bilimkurguyu kullanarak James Hunter’ı mükemmelleştirdim. 😇
5. Yayınevlerine yazdıklarınızı gönderiyor muydunuz? Yoksa yayınevi mi sizi keşfetti?
Ephesus’dan başka bir yayınevine göndermedim. Açıkçası hemen kitaplaşsın da istemiyordum. Ama sonra bir şans oldu ve yayınevi sahibim sayın Mustafa Bey ile bir araya geldik, gerisi malum. 😊
6. Kurgularınızı oluştururken hangi aşamalara dikkat ediyorsunuz?
Her ayrıntıya dikkat etmeye çalışıyorum. Özellikle sahnelerin gerçekçi olmasına ve kurgu dışında günlük hayattan bir kesit ise doğru olmasına özen gösteriyorum. Bu da beraberinde uzun araştırmaları getiriyor. Örneğin; bir yaralanma sahnesi sonrası tedavi sürecini mi anlatıyorum, mutlaka bu alanla ilgili birine danışıyorum. 😊
7. Tarzınız dışında farklı bir tür yazmak isteseydiniz bu hangi tür olurdu?
İstediğim her tarzda yazıyorum sanırım. 😊
8. Can Yaman ile olan serüveniniz nasıl başladı? Kitabın tasarım aşamasında neler yaşandı? Kapakta Can Yaman'ın yer almasıyla ilgili neler hissettiniz?
Lacivert nam-ı diğer James Hunter benim için çok özel. Açıkçası kitap kapağında onun olmasını istedim ve bu figürün de öylece bir stok fotoğrafı olmasını istemiyordum. Bu yüzden çok beğendiğim bir oyuncu olan Can Yaman’la iletişime geçtim. Olur da (inşallah ) Lacivert’e bir gün senaryolaşma teklifi gelirse de böylece en başından beri Can’ı James olarak düşünmüş olur, yine beyaz perdede onu izleriz diye düşündüm. 
9. Bir gün kitap çıkarma hayalleri olan hikaye yazarlarına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? 
Yazmaktan vazgeçmesinler ve en önemlisi acele etmesinler. Efsane olmuş diye düşündükleri hikaye belki de a
slında yazmak istedikleri gibi değildir. Şahsen benim ilk yazdığım hikaye ağır romantizm barındırıyordu. Ama sonra Lacivert ile kendimi buldum Bir de çook araştırarak yazsınlar, kolaya kaçmasınlar. 😉
10. Son olarak okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?
Onları çok seviyorum. Yazdıklarımın ruhunu anlayan beğenen, beğenmeyen herkese sonsuz teşekkürler. Onlardan daha değerli hiç bir şey yok. ❤️
Pinterest shareGoogle Plus share

Kuzey Masalı || YORUM



Kitabın son sayfasını kapadığımda yüzümdeki aptalca sırıtışı engelleyemediğimi söyleyebilirim. İlk başlarda kitabın kurgusu ve anlatımı çok hoşuma gitti. Ajanlar, teknoloji ve gizem ilgi mi çekti. Beni rahatsız eden durumlarda olmadı değil. Karakterlerin 32-26 yaşında değil de 16-17 yaşlarında olduğu hissini verdi bazı kısımlar bana. Karakterlerin yaptığı şeyler, davranışları, aralarındaki diyaloglar bana çocukça geldi. Ben daha olgun davranışlar sergilemelerini bekliyordum. Gerçi iki karakter de çılgın olunca bu pek de mümkün değil. Bazı sahneler zorlama gibiydi. Hani olmasa da olurdu. Sanki fazla uzatılmış gibiydi. O kısımlarda sıkıldığımı söyleyebilirim. Ama yine de genel olarak baktığımda kitabı sevdim. Son bölümler çok eğlenceli ve tatlıydı. Zack ve Alex'in hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum. Ve son olarak okumayanların bir şans vermeleri gerektiğini düşünüyorum. 😊


''Bir adet Kuzey Karaarslan alabiliyor muyuz?'' 😍


Pinterest shareGoogle Plus share

Mekanik Aşk || YORUM



✴ Kuzey Masalı'nın ardından macera kaldığı yerden devam ediyor. Alex'in bir kadın tarafından nasıl dize getirildiğini okumak eğlenceliydi. Onu kıvranırken görmek ve ettiği yeminlerin tek tek bozulduğunu görmek güzeldi. Alex'in kıvranan hallerinden ayrı bir zevk aldım. Julie de az değil hani.. Çektirdi çocuğa. Birbirlerini kışkırtmaları tam seyirlikti. 😊 Kitabın sonunda ise insanın yüzünde aptal bir sırıtış beliriyor. Kitabın iç tasarımını çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. 😍 Son olarak Kuzey Masalı'nı okuyup sevdiyseniz ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız Mekanik Aşk'a bir şans verebilirsiniz.. 😊
Pinterest shareGoogle Plus share

Sonsuzluğun Kıyısında || YORUM


Sonsuzluğun Kıyısında biteli çok oluyor ama ben yeni girebiliyorum yorumunu. Öncelikle kitap ilk kitap kadar tatmin etmedi beni. Pek şaşırtıcı olaylar olmadı. 

Karakterlerin ilk kitapta yaptığı seyahatlerde aldığım zevki bu kitapta alamadım. Sanki zorlama gibiydi her şey. Yazılmak için yazılmış gibiydi. Tek kitapla kalabilirmiş aslında.. 

Camryn ve Andrew'u bu kitapta nasıl desem yaşlı olarak hayal edemedim. Kitabın son bölümleri aceleye gelmiş gibiydi.

Birden 15 yıl gibi bir zaman atlaması olunca insan ''ne oluyoruz, yahu!'' diye düşünüyor. Çok hızlı gelişti her şey.. 

Bilemiyorum, ya. İlk kitap kadar keyif alamadım okurken.. Yazarın Sarai kitabını daha çok sevmiştim. 

Bence yazar o türde daha başarılı. Sonuç olarak yazarı ve kalemini seviyorum. O yüzden yeni kitaplarını merakla bekliyorum.

Son olarak kitap beni tatmin etmemiş olabilir ama belki siz sevebilirsiniz. Bu beklentinize göre değişir diyor, renkler ve zevkler meselesi diyerek konuyu kapatıyorum.. 

Yeni yorumlarda görüşmek dileğiyle.. 😊
Pinterest shareGoogle Plus share

Hiçliğin Kıyısında || YORUM


Hiçliğin Kıyısında'yı okundu ve bitti. Bu kitabı okumayan bir tek ben kalmıştım sanırım. 😁 

Okuyanların çoğunluğu kitabı beğenmiş bulunmakta. Haliyle büyük bir beklenti içine giriyor insan. Kitabı beğendim mi? Evet. 

Ama sıkıldığım yerler de oldu. Yatak muhabbetleri kitabın amacının dışına çıkmıştı sanki.. Tabi bu ne beklediğinize göre değişir. 

Andrew Parrish çok tatlı bir adam. 💜 Kitapla ilgili en sevdiğim kısım Orfeus ve Eurydike sahnesi. 😍 

Yazarla Katiller Çetesi Sarai kitabıyla tanışmıştım ve beni kendisine çekti. Takip edeceğim yazarlar arasına girdi. 

Yazarın akıcı ve kendini okutan bir dili var. Kitabı genel olarak sevdim ama benim için her şey tek kitap ile bitti. 

Ama tabi ki Sonsuzluğun Kıyısında'yı okuyacağım. Hiçliğin Kıyısında tavsiyemdir. 👍
Pinterest shareGoogle Plus share

KGBT: 33. TUR || Katiller Çetesi; Izabel || YORUM


Bu seriyi çok seviyorum. 😍 Hem de her şeyiyle.. 💕 Yazarın anlatımı, kurguladığı dünya, karakterleri, olayları işleyiş şekli.. Her şeyiyle beni kendine bağlayan bir seri. 

Bence yazarın türü bu ve bu türe daha fazla yönelmeli, bu tarz da yazmaya devam etmeli diye düşünüyorum. Ve yazar her kitabında çıtayı bir tık daha yükseltiyor bence. 😊 

En sevdiğim karakter Victor tabii. 💕 Bir çoğunun benimle aynı fikirde olduğunu biliyorum. 😊 Kitap boyunca Sarai ve Victor dışında herkesten şüphelendim. 

Bir ara Victor'dan da şüphelenmedim değil. Kitabın sonunda yaptığı şeye kızsam da anlayabiliyorum ya. Sonuçta yaşanan şeyler öyle kolay kaldırılabilir şeyler değil. 


Sarai de tam bir psikopat. 😁 Ama seviyorum kendisini ki yaşadıklarını göz önüne alırsak böyle olması normal. Hak veriyorum yani. 

Üçüncü kitap Fredrik'in hikayesi ve ben okumak için sabırsızlanıyorum. 

Ya, kitabı o kadar sevdim ki herkese öneriyorum. 😍 
Okuyun, okutun! 😊
Pinterest shareGoogle Plus share

SENİNİM || YORUM


Seninim bitti. Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap çok akıcıydı ve kısa bir süre içinde bitti. Ve kitabı sevdim. 

Bana Grinin Elli Tonu'nu hatırlatmış olsa da ondan daha güzeldi, ondan daha çok sevdim. Yazarın kalemini sevdim. 

Kitapta sadece yatak muhabbeti yoktu ve en sevdiğim kısmı buydu. Yani karakterler ve kurgu sığ değildi. Tek dertleri 'o işi' yapmak değildi yani. 😁 

Karakterler birlikte bir çok şey yapıp bir sürü anı biriktirdiler. Karakterlerin ailelerine olan bağları çok güzeldi. 

Roderick baskıcı ve sahiplenici bir karakter olmasının dışında romantik bir karakterdi. 😍 

Sonlara doğru karakterlerin birbirlerine yalan söyleyip işi yokuşa sürmeleri beni biraz gıcık etti ama onun dışında kitabı sevdim. 

Her yaşa hitap etmeyen bir kitap o yüzden okuyacak olanlara ufak bir uyarıda bulunayım dedim.. 😊

Pinterest shareGoogle Plus share

PİYON || YORUM



Piyon, an itibariyle bitti. Distopya benim pek tercih ettiğim bir tür değildi. Fakat yazarın diğer serisini sevdiğim için yazarın bu türdeki kalemine de şans vermek istedim. 

Bazı yerlerde sıkıldığım kısımlar oldu. Karakterlerin davranışlarına kızdığım ve saçma bulduğum durumlar oldu. Ama genel olarak baktığımda sevdim. 

Yazar, hayallerinde kurguladığı dünyayı akıcı ve sade bir dille kaleme almış. Yazarın, kitapta ele aldığı dünya ile gerçek dünyamız arasında benzerlikler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. En azından ben böyle düşünüyorum.

Kitaptaki pek çok şey bizim dünyamızda da yaşanıyor maalesef. Yazarın, kurguladığı dünya ile gerçek hayatı bağdaştırmasını sevdim. 

Benjy ve Kitty arasında çok tatlı bir aşk vardı. 😍 Başta bir aşk üçgeni ile karşılaşacağımı düşündüm ama öyle olmadı. Umarım serinin diğer kitaplarında da olmaz. 

Daxton ve Augusta için söyleyebileceğim tek bir şey var. O da; keşke ölseniz. 😈 

Knox, karakterini de sevip sevemediğim konusunda kararsızım. 😑 Bende güven oluşturmadı o karakter. Sanki her an bir şey yapacakmış gibi duruyor. 

Kitty istemediği seçimler yapmaya ve istemediği bir hayatı yaşamaya zorlandı. Bazı yerlerde böyle yapmasa nasıl olurdu diye düşündürdü beni. 

Ama yaşadığı koşulları ve ruhsal bozukluğunu o an ki psikolojisini düşünürsek onu anlayabiliyorum. 

Kitabın baskısının da her yönden göz doyurucu olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yani ben çok sevdim. 😍 

Onun dışında distopya severlerin bir şans vermeleri gerektiğini düşünüyorum. 

İkinci kitabı okumak için de merakla bekliyorum. 😊 

Pinterest shareGoogle Plus share

KGBT: 31. TUR || Mekanik Aşk || Yorum


Herkese Merhaba.

Uzun zaman sonra ilk yorumumu paylaşıyorum. 
Yorumuma geçmeden bu yorumun aynısı Instagram hesabım üzerinden de görebilirsiniz :)


* * * 



Kuzey Masalı'nın ardından macera kaldığı yerden devam ediyor. 


Alex'in bir kadın tarafından nasıl dize getirildiğini okumak eğlenceliydi. 

Onu kıvranırken görmek ve ettiği yeminlerin tek tek bozulduğunu görmek güzeldi. 

Alex'in kıvranan hallerinden ayrı bir zevk aldım. Julie de az değil hani.. Çektirdi çocuğa. (=

Kitabın sonunda ise insanın yüzünde aptal bir sırıtış beliriyor. Kitabın iç tasarımını çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. 😍 

Son olarak Kuzey Masalı'nı okuyup sevdiyseniz ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız Mekanik Aşk'a bir şans verebilirsiniz.. 😊
Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI