Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşkın Ritmi II Kitap Yorumu

 



#kitapyorumu

Aşkın Ritmi'nde; arkadaşından yediği kazık sonucu bütün eşyalarından olan, her an evden atılmasına ramak kalmış, iş, aile ve aşk hayatı da sallantıda olan Anne ile annesinin kanser olması ve çok az bir ömrünün kalmasından dolayı yoldan çıkmış, ne yapacağını bilemez bir halde olan ve annesinin dileklerini yerine getirmeye çalışan Malcolm'un hikayesi anlatılıyor.

İkisi bir partide bir araya geliyorlar ve olanlar oluyor. Anne ergenlik zamanlarından beri Stage Dive'ın bateristi Mal Ericson'dan hoşlanıyor. Partide onu karşısında görünce olanlar oluyor tabi. Mal'in deyimiyle deli deli bakıyor adama. 😂 Mal, Anne'in yaşadığı sıkıtılara kulak misafiri olurken aklında bir plan şekilleniyor. Ve Mal kendini Anne'ye yardım ederken buluyor.

Anne iş çıkışı evine geldiğinde evinin yeni eşyalar ile donatıldığını, kirasının ödendiğini ve karşısında Malcolm'u görüyor. Malcolm'un ise bütün bunlar için bir şartı var; Anne'den kız arkadaşı rolünü oynamasını istiyor.

Başta rol icabı olsa da zamanla aralarında karşı konulmaz çekim daha fazla kontrol edemiyor ve işler beklediklerinden daha farklı gelişiyor. Rol icabı olan sevgili olayı gerçeğe dönüşüyor.

İkisi de birbirinin hayatına dokunup, birbirlerine destek oluyorlar. Malcolm'a ve Anne'ye bazı yerlerde kızdığım oldu. Malcolm gerçekten bazen çok hödük, odun olabiliyor. Ve Anne'nin bu kadar kolay kabullenmesini, affetmesini beklemezdim. Biraz Malcolm'u süründürmesini isterdim. Ama söz konusu aşk olunca bütün planlar ters tepebiliyor..

Eskisi gibi kitap okuyamadığım için Aşkın Ritmi çok iyi geldi. Bir gün gibi kısa bir sürede bitirdim ki hızıma ben bile şaşırdım. Çok akıcıydı. Eğlenceliydi, sinir bozucuydu, komikti, duygusaldı.. Bütün duyguları aynı anda yaşadım. Ama en çokta eğlendim. Okurken büyük bir keyif aldım. Serinin devam kitaplarını da arayı fazla açmadan okuyacağım. Özlemişim böyle YA türünde kitaplar okumayı.. Eskiden çok vardı bu tarz kitaplar ama artık pek yok.. Keşke daha çok bu türde kitaplar okuyabilsek.. Aşkın Ritmi okurken eğlendiğim, karakterlerini kimi zaman sevdiğim, kimi zaman boğmak istediğim ama genel olarak sevdiğim bir kitap oldu. 💜

Pinterest shareGoogle Plus share

Aşkın Melodisi II Kitap Yorumu




"Sanırım bazı insanlar sadece etrafta dolaşan ruhlar­dan ibaret. Yalnız başlarına daha iyiler. Yanlarında birine ve sevgiye ihtiyaç duyduklarından daha çok özgürlüklerine ihtiyaç duyuyorlar."

"Anlatmak istediğini anlattın. Benimle param için ilgilendiğini düşünmeme hiçbir sebep yok, tamam mı? Şimdi, bir şeye her ihtiyacın olduğunda bu konuşmayı seninle tekrar yapmayacağım. Sen ve Mercimek benimsiniz ve benim olana göz kulak olurum."


Serinin son kitabını sevdiğimi söylemek isterdim ama ne yazık ki sevemedim.

Serinin diğer kitaplarının bir tık altında kalmıştı bana göre. Duygular çok yüzeysel geldi. Yani ne olup bittiğini anlamadım bile. Bir şeyler oldu bittiye gelmiş gibiydi.

Karakter gelişimi bile tam olarak geçmedi bana. Sanki bu kitabı başka bir yazar yazmış gibi hissettim.

Ben ve Lizzy anne&bana olmak yerine daha çok fan fin fon için birliktelermiş gibi geldi. Lizzy annelik duygusunu hadi biraz da olsa gösterdi diyelim ama Ben de babalığa dair bir duygu hissetmedim.

Zaten sonlara doğru her şeyin mahvolup son anda toparlanması ile kitap bitti. Hiç bir şey anlamadan.. Yani Jimmy ve Lena, Anna ve Mal çiftlerini yazan kadın bu kitabı yazmış olamaz dedim okurken. Benim için hayal kırıklığı oldu. Sevemedim ne yazık ki..

(Jimmy ve Lena hala favorimsiniz. ❤️
 

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Devrimin Kızı II Kitap Yorumu



#kitapalıntısı

Kısık sesle, "Neden beni sevdiğini anlamıyorum," dedim. "Onu kırdım. Defalarca." Ash'in yüzü yumuşadı, bakışları sıcaktı. "Ama sevgi budur zaten, değil mi? Sırf biri seni hayal kınklığına uğrattı diye onu sevmeyi bırakmazsın."

Belki de sevgi aynı zamanda buydu: Diğer insanın kırgınlıklarını kendininmiş gibi hissetmek..

“Burada benimle ne yapıyorsun Bishop?” diye sordum.
“Başka bir kızla olmalısın. Seni mutlu eden kızla.”
“Beni mutlu eden bir kız istemiyorum”, dedi. “ Seni istiyorum”

"Nereye gidiyorsan yanında yürümek istiyorum. "

#kitapyorumu

Ivy çitin ardına geçtikten sonra hayatta kalma savaşı veriyor ve yolları Ash ve Carter ile kesişiyor. Bishop ise ailesinin bütün baskılarına ve engellemelerine rağmen Ivy'nin peşinden çitin gidiyor. Tekrar bir araya geldiklerinde ikisi de ne yapacağını bilemez halde kalakalıyorlar. Ama yerine getirmek zorunda oldukları bir görev var ve bu uğurda birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Tabi bu süreçte birbirlerini affedip, yeniden "biz" olmaya karar veriyorlar.

Serinin ikinci kitabında ilk kitapta aldığım tadı ve heyecanı hissetmedim. Bishop'un daha fazla düşüncelerini, duygularını okumak isterdim. Kitapta olaylar çok hızlı gelişti. Ve okurken o kadar sıkıldım ki normalde bir günde bitecek olan kitap günlerce elimde süründü. Sonu için ise bana biraz baştan savma yazılmış gibi geldi. Yani her şey aceleye gelmiş, sıkıştırılmaya çalışılmış gibi geldi. İlk kitabı sevdiysem de son kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Ne yazık ki Kurucunun Kızı serisi sevdiğim bir seri olamadı.
Pinterest shareGoogle Plus share

Kurucunun Kızı II Kitap Yorumu




#kitapalıntısı
"Neden benim için çabalamayı bırakmadın?" Kendime eğer uyuyorsa, bir daha sormayacağımı söyledim.
Uyumamıştı. "Ne demek istiyorsun?" Nefesi ensemdeki saçları gıdıkladı.
"Doğruluk mu, cesaret mi oynadığımız o akşam. Bir süre sonra annenin sevgisini kazanmak için çabalamayı bıraktığını söylemiştin." Durdum. "Neden benim için de pes etmedin?"
"Nedenini biliyorsun," dedi sessizce. Gözlerimi kapattım. Biliyordum ama duymak için hazır olduğumu sanmıyordum. Ancak bir parçam öyle olmalı, çünkü öbür türlü soruyu sormazdım. Özellikle Bishop'a. Gerçek zor diye asla kolay bir şey söylemeyi seçmeyecek oğlana. Belki de bilmek için duymayı istiyordun, bir kez ve sonsuza dek, geri dönüş yoktu.
"Çünkü sana aşığım, Ivy," diye fısıldadı. "Senden vazgeçmek bir seçenek değil." Saçımı ensemden kaldırdı ve oradaki hassas teni öptü.
Nefesim titreyerek çıktı. Sessizlik karanlık odada dönüp duruyordu ve belki de soruyu sormak aptalcaydı ama pişman değildim. Elini açtım ve avucunu öptüm, teni soğuk ve kuruydu. Elini kalbimin üsyüne yerleştirdim ve kendi elimle örttüm.
Böyle uykuya daldım. Dudakları ensemde. Kalbim ellerinde..


***********

#kitapyorumu
Kitabı okurken başlarda sıkıldığımı söyleyebilirim. Distopya pek okumayı tercih ettiğim bir tür değil fakat okudukça sevdim. Olayları - gidişatı- ve karakterleri sevdim. Özellikle Bishop ve Ivy çifti favorim oldu. Onlar için mutlu son hayal ediyorum. Umarım buna kavuşurlar. Kitap bana Açlık Oyunları ve Uyumsuz serisini anımsattı. Distopya okumak bana geleceğe doğru bir yolculuğa çıkmışım hissi veriyor. Ivy başta intikam için Bishop ile evlenip onu öldürmeyi planlasa da onunla zaman geçirdikçe onun farklı olduğunu, iyi biri olduğunu keşfeder ve planından vazgeçer. Onu kurtarmak için kendini feda eder ve kendini bir an da suçlu ve sınır dışı edilmiş bulur. Ivy için her şey daha yeni başlıyordur. Bishop ve Ivy'nin aralarında geçen diyaloglar, birbirlerine olan duygularını okumak güzeldi. Bishop'un Ivy'i herkesin, her şeyin önüne koyması, ona yaklaşma şekli, ürkütmekten korkarcasına, sanki o kırılacak bir cam parçasıymış gibi nazik oluşu, yalnız ona inanması, güvenmesi; Ivy'nin ise Bishop'un güvenliği için kendi hayatını feda etmesi çok güzeldi. Ivy'nin ve Bishop'un ailelerine gelince onları sevemedim. İkisi de ailelerinden farklılar ve geleceklerini, dünyayı değiştirmek için birbirlerine ihtiyaçları var. Umarım bunu gerçekleştirebilirler. Bishop ve Ivy'nin yolları ayrıldı. Ama ikisi de birbirlerinden kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyorlar. Devamı için neler yapacaklarını ve nasıl mücadele edeceklerini merak ediyorum.

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Hava Uyanıyor│Kitap Yorumu

#kitapyorumu

Ben ikinci kitabın sonuyla kendimi üçüncü kitabı okumaya ışınlarken serinin ilk kitabı için bir kaç bir şey diyeceğim.

Hava Uyanıyor için yazarın acemilik eseri diyebiliriz. Çünkü kurguda olsun, karakterler de olsun boşluklar ve eksiklikler vardı. İlk kitapta yıllar sonra ortaya çıkan, türünün son örneği olan Rüzgargüdücü Vhalla ve hikayesini okuyoruz.

Vhalla, basit, sıradan ve sade bir yaşam sürerken kendi tabiriyle önemsiz, sadece bir hiç olan bir Kütüphaneci Çırağı iken, kendini Rüzgargüdücü olarak buluyor. Tabi bu birden bire gerçekleşmiyor. Veliaht Prens Aldrik'ikurtarması ile büyü kanalları açılmış oluyor.



Vhalla'nın yatkınlığı hava ve bir Rüzgargüdücü olarak havaya hakim olabiliyor ve onu şekillendirebiliyor.
İlk kitap olduğu için giriş kitabı diyebiliriz. O yüzden Rüzgargüdücü'lere dair çok şey öğrenemiyoruz. Ama seri çok akıcı bir şekilde ilerliyor. Yazarın kurguladığı evreni sevdim. Sadece Vhalla'nın ve Prens Aldrik'in birbirlerine olan dengesiz hareketleri beni rahatsız etti. Aldrik o kadar yanlış mesajlar veriyor ki kızı da dengesizleştiriyor. Vhalla henüz 18 yaşına girmiş bir kız ve bir de Rüzgargüdücü olduğunu öğrenmesi var. Prens ise daha çok genç, 26 yaşında ve Taht gibi bir yük omuzlarında.. Vhalla'nın uyum süreci ve Aldrik'in Veliaht Prens olmasının sorumluluğu ve yükümlülüğü altında olmasından dolayı bu dengesiz ruh hallerini anlayabiliyorum.

Ama asıl olaylar serinin 2. ve 3. kitabında başlıyor. Ve ben seriyi oldukça sevdim. Akıcı olmasından dolayıda kısa sürede yalayıp yuttum. Fantastik okumayı özlemişim. 😍 Ve bu seri için heyecanlı hissediyorum, yerimde duramıyorum. 😍 Spoiler vermeden yorum yazmak o kadar çile ki.. Her şeyi, her şeyi anlatmak istiyorum. 😂

Büyülerin, arkadaşlığın, dostluğun, maceranın, aşkın ve fedakarlığın olduğu bu seriyi fantastik seven, sevmeyen herkese öneriyorum. 🔥
Pinterest shareGoogle Plus share

Toprağın Sonu │ Kitap Yorum

#kitapyorumu
~(Spoiler içerebilir!)~ 
Toprağın Sonu, bana Vhalla'yı ve duygularını sorgulatan bir kitap oldu. Aldrik için her şeyi göze alacak, hatta ölümü bile göze alacak bir durumdayken nasıl aklına David ya da bir başkası gelebiliyor? Aldrik yaralı ve zor bir durumdayken, hatta ölümle burun buruna iken kendini nasıl David'in kollarına, yatağına atabiliyor? Aldrik, onu her şeyiyle kabul ederken, ona her şeyini, hayatını bile adarken Vhalla'nın bu iki yüzlülüğü sinirlerimi bozuyor. Aldrik'i kurtarmak için Geçit'ten atladı, eyvallah.. Ama Aldrik hasta yatağında cebelleşirken ki duygu karmaşasını anlayamıyorum. Vhalla, Aldrik'i ölümü bile göze alacak kadar severken David'e olan yakınlığını kabullenemiyorum. Aldrik'i hak etmiyor gibi geliyor. Vhalla da zor şeyler yaşadı. Gücüne güç kattı. Kendini geliştirdi. Omuzlarında büyük bir yük var. Onu anlayabiliyorum da ama yine de Aldrik'e tam bağlılık sergilemesini beklerdim.

İmparator ise yine bildiğimiz gibi.. Vhalla'dan ölümüne nefret etmekte ve bunun için her şeyi yapmakta.. 🙄 Favori karakterim Aldrik oldu. Ve hep o olacak gibi görünüyor Çünkü Vhalla için o kadar çok şey yaptı ki.. Hak etmemesine rağmen.. Vhalla'nın özgürlüğü için kendi özgürlüğünden vazgeçti.. Ah kalbim.. 💔 Yazarın iki karakterin yollarını ayırması sinir bozucu.. Ama daha büyük bir şey için hazırlık yaptığını düşünüyorum. Zira ortada Kristal Mağaralar ve Balta meselesi var. Toprağın Sonu genel olarak Vhalla'ya sinir olduğum, Aldrik'e ise hayran kaldığım bir kitap oldu. Suyun Gazabı'nı okumak için sabırsızlanıyorum. 🤗
Pinterest shareGoogle Plus share

Ateş Düşüyor│Kitap Yorumu



Vhalla, Rüzgargüdücü olduğu öğrenildikten sonra kendini hiç bilmediği bir savaşın ortasında bulur. Krallık için savaşacak ve bu yolda ölmeyi bile göze alacaktır.

Serinin gittikçe güzelleştiğini söyleyebilirim. Özellikle karakter gelişimleri daha bir oturaklı hale gelmiş. İlk kitapta cevabını alamadığımız sorular ikinci kitapta yanıt bulmuş oldu.

Ateş Düşüyor da en sevdiğim karakter Larel oldu. Larel, aynı Aldrik gibi bir Alevtaşıyıcı. Metali yumuşatabiliyor ve alev yaratıp, ısıyı koruyabiliyorlar. Aynı zamanda ateşten yanmıyorlar. Larel ile Vhalla'nın ilişkisi ise benim için çok dokunaklıydı. Abla&Kardeş gibiydiler. Ve yazarın Larel için yazmış olduğu sonu kabullenemiyorum. Kalbimiz seninle Larel. 💔

En büyük kızgınlığım ise Aldrik'in babası İmparator'a.. Vhalla'ya hiç değer vermiyor ve onu hiç bir şeye layık görmüyor. Aldrik ile aralarına girme çabalarına ayrı sinir oldum. İmparator, Vhalla'dan adını, benliğini, ruhunu, kalbini ve aşkını aldı. Tebrikler İmparator kendi ellerinle bir ölüm makinesi yarattın. 👏

Vhalla'nın adım adım yokoluşu kalp kırıcıydı. 💔 Ama buna rağmen ayakta durmaya çalışması.. O güçlü yönü beni kendisine hayran bıraktı.
Ateş Düşüyor da Aldrik ile Vhalla ilişkisi de ilk kitaba göre gelişim gösteriyordu. Ben aralarının daha da güçlenip, birbirlerine daha çok kenetlendiklerini hissettim. Ve bu aralarındaki "bağ, birleşme" seremonisi beni heyecanlandırıyor. Sonuna kadar destekliyorum ikisini de.. ❤️ Benim en çok ödümü kopartan kitabın son sahneleri oldu. O kadar heyecanlandım ki hemen üçüncü kitaba geçip ilk bölümü okudum. 😍

Hava Uyanıyor serisi gittikçe güzelleşen bir seri haline geliyor. Ben yazarın kalemindeki amatörlüğün seri ilerledikçe azaldığını düşünüyorum. Özellikle karakter gelişimleri ve olay örgüsünü oturtma çabalarını görebiliyorum. Tek üzüntüm serinin son kitabının çıkmamış olması.. Umarım yayınevi tez vakitte serinin son kitabını bizlerle buluşturur. 🤗

Serinin kapaklarına bayılıyorum. 😍

Pinterest shareGoogle Plus share

Ufak Yangınlar│Kitap Tanıtımı


Shaker Heights’ta yollardan, evlerin rengine kadar her şey en ince detayına kadar planlıydı. Kimsede bu ruhu, kurallara uymayı ilke edinmiş Elena Richardson’dan daha iyi yansıtamazdı.

Kızı Pearl’ü kendi başına büyüten Mia Warren sanatçıydı ve Shaker Heights’a yeni taşınmışlardı. Kısa süre içinde Richardsonların dört çocuğu da güvenli ve düzenli hayatlarından kopacak, hayatlarını ve kendilerini sorgulamaya başlayacaklardı.

Ancak hem Shaker Heights’ı bölen hem de Mia ile Bayan Richardson’ı iki farklı cephe almaya zorlayan bir dava patlak verince Bayan Richardson, Mia’nın geçmişini gün yüzüne çıkarmaya karar verecek, bunu takıntısı haline getirecek ve kendi ailesi ile Mia’nınkini parçalama tehlikesiyle karşı karşıya gelecekti.


Kitap Ayrıntıları
Orijinal Başlık: Little Fires Everywhere
ISBN: 9786052177433
Kapak: Ciltsiz
Kağıt Cinsi: 1. Hamur
Boyut: Normal
Sayfa Sayısı: 328
Basım: Kasım 2018
Çevirmen: Su Akaydın
Pinterest shareGoogle Plus share

Bin Öpücük || Kitap Yorumu


Can acıtacak kadar güzeldi. 😍
Yürek burkan ama aynı zamanda umut vadeden bir kitaptı.

Rune ve Poopy çocukluklarından beri arkadaşlar ve bu arkadaşlıkları zamanla sevgiye, aşka dönüşüyor. Ama kötü bir kaç talihsiz olaydan sonra yolları ayrılan ikili yıllar sonra tekrar bir araya geliyor. Ama bilmedikleri bir gerçek, onları tekrar ayıracak bir gerçek vardır ortada.

Kitabı bitirdikten sonra dedim ki; "gerçek aşk böyle bir şey olsa gerek." Öylesine masum, saf ve duruydu ki.. Aynı zamanda tutkulu ve yoğundu. Rune, Poopy için kırık camlar üzerinden yürüyecek karakterde biri. Sevgileri, duyguları öyle naif ve gerçek hissettirdi ki.. Her bir satırını duygulanmadan okumak imkansız bir hale geldi. Başlamadan önce bu kadar beklemiyordum ama çok beğendim. Kitabı bitirdiğimde boğazımda bir yumru ile bitirdim. İçimde ukde kalan şeyler oldu. Karakterler birbirleri için öyle şeyler yaptı ki.. Hem duygulandım, hem hüzünlendim, hem sevindim. 😍 Öylesine özeldi. 😍 Yazarın anlatımı sürükleyici olmasının yanında duyguları çok yoğun bir şekilde veriyordu ve bu, bu denli etkilenmemin sebebi olabilir. 😏 Çok ruhaniydi. Özellikle son bölüm.. İçime oturdu. Rune, sözünü tuttu. Poopy'e bin öpücüğünü verdi. Her satırından ayrı bir keyif aldım. Ve 2018 favorilerime girdi kitap. Böyle naif ve duygusal yönü ağır basan kitapları okumayı seviyorsanız kesinlikle bir şans vermelisiniz. 😍
Bu yazarın daha çok kitabını okumak isterim. 😎 😍

Pinterest shareGoogle Plus share

Sırtımızdaki Hedef || Yorum


"Ignazio'nun gerçekte nasıl biri olduğunu bilmiyorum. Sadece tanımamı istediği adamı tanıyorum ve aslında onun hiçbir yönünü tanımamı istediğini sanmıyorum ama bana tahammül ediyor.. Senin için. Yani onun bu yönünü tanıyorum. Ve o.. Ciddi.. Kibar olmadığını söylemiyorum çünkü asla kaba davranmadı ama çok baskın. Doğruyu söylemek gerekirse Karissa, o adam benim ödümü koparıyor. Ama sen onu seviyorsun; sevdiğini biliyorum.. Bundan eminim.. Çünkü o bir istilacı. Sanki içine girmiş ve sımsıkı tutunmuş gibi; büyük bir parçanı söküp atmadıkça onu çıkarmanın bir yolu yok. O, bir doğal afet. Bu yüzden belanın peşini bırakmamasında şaşırılacak bir şey yok.. " 


Bir gün çok güçlü, acımasız ve tehlikeli bir kurt ile masum ve kendi halinde yaşayan bir kuzunun yolları kesişmiş. Kurt, kuzuyu gördüğü ilk anda onun için tehlikeli olacağını biliyormuş. Ama buna rağmen kendini durduramamış ve kurt, o tehlikeli dünyasına kuzuyu davet etmiş. Kuzu ise kalbinin sesini dinlemiş ve kendini herşeyiyle kurtun tehlikeli dünyasına bırakmış.

Böyle başlıyor Ignazio ve Karissa'nın hikayesi.. Tehlikelerle dolu bir aşk hikayesi.. Naz, hiç bir zaman iyi bir adam olmayacağını söylerken, Karissa için iyi bir adam olma yolunda ilerlerken bulur kendini.

Serinin son kitabında Ignazio'nun herşeyden elini eteğini çektiğini ve kendini Karissa'ya adadığını görüyoruz. Ama tabi tehlike peşlerini bırakmıyor. Sonuçta bilirsiniz namınız sizden önce gelir. Ignazio da öyle.. Bütün herşeye -tehlikelere- rağmen mutlu olmanın yolunu bulurlar.

Karissa'nın bazı kısımlarda salaklık yaptığını düşünüp ona gıcık olsam da.. Karissa ve Naz ile ilgili sevdiğim şeylerden biri birbirlerine olan bağlılıkları ve ne olursa olsun birbirlerinden kopmamaları.. Çok güzeldi..

Ahh, Ignazio Vitale 😍 😎 😢 

Seriye veda ettiğim için hafif bir burukluk hissediyorum. Özellikle son bölümde tam anlamıyla bir aile olmaları çok mutluluk vericiydi. O sahneleri okurken duygulanmadım dersem yalan olur. 😢 Lorenzo ile de tanışıyoruz ve ben onun hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum. Umarım yayınevi Lorenzo'yu kısa zamanda okuma şerefini bize gösterir. 😏


Pinterest shareGoogle Plus share

Egomanyak │Alıntılar



"Havalı restoranlarda yemek yemekten hoşlanmıyor olabilirim ama her zaman doyurulacaksın ve açık saçık laflarla çığlık atan kişi sen olana kadar seni yiyeceğim." İşte bu, kesinlikle işime gelirdi. (229)

___________

"Çizgiyi mi aştım?" Yanağımı okşadı. 
"Hayır bebeğim. Çizgiyi aşmadın." 
"Çok sessizsin. Canını sıktım sandım."
"Sadece düşünüyorum." 
"Neyi?" 
"Kendimi ne kadar da çok evimdeymişim gibi hissettiğimi ve bir haftadır daireme ayak bile basmadığımı." (262)

___________


"Burası ne güzel kokuyor." 
"Umarım lazanya seviyorsundur." 
"En sevdiğim ikinci yemek." 
"Birincisi ne?" 
Arkama gelip saçımı bir yana çekti ve ensemi öptü. Söylediği kelime tenimde titreşti. "Sensin." (266)

____________

"Bahçeli, küçük bir kiralık ev buldum. Belki gelip görürsün, daha büyük bir şey isteyip istemediğimize karar verebiliriz." "Altı aydır bu ayakkabı kutusunda yaşıyorum, başka her yer daha büyük görünecektir." 
"Üç yatak odası, büyük bir küveti var ve ev sahibi istersem odaların rengini değiştirebileceğimi söyledi." 
"Hayatına renk katmama izin vereceğini mi söylüyorsun?" "Zaten kattın diyorum. Sen siyah beyaz dünyamdaki kırmızımsın." (304)

____________

"Neye bakıyorsun?" 
"Hayatıma." 
"Öyle mi?" Beni çevirip tatlı bir öpücük kondurdu. "Şimdi ben de benimkine bakıyorum." 
Kalbim eridi. "Benimle tatlı tatlı konuşmanı seviyorum." 
"Dün gece seninle edepsizce konuşmamı seviyordun." Kollarımı boynuna doladım. "Belki de sadece seni seviyorumdur." 
"Ben epey harikayım." 
Gözlerimi devirerek kahkaha attım. "Egomanyak." (307)

Pinterest shareGoogle Plus share

Egomanyak │Yorum


Drew Jagger’la tanıştığım akşam, Park Avenue’daki yeni ofisimi ilk kullanışımdı. Dövüş hareketlerimi üstünde denemeden hemen önce 911 aradım. Beni hızlıca alaşağı etti, sonra onu dövmeye girişmeme güldü. Ofisime izinsiz giren kişi tabii kendini beğenmiş olacaktı, ne bekliyordum ki? Fakat ofise izinsiz giren o değilmiş. Benmişim. Ofisi kiralarken dolandırılmıştım. Tamamen zıt kişilerdik. Drew öfkeli, inanılmaz yakışıklı ve ilişkileri bitiren biriydi. Benim işim ise insanların evliliklerini kurtarmalarında yardımcı olmaktı. Aramızda ortak olan tek şey, aynı ofisi kullanıyor olmamızdı. Bir de gün geçtikçe inkâr etmesi zorlaşan çekimimiz.
______________________________________________

Bir Evlilik Terapisti ile Boşanma Avukatı bir araya gelirse ne olur?
Eğlenceli bir hikaye ortaya çıkar.

Çok tatlı, insanın içini ısıtan ve yüzünde aptal bir gülümseme ile kendini okutan bir kitap oldu Egomanyak. Okurken cidden büyük keyif aldım. ♥️

Drew'un ağzı bozuk hallerini eğlenceli buldum. Bazen de beni baydı. Ama sonra tanıdıkça ve onun iç dünyasına bakınca sevdim. En az Chase karakteri kadar sevdim. Drew'un geçmişte yaşadığı sorunlar yüzünden ikili ilişkilere karşı bir ön yargısı, güvensizliği var. Ama tam bu noktada devreye Emerie giriyor. Ve Drew kelimenin tam anlamıyla tır çarpmışa dönüyor.  Başta aralarında çekim oluyor. Elbette bu kaçınılmaz. Ama sonra birbirleri ile vakit geçirdikçe ve birbirlerini tanıdıkça aşk kaçınılmaz oluyor haliyle.. 

İşin içinde elbette aile draması vardı. Bu tarz kurgularda olmazsa olmaz zaten. Klişe de denilebilir. Ama seviyorum ben bu tarz kurguları. Aile dramasını, sorunlu karakterleri okumayı seviyorum. 

Baldwin ve Alexa'ya çok sinir olduğumu belirtmek isterim. Yani karşımda canlı kanlı insan olsalar bir kaşık su da boğarım. O derece irite ettiler beni. Drew'un Alexa'ya kendinden ödün vermesi beni biraz gıcık etti. Ağırlığını koyması gerekiyordu. Bu kadar taviz vermemeliydi. Baldwin'in ise Emerie'yi yedek kulübesinde görmesi, yani onu elinin altında tutması çok sinir bozucuydu. Böyle karakterlerden cidden nefret ediyorum. Neyse ki Drew geldi de Emerie'yi büyük bir hata yapmaktan kurtardı. 

Drew ile Roman arasındaki dostluğa ise hayran kaldım. Küçücük bir olay sarsılmaz bir dostluğun oluşmasına sebep olmuş. Onların hikayesi de güzeldi.  Hikayede bir yerden sonra işler sarpa sarıyor tabi.. Drew'un güven problemi var ve bu yüzden az kalsın işleri batırıyordu. Neyse ki sonunda aklı başına geldi de işler yoluna girdi. 

Patron kadar sevdim Egomanyak'ı.. Vi Keeland kalemini sevdiğim ve takip edeceğim yazarlardan biri. Yazdığı karakterleri ve kurguları seviyorum. Bu tarz eğlenceli, sevgi dolu ve tutku içeren romansları okumayı seviyorsanız kesinlikle bir şans vermelisiniz. (= 

_________________________________________

“Kendini beğenmiş, ağzı bozuk bir avukat ile insanlara ağzının payını veren, ateşli kadın karakterin tartışmaları, birbirlerine âşık olmaları ve romanın duygusal sonu yüzünden BU KİTABA ÂŞIK OLDUM! Aralarındaki tartışmalara gülmekten karnıma ağrılar girdiğini de unutmamak lazım. Eğer içine kaçmak istediğiniz bir aşk romanı arıyorsanız, bunu kesinlikle tavsiye ederim!” 
—Aestas Book Blog

“Bu içten ve flörtöz hikâye tek kelimeyle mükemmel! Uyarı: Benim gibi sabahlamaya hazır olun. Egomanyak’ı elinizden bırakamayacaksınız. Şüphesiz 2017’nin en sevdiğim kitabı.” —Kindle Crack
Pinterest shareGoogle Plus share

Ruhumdaki Canavar │Yorum



Ruhumdaki Canavar da Ignazio'nun düşünceleri ve iç dünyası ile karşı karşıya kalıyoruz. İlk kitabın ardından ikinci kitaba hevesle başlamıştım. Ama sıkıldığım yerler oldu. Bana mantıklı gelmeyen, seçim şansı varken bu yolu seçip canavara dönüşen Naz'ı ve yaptıklarını, gerekçelerini okurken, bu durum beni düşündürdü. Bir yandan Naz'ı alıp böyle bağrıma basmak, onu kimsenin bulamayacağı bir yere götürüp, kendime saklamak istiyorum. Bir yandan da yaptıkları için, böyle biri olmayı seçtiği için onu tekmelemek istiyorum. 

Naz her ne kadar içindeki canavardan -zaman zaman- hoşlanmasa da aslında onunla bütünleşmiş bir durumda. Ve bundan büyük bir haz almakta. Naz karmaşık bir karakter. Bazen nefret ederken buluyorsunuz kendinizi bazen de öyle şeyler söyleyip, yapıyor ki içiniz parçalanıyor.

Kaldı ki Naz hiç bir zaman iyi bir adam olmadığını defalarca belirtti. Eh, bu durumda ne söylesek boş. Bize onu olduğu gibi kabullenmek düşüyor. Ve Karissa her şeyi bilmesine rağmen ve onu bu şekilde kabul etmesine rağmen biz ne desek boş.. 

Naz'ın ise Karissa'ya olan derin aşkı ve bağlılığı beni bir kez daha kendine hayran bıraktırdı. Yaşananlar kolay şeyler değil ve aslında o kadar imkansızlar ki.. Ama tüm gerçeklere rağmen birbirlerinden kopamıyorlar. 

Bilmiyorum ya.. 
Sanırım böyle karanlık, tehlikeli ve suçlu kişilere ve olaylara zaafım var. 
Kitapta geçenler elbette gerçek hayatta mantık çerçevesine oturduğum ve onayladığım şeyler değil.
Ama yine de bu tarz arızalı, sorunlu karakterleri okumak, onların iç dünyalarına inmek ve onlara dair bir şeyler okumayı seviyorum. Sanırım hiç birimiz normal değiliz. :D 

Karissa ise hikayenin kilit noktası bana göre.. Karakteri sevip sevmediğim konusunda henüz bir karara varmadım. Karissa'yı bir çatışma içinde gördük. Gitse mi kalsa mı ayrımına varamamış en sonunda kendi yolunu çizmiş olarak gördük. Bazen beni gıcık ettiği oluyor ama Naz'ın hayatına girmeseydi onu değiştiremeyecekti. Ve Naz daha da kaybolup gidebilecekti. Her ne kadar ikisi bir felaket olsa da Karissa Naz'ın hayatına girdikten sonra Naz bir nebze de olsa huzuru hissedebilmiş, onu bulmuş oldu. 

En büyük kızgınlığım ise Ray'e.. Naz'ın onu baba faktörü olarak görmesini anlayabiliyorum. Sonuçta Naz büyük bir boşluktaydı. Kaybolmuştu. Ve Ray tam onu bu noktada buldu. Ve onu kullandı. Naz'ın kendisini kullandırması ve bu zamana kadar gerçeklerin farkına varmaması beni biraz sinir etti. Neyse ki Naz intikamını aldı ve bu durumdan tatmin olmadım dersem yalan olur. 

Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri İtalya'ya gittikleri kısımdı. Cidden o sahneleri çok sevdim. Keşke hep İtalya da kalsalardı.. Ve kitabın bonus sahnesi ise ayrı bir sevdim. Beni hem tedirgin etti hem de umut vadetti. Neler olacağını üçüncü kitapta göreceğiz. 

Sevmediğim, onaylamadığım, mantıklı ve doğru bulmadığım şeyler vardı ama genel olarak sevdim gibi.. Yaa, çok güzeldi bee.. Aslında bu seri hakkında karmakarışık hissediyorum. O yüzden ne desem duygularımı ifade edemiyorum. O yüzden bir kaç alıntı ile yorumumu noktalıyorum.

__________________________

"Birini seviyorsan onun için en iyisini istersin ve bazen onun için en iyisi sen değilsindir." (227)

"Bir insanın sonu her zaman bir dostun elinden olur." (430)

"Aşkta mantığa yer yoktur. Aşk, çirkin ve karmakarışıktı. Lanet olsun ki aşk hiçbir mantığa sahip değildir. Ve ona aşığım, bu imkansız gibi görünse de.." (474)
Pinterest shareGoogle Plus share

Gözlerindeki Canavar │Yorum


"Benimle geçirdiğin her gün için bir düzine." notuyla kalbimi çaldı Ignazio Vitale. 

Başta biraz ön yargılıydım. Ama okudukça bütün ön yargılarım uçtu gitti. İlk çıktığı zamanlar aralarındaki yaş farkına belki takılabilirdim. Ama artık rahatsız etmiyor. Sonuçta Karissa her şeyi bilerek ve kabul ederek Naz'ın dünyasına dahil olmayı seçti. 

Naz hiç bir zaman iyi bir adam olduğunu belirtmedi. O hikayedeki kötü, tehlikeli ve karanlık adamdı. Hiç bir zaman aksini belirtmedi. Asla değişmem dedi, asla yapmam dedi. Ama değiştiğini ve asla yapmam dediği şeyleri yaptığını gördüm. Karissa sayesinde Naz'ın karanlık kısmında çatlaklar oluştu. Yıllar önce öldürdüğü duyguları yeniden gün yüzüne çıktı. Yeniden sevdi, aşık oldu ve güvendi. 

"Parıltılı zırhının, karanlığı az da olsa gizlediğinden kuşkulanıyor olsam da, Naz sadece benim şövalyem, korkusuz kahramanımdı. Bu düşünce beni tedirgin edeceğine meraklandırıyordu." (Syf; 127)

Karissa, Naz'dan hem korkuyor, hem merak ediyor hem de ondan ayrı kalamıyordu. Onu hem seviyor hem de nefret ediyordu. Bu dengesiz hallerini gördüm.. Okurken beni de dengesizleştirdiğini ve satır aralarındaki hissiyat hissettim. Yazarın kalemi oldukça akıcı ve insanın beynini yakan, tepe taklak eden bir kalemi var. Bir an bulutların üzerinde uçarken bir anda sert bir düşüşe geçmiş halde buluyorsunuz kendinizi..

"Aşk; çirkinlikte güzelliği, karanlıkta ışığı görmek demekti ve ışıklar sönükken önümü göremiyor olsam bile orada bana yol gösterecek bir şey olduğunu bilmekti. Aşk; kendini ters yüz etmek, başka birine teslim etmek ve ona güvenmekti... Sana dokunacağına, seninle ilgileneceğine, sana teslim olacağına ama ne olursa olsun ona verdiklerini asla paramparça etmeyeceğine inanmaktı." (Syf; 219)

Karissa, Naz'ı belki seviyordu ama Naz ona deliler gibi aşıktı. "Benden gitmene izin vermeyeceğim" dediğinde ciddiydi. Ve yaptı da.. Bütün gerçeklere ve sırlara rağmen gitmesine izin vermedi. Ve ilişkilerinde çatlaklar oluştu. Oradan oraya sürüklendiler. 

Naz ile Karissa birlikte olurlarken Naz'ın Karissa'ya karşı bir kaç sert davranışından rahatsız olsam da Karissa halinden oldukça memnundu. Haliyle bize de laf söylemek düşmez. Naz, herkesi korktuğu ama yanında olmasını istediği adamlardan biri. Karissa da bunun bilincinde her ne kadar bir yanı korksa ve şüpheyle yaklaşsa da onsuz da olamıyor. Ne seninle ne sensiz durumu gibi bir şey bu. Naz, koruması altına girmek isteyeceğiniz türde adamlardan biri. Tehlikeli, dibine kadar karanlık ama her şeyi doruklarda yaşayan ve yaşatan bir adam. Karissa da buna kayıtsız kalamıyor ve kalbini, ruhunu, tüm benliğini Naz'a kaptırıyor. Karakterleri anlayabiliyorum aslında. Ve önemli olan onlarla empati kurabilmek.. 

İşler sarpa sarıyor tabi.. Benim asıl merak etiğim aralarında aşk, aralarındaki bu güçlü bağ onları toparlayabilecek mi merak konusu. Ruhumdaki Canavar için sabırsızlanıyorum. Hikayeyi bu kez de Naz'ın ağzından okuyacağız. İyi ki hakkındaki yorumlardan etkilenip seriyi elimden çıkarmamışım. Dediğim gibi başta ön yargılıydım ama okuyunca bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Bu kadar geç okuduğum içinde üzgünüm. Ama neyse ki seri bekleme derdi olmasan kitapları peş peşe okuyacağım. 



Ve Naz..
Sen ne güzel seviyorsun be adam!
Duyduğu aşka aşık oldum!

Beklediğimden uzun bir yorum oldu. Duygularımı tam olarak aktarabilmiş değilim. Nasıl anlatırsam anlatayım sanki bir şeyler eksik kalacak gibi. O yüzden okumanız ve hissetmeniz lazım.  J. M. Darhower takip edeceğim ve sevdiğim yazarlar arasına girdi. Monster in His Eyes serisi de öyle.. Dediğim gibi beklediğimden daha çok sevdim. Bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. 

Ah, Naz..
Seni alıp bağrıma basasım, herkesten kaçırıp, saklayasım var.
Bana ne yaptın böyle.. 

Son olarak bir alıntı ile yorumumu noktalıyorum.

"O benim nefesimdi ve yanımda olmadığında nefessiz kalıyordum." (Syf; 228)

Bir kaç görsel bırakıyorum. Mutlaka bakın. 💓











Pinterest shareGoogle Plus share

Sevgili Bay Daniels // YORUM



Mükemmeldi! ♥️
Tek kelimeyle bayıldım. ♥️ 
-Sevmediğim yönleri de var elbette.-
Ve bu yazar ne yazsa okurum! ♥️
Ülkemizde daha çok kitabı çıkmalı! ♥️
Kapak tasarımına, baskısına yazarın anlatımına, kurguya ve karakterlere bayıldım. ♥️

Daniels ve Ashlyn ikisinin de hayatları acılarla dolu. Ve bu ortak paydada bir araya geliyorlar. Birbirlerinin acılarını sarıp yeniden hayatta kalma çabalarını okuyoruz. 

Karakterler duygusal, naif, deli dolu, aşık ve tutkulu.. 
Sevgili Bay Daniels sen ne güzel bir adamsın! ♥️ 
Ne güzel seviyorsun be adam..
Ashlyn, sana hayranım kadın! ♥️
Olaylarla başa çıkma çabana, azmine, ayakta kalmana, duruşuna, Shakespeare sevgine..

Ashlyn'nin üvey kardeşleri Hailey ve Ryan ile olan ilişkileri çok güzeldi. Gabby ise ölmüş olsa da çok iyi bir ikiz kardeşti. Ölümünün ardından ikizi Ashlyn'e bıraktığı mektuplar ile ona hayatta kalmayı ve devam etmeyi öğretmesi çok hoş bir düşünceydi. ♥️ Beni kalbimden vurdu. Ashlyn'in ailesine biraz gıcık olmuş olabilirim. Ne olursa olsun insanın çocukları her şeyden önce gelir. Henry ve Rebecca'yı pek sevemedim o yüzden.. Aynı şekilde Hailey ve Ryan'ın annesi Rebecca'yı da sevemedim. Bence ne olursa olsun insan çocuklarının yanında olmalı, onları kabul etmeli ve onlara destek olmalı. Hailey'e de bir noktada kızmış olabilirim. Yani, ona değer vermeyen bir adam için kendinden bu kadar taviz vermesi sinir etti. Ryan ise çok tatlı bir çocuktu. Ve yazarın onun için yazdığı sonu beğenmedim. :( Ahh, Ryan! Kalbimde bir yara olarak kalacaksın. Hep, daha iyisini hak ediyordun. 

Daniels ve Ashlyn çiftine bayıldım. ♥️ Bütün övgüyü ve puanları da onlar hak ediyor. Böyle okurken insanın içini ısıtan hikayeleri her zaman sevmişimdir. Sevgili Bay Daniels'da onlardan biri.. Yalnız okurken Shakespeare'e olan ilgim arttı. Kitap sizi Shakespeare okumaya teşvik ediyor adeta. (=

Şöyle bir şey var ki sonu aceleye gelmiş gibi hissettim. Bilmiyorum belki de karakterleri çok sevdiğimden ve onlara veda etmeye henüz hazır olmadığımdan kaynaklanıyor olabilir. Ne bileyim, sonunu daha farklı hayal etmiştim, daha uzun, daha detaylı.. Çabuk bitmeyen.. Ama yine de.. Çok güzeldi, ya.. ♥️ Cidden çok sevdim! Her ne kadar sevmediğim karakterler ve davranışlar olsa da genel olarak sevdim kitabı. 

Kimi zaman üzüldüm, kimi zaman kahkaha attım, kimi zaman sinirlendim ama en çok da duygulandım. Bana bütün duyguları aynı anda yaşattı. Yazar, duyguları okuyucuya çok iyi bir şekilde yansıtmıştı. Bu da beni kalbimden vuran noktalardan biri.. Son olarak ilk satırından son satırına kadar beni alıp götüren, insanın içini ısıtan duygu yüklü bir romandı. 

Yazarın yeni çıkacaklar olan kitaplarını merakla bekliyorum. ♥️
Pinterest shareGoogle Plus share

PATRON || Alıntılar




M E R H A B A !
Yabancı Yayınlarından çıkan Vi Keeland "Patron" kitabını sevince okurken çıkardığım alıntıları derleyip burada paylaşmak istedim. Kitabı okumak isteyenler ya da tereddütlü olanlar için de bir fikir olmuş olur. 😊
Kitabın tanıtımına ve kitap yorumuma ulaşmak için; TIK TIK!


♥️ "Ch.. Ch.. Ch.." Kelimeyi ağzımdan çıkaramadım. 
Elbette Chase ıskalamadı bile. Pis pis gülüp eğlendi. "Çok tatlı tren taklidi yapıyorsun Buttercup."


♥️ Chase bana doğru eğilip fısıldadı, "İnanılmaz kokuyorsun, yaz mevsiminde bir kumsal gibi." Burnundan derin bir nefes aldı. "Hindistan cevizi, belki biraz hanımeli, biraz da turunçgille karıştırılmış gibi." 


♥️ Eğer kalbinin nerede olduğunu bilmek istiyorsan, düşüncelere daldığında aklının nereye gittiğine bak.


♥️ Umut. Muhteşem bir şeydir. İçinizde sarmaşık gibi büyür ve yüreğinizi sarmalayıp sıcacık hale getirir. Ta ki birisi onu ayaklarının altında ezene kadar. O zaman sarmaşık tutuşunu sıkılaştırarak artık kan pompalayamayacak hale getirir ve kalbiniz hızla ölür. (Sayfa;263)


♥️ Merdivenin hepsini tırmanman gerekmiyor. Sadece ilk basamağı. (Sayfa;282)

♥️ İki eliniz var, biri kendinize yardım etmek, diğeri de yardıma muhtaç olanlara el uzatmak için. (Sayfa;282)

♥️ Eğer rotanı değiştirmezsen, sonun yöneldiğin yer olabilir. (Sayfa;282)

♥️ "Ya şöyle olsaydı"lara odaklanma. Elinde olanlara odaklan. (Sayfa;284)


♥️ "Hiç kafa yormadığını söylediğin sanıyordum."
"Yormadım." Gözlerimiz kenetlenene kadar bekledi. "Bugüne kadar. Küçük el bileklerini ve onların yatağımın başına bağlandığını görmek iin ne kadar sabırsızlandığımı düşünmekten hiçbir boku bitiremedim." (Sayfa;67)

♥️ Chase Parker'ın aslında kim olduğunu düşündüm. Onun gibi bir adamla daha önce hiç tanışmamıştım. Parmağımı üzerine basıp işte bu diyemiyordum. Hiçbir kalıba uymuyordu sanki. Fazlasıyla başarılı bir şirketi yürüten bir iş adamıyla ancak yine de dağınık saçları ve düzgün kirli sakalıyla rock yıldızı gibi görünüyordu. Özel dikim, ölçülü takım elbiselerinin altında taş gibi bir vücut ve piercingli bir meme ucu vardı. Koca memeli sarışınlarla çıkıyor ve akşam yemeğinde yabancılara katılıyordu, yine de haftada bir ablasıyla yemek yiyordu. Bu akşam Lindsey'den öğrendiğim şeyi katmasam bile, adam karmaşık bir paketti.  (Sayfa;91)


♥️ Ellerimi masamda birleştirdim. "Günaydın Bay Parker."
Kaşları havaya fırladı. "Bunu böyle mi oynayacağız?"
"Neden bahsettiğinizi hiç bilmiyorum Bay Parker."
Chase masama geldi. "Bana Bay Parker deyişini sevdim. Bunu sürdürmek zorunda kalacaksın."
O daha da yaklaşırken yutkundum. Sesim zayıflık belirtileri gösterdi. "Hiç sorun değil Bay Parker."
"Lütfen Bay Parker desen mesela?"
"Lütfen Bay Parker deme nedenim ne olacak?"
"Sadece senin dudaklarından çıkarken kulağa ne kadar iyi geleceğini duymak istedim." Aramızdaki mesafeyi kapattı, masamın diğer tarafına geldi ve kalçasını gelişigüzel bir şekilde masaya yasladı. Uzanıp başparmağıyla alt dudağımı okşadı, doğrudan ağzıma doğru konuştu. "Lütfen, Bay Parker. Bu dudaklardan çıkacak.. yaz bunu bir kenara."
Kendimi nasıl bir şeye sokmuştum ben böyle? (Sayfa;142)



♥️ Son bir kaç günde, ilişkimiz değişmiş gibi hissettim. Artık sadece fiziksel değildi. Chase'le ikimiz hayatlarımızla ve bizi biz yapan şeylerle ilgili daha fazla şey paylaşmıştık ve şimdi ailesiyle tanışmak üzereydim. Normalde bu kadar hızlı olan bir şey beni korkuturdu. Yine de kendimi, endişeli olmaktan çok, gergin ve heyecanlı bir beklenti içinde buldum. (Sayfa;209)




♥️ "Bunu gerçekten yapıyoruz demek, ha? Uzun zamandır görmediğim ortaokul aşkım, ikinci göbekten kuzenim ve aynı zamanda patronumla açık açık bir çift mi olacağız?"
Bir tutam saçımı kulağımın arkasına itti. "Çok uzun bir isim oldu. Sana sadece kadınım desem nasıl olur?"
"Kadının, ha?"
Bakışları yüzümde gezindi. "Gerçek bu. İkimiz de farklı sebeplerden mücadele ediyorduk. Ama seni o karanlık restoran koridorunda gördüğümden beri sen benimdin." (Sayfa;230)




 ♥️ "Aslında akşam yemeği planlarım vardı."
Cevabı beni biraz endişelendirdi.. ve belki minicik bir kıskançlık da duymuş olabilirim. "Ah."
Gözlerini bana dikip baktığını hissettim ancak içkimi içerken gözlerinden sakındım. En sonunda ona baktığımda gözleri bir şey için benimkileri aradı.
"Ablamla, biriyle çıkmadım. Haftalık, normal bir şey."
"Sormadım zaten."
"Hayır. Sormadın. Ama akşam yemeği planlarım olduğunu söylediğimde hayal kırıklığına uğradın."
"Uğramadım."
"Bana öyle göründü."
"Bence kibrin bazen gördüğün şeylere dair yargını gölgeliyor."
"Öyle mi diyorsun?"
"Evet." (Sayfa;89)



Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI