pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AŞK KÖLESİ II Kitap Yorumu

 


#kitapalıntısı
Grace ona gülümseyerek baktığında, Julian kalbinin deli gibi attığını hissetti. Bu kadında ne vardı böyle? Daha önce kimse onun gibi işlememişti Julian'ın içine
Esasında sebebi biliyordu. Gerçekten onu gören ilk kadındı. Dış görünüşünü, vücudunu ya da kahramanlıklarını değil; Grace onun ruhunu görmüştü.
Julian böyle bir insanın var olabileceğini bilmiyordu.
"Sana kavuşmak için iki bin yıl bekledim, Grace Alexander. Ve sen bunun her saniyesine değersin."
"Tüm yaşamımı evim diyebileceğim bir yer arayarak geçirdim. Yüzümü ya da vücudumu değil, beni isteyecek birisini aradım."
"Ben seni istiyorum, Julian."
"Hayır, istemiyorsun. Nasıl isteyebilirsin ki?"
"Nasıl istemeyeyim ki? Tanrım, hayatımda kimseyle olmak istemediğim kadar seninle birlikte olmak istiyorum."
"Hissettiğin şey şehvet."
"Bana ne hissettiğimi söyleme. Ben çocuk değilim."

#kitapyorumu
Geçmişte yaptığı hatalardan dolayı cezalandırılıp, aşk kölesi olarak bir kitaba hapsedilen Julian ile erkeklerden ağzı yanmış, onlardan uzak durmak için her şeyi yapan ve bir seks terapisti olan Grace'in hikayesi ele alınıyor. (İşler burada ilginçleşiyor farkında mısınız?) Grace doğum günü hediyesi olarak kitaptan fırlamış Julian ile karşılaşıyor. Onu gördüğü an ondan kurtulmanın yollarını ararken bir ay boyunca onunla kalacağını öğreniyor. Julian ise Grace'i memnun etmek için her yolu deniyor ama başarısız oluyor. Grace ise Julian'ın hikayesini öğrendikten sonra tek amacı onu bu lanetten, cezadan kurtarmak oluyor. Ama bu düşündükleri kadar kolay olmayacak ve herkesin kendine düşen fedakarlığı yapması, bedel ödemesi gerekecek.. Bu uğurda Julian ve Grace amaçlarına kavuşabilecekler mi?

Aşk Kölesi'ni okurken yetişkin fantastik türünü ne kadar özlediğimi fark ettim. Yani bu türe neden değer vermiyorsunuz, üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz sayın yayınevleri, sorarım size..?

Aşk Kölesi; aşk, tutku ve sevgi yanında mitolojiyi de içinde barındıran bir kitap.. Daha ne olsun? Julian'ın hikayesini okuduğumda onun adına çok üzüldüm. Hatta ona sımsıkı sarılmak ve her şeyin geçeceğini söylemek, onu teselli etmek istedim. Grace ise hem üzüldüğüm hem de onunla gurur duyduğum bir karakter oldu.

Julian için bu zamana kadar onu kullanmak dışında hiçbir şey yapmayan kadınlar dışında, o Julian'a çok farklı yaklaştı. Onu bir obje, bir hayvan yerine bir insan olarak değer verdi. Onunla yemek yedi, dışarı çıktı, film izledi, kitap okudu. Ona hayatı gösterdi. Julian ise Grace'i korumak için kendinden bile vazgeçecek kadar ona değer veriyordu. İkisi de birbirinin kollarında acı çekip, mutlu olup, gözyaşı döktüler..

Ve sona yaklaştıklarında -Tanrılarında ufak eli değmiş- olsa da ikisi de sonunda mutluluğu buldular. Julian hep bir ailesi,çocukları,karısı ve evi olsun istemişti. Bir yere ait olmak istemişti. Grace ise onu her şeyiyle sevip, kabul edecek birini istiyordu. İkisinin de dileği gerçekleşmiş oldu ve sonsuza dek mutlu yaşadılar kıvamında bir geleceğe sahip oldular.

Okurken keyif aldığım, kimi zaman üzüldüğüm, kimi zaman kızdığım, kimi zaman karakterleri bağrıma basmak istediğim ama çokça sevdiğim bir kitap oldu. Grace ve Julian ikilisini o kadar çok sevdim ki favorilerim oldular. Birbirleri için yaptıkları şeylere hayran kaldım. Birbirleri için yaratıldıkları fikrini, birbirlerine olan duygusal bağlarını, hislerini sevdim.

Serinin devamını da kısa bir sürede okumak istiyorum. Keşke devam kitapları da çıkacak olsaydı ama ne yazık ki mümkün görünmüyor. -Son olarak Julian ve Grace kalbimdesiniz.-



Pinterest shareGoogle Plus share

Hayatın Kıyısında || Yorum


Üzgünüm.
Mutsuzum.
Kırgınım.
Kızgınım.

Kızgınım çünkü Theo'nun ailesine ve arkadaşlarına ağzının payını vermek istiyorum. 
Üzgünüm çünkü yardım çığlığının duyulmamasına, değer görmemesine, sevilmemesine.. "Kimse beni özlemeyecek, sevmeyecek" düşünceleri içerisinde olmasına...Yalnız kalmasına ve çareyi her şeyi sonlandırmakla bitirmesine.. Kendimi arada kalmış gibi hissediyorum. Bu kitabı hem sevip hem de nefret ediyormuşum gibi hissediyorum. Finch'i zaman zaman bağrıma basıp zaman zaman da pataklamak istediğim zamanlar oldu. Ama en çok yardım eli uzatmak istedim. Aynı şekilde Violet içinde.. Aslında tek bir sözün, tek bir dokunuşun, tek bir sevgi belirtisinin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu gösteriyor yazar bize.

Kurgu ağır bir tempoda ilerlese de vermek istediği mesajlara ve duyguları yoğun bir şekilde hissettirmesi yönüyle beni sarstığını söyleyebilirim.

Etrafımızda ne kadar yardım çığlığı atan ama bir destek göremeyen vardır değil mi? Farkında değiliz ya da olmak istemiyoruz.. Boğazımda bir yumru ile bitirdim kitabı. Theodore Finch her ne kadar önemsiz biri olduğunu düşünse de okuyan bir çok kişi tarafından hatırlanacaktır. Belki de umut olacaktır. Kim bilir? 
Son olarak yazarak bir çift sözüm var. Kalbimi böylesine kırdığın ve karakterlere böylesine bağladığın için teşekkürler.. 😢

Pinterest shareGoogle Plus share

Bronz Atlı│YORUM



Yazar, Bronz Atlı'yı II. Dünya Savaşı üzerine temellendirmiş, bunun yanında kurgunun içerisine aile olma, sevgi, fedakarlık ve aşk gibi değerleri de serpiştirmiş. Yazar, savaş vahşetini öyle gerçekçi bir şekilde ele almış ki okurken insanı derinden sarsıyor.  Bir insan ne kadar fedakar olabilir, nelerden vazgeçip neler yapabilir bunu gözler önüne seriyor. 

Yazar, okudukça bir yudum suyun, bir dilim ekmeğin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Bu da bana elimizdekilerin kıymetini bilmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. 

Şehir ölüyor.
İnsanlar ölüyor.
İnsanlık ölüyor.

Susuzluktan, açlıktan, soğuktan..

Savaş gerçeğinin yanında Alexander Ve Tatyana'nın aşkı da ön saflarda.. İki karakterin karşılaştıkları ilk sahne beni çok  büyüledi. Tatyana'nın dondurma yiyişi, Alexander'ın onu tüketen bakışlarıyla izlemesi..Onun yanına gitmesi, evine kadar eşlik etmesi.. Sessizliği paylaşmaları.. Birbirlerine görür görmez vurulmaları.. Yazar karşılaştıkları ilk sahneyi o kadar güzel yansıtmış ki kitapta beni etkileyen sahnelerden biri oldu..

Normalde tarih içerikli bu kadar uzun soluklu kitaplar okumam. Okurken sıkılırım. Ama Bronz Atlı da öyle olmadı. Kalınlığından gözüm korkuyordu. Ama başlayınca yazarın dilinin akıcı olduğunu ve sıkmadığını keşfettim. (Bir de ben bun okudum ya, artık hiç bir kitap önümde duramaz.) :D

Başlarda tüm karakterler beni sinir etti. Tatyana'nın ailesini hiç sevmedim. Özellikle Tatyana'nın ablası Daşa'yı.. Daşa bencildi. Ve kitabın sonuna kadar böyle devam etti. Dimitri var bir de. O da şerefsizin önde gideni.. Kitap boyunca ölse de kurtulsak diye çok bekledim. Kitabın sonuna kadar her türlü pisliği yapmaya devam etti. 

"Şura, nasıl bu kadar yakınız biz? Aramızda nasıl bir bağ var böyle? Birbirimizi ilk gördüğümüz andan beri kopmadı."

"Buna yakın olmak denmez." 

"Ne, peki?"

"Bağ demek de yetmez."

"Sonuç?"

"Bizimkisi ilahi bir birleşme." 


Tatyana ise o kadar fedakar ki.. Elindeki her şey bir çırpıda başkasının oluyor. Elinde tuttuğu bir dilim ekmeği sırf aç diye yan komşusuna verecek kadar fedakar ve eli açık, kalbi geniş bir kız. Hatta sırf ablasının kalbi kırılmasın diye ölümüne sevdiği adamı kız kardeşine verecek kadar ileri gidebiliyor. Cidden bu kısımda beni çok delirtti. Alexander ise aşkına sahip çıkmayarak beni çileden çıkarttı. Tatyana'nın tüm itirazlarına rağmen aşkına ve Tatyana'ya sahip çıkması gerekiyordu. 

Tatyana ve Alexander tüm imkansızlıklara rağmen aşklarını yaşıyorlar. Ama o kadar çok şey oluyor ki.. Kayıplar, acılar, ayrı kalışlar.. Öyle fena şeyler oluyor ki.. Bilmiyorum belki de ben kolay etkileniyorum. Ama kurgu duygusal olarak beni derinden sarstı.

Kitapta bir sahne var. Hani derler ya "aşkım için canımı bile veririm" diye.. Bronz Atlı da bunu gördüm, hissettim. Tatyana'nın Alexander için yaptığı fedakarlıklar o kadar dokundu.. Birbirlerin olan aşkları, tutkuları ve bağlılıkları hayranlık verici.. 

Başlarda seveceğimi düşünmemiştim aslında ama yazar beni oldukça şaşırttı. Ve seriye kesinlikle devam edeceğim. Her ne kadar okurken karakterler ve bazı olaylar beni sinir etse de beni duygusal açıdan oldukça etkileyen ve sarsan bir kitap oldu. 

Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. ❤
Pinterest shareGoogle Plus share

MOMO │YORUM



Görsel alıntıdır. 
Kaynak; KAYIP RIHTIM


Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.
 
Momo, büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yoktur. Ancak olağanüstü bir yeteneği vardır: Momo, muhteşem bir dinleyicidir ve bunun için oldukça bol zamanı vardır.

Bir gün hayaletimsi topluluk “duman adamlar” ortaya çıkar. İnce hesaplı planlar kurup insanların zamanını çalarlar. Onları durduracak tek kişiyse Momo’dur.

Momo elinde bir çiçek, koltuğunun altında bir kaplumbağa ve gizemli Hora Usta’nın da yardımıyla koskoca duman adamlar ordusunun karşısında tek başına durur. Acaba Momo, zamanı çalan adamları tek başına alt edebilecek midir?
______________________________________

#kitapyorumu || MOMO


"Bütün yaşam bir hikayedir ve biz de onun içindeyiz."

Momo, beni zorlayan ve aslında yorum yapmak istemediğim bir kitaptı. Ama kitabı bitirince bir kaç şey söylemek istediğime karar verdim.

Momo, tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Ben başta erkek zannediyordum. Kapağa bakarsak öyle ama, sonra kız olduğunu öğrendim.Kimsesi ve hiçbir şeyi olmayan bir kız. Ama bir özelliği var. O da iyi bir dinleyici olması.

Momo iyi bir dinleyici olduğu için yanına bir çok insan geliyor, dertlerini anlatıp gidiyor. Momo ise sadece dinliyor. Günümüz problemlerinden biri olan "karşımızdakini dinlememe" sorununu Momo'nun bu özelliği alt ediyor. 

Momo'nun bir çok arkadaşı var. Kitap içinde bir çok kısa öykü ile karşılaşıyoruz. Momo ve arkadaşları birbirlerine hikaye anlatarak, canlandırarak günlerini geçirirken bir gün ortaya zaman hırsızı olan "Duman Adamlar" çıkıyor. Bu Duman Adamlar insanların zamanlarından tasarruf adı altında aslında onların zamanlarını çalıyorlar. 

İnsanların kısa zamanda yapacak o kadar işleri oluyor ki bu Duman Adamlar sayesinde artık eskiden yaptıkları şeyleri yapamaz oluyorlar. Daha mutsuz, daha sinirli ve daha huzursuz oluyorlar. Derken bir gün Momo Hora Usta ile karşılaşıyor. Ve bu ikili tüm insanlığı kurtarmak için Duman Adamlar'a karşı savaş açıyorlar.

Sonuç ise kazanıyorlar. İnsanlara zamanlarını geri veriyorlar ve her şey eskisi gibi kaldığı yerden devam ediyor. İnsanlar artık daha mutlu ve daha huzurlu..

Yazarın fantastik ögelerle ve masalsı anlatımıyla vermek istediği mesajı takdir ediyorum. Ama okurken çok sıkıldım. Kısa bir kitap olmasına rağmen beni yoran bir kitap oldu. İçerisinde sevdiğim kısımlar elbette oldu. Özellikle Momo'nun kaplumbağa ile olan sahneleri, diyalogları çok hoşuma gitti.  Ama onun dışında beni biraz hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu. Çünkü bu kitap için çok umutluydum. Çıktığı günden beri deli gibi merak ediyordum. Ama ne yazık ki aradığımı bulamadım.
Pinterest shareGoogle Plus share

Ejder Gizemi│Kitap Yorumu



* * * Spoiler İçerir * * * 

Sevdiğim bir yazar ve sevdiğim bir seri.. Serinin ilk kitabını sevmiştim. Ama ne yazık ki aynı şeyi ikinci kitap için söyleyemeyeceğim. Beni hayal kırıklığına uğrattı. Aradığımı bulamadım. Beklentilerimi karşılamadı.. 

Neden derseniz; 
Öncelikle Jacinda'nın yaptığı şey kabul edilebilir bir şey değil bana göre.. Sen Will için ölüp bit, onun uğruna her şeyi feda et. Ama sonra Cassian ile öpüşüp, koklaşmaya başla. Bu hareketi yaparken mantığın seni terk ettiyse, kalbin neredeydi Jacinda? Tamam, yaşadıkları kolay şeyler değil. Sürüden dışlanması, kimseden saygı görmemesi ve bir ucube gibi hissettirilmek, işe yaramaz biri gibi hissettirilmek çok kırıcı. Ama bu yaptığı şeyin doğru olduğunu göstermez. Bilmiyorum ya, bana ters geliyor böyle şeyler.. Birini seversin ve bu ömür boyu gider. Araya üçüncü bir şahıs girmez. Yazar böyle bir sahne yazarak bizleri Cassian&Jacinda&Will üçgenine fırlatıp kaçıyor resmen.. :( 

Jacinda'ya çemkirdikten sonra diğer konulara değinebilirim. Kurgu zayıf kalmış bana göre.. Karakterlerin hiçbirini de sevemedim. Sevdiğim karakterleri de sevmez bir konuma geldim. Serinin ilk kitabını çok uzun zaman önce okumuştum. Belki onun etkisidir bilemiyorum. Belki okumak için bu kadar bekletmeseydim böyle düşünceler içerisinde olmazdım. Ya da yanlış zamanlama.. Bilemiyorum.. :( 

Tamra'nın kitabı olmasına rağmen onun sönük kaldığını söyleyebilirim. Yani pek bir numarası yoktu. Ateş püskürten (Jacinda) ve Gölgelendirici (Tamra) nadir bulunan ejderhalar ama pek bir numaraları yok.. İtilip kakılmaktan başka.. Şöyle güç gösterileri ile bize seyirlik bir keyif sunabilirlerdi.. Ama oldu mu öyle bir şey? Tabiiii ki, hayır! -_-

Erkek karakterler de pek bir sönük.. Şöyle alfa tipi yok. Güç gösterisi, ne istediğini belli eden tavırlar yok.. Onların çocuk olduğunu varsayarsak normal karşılanabilir bu durum.. Ama neysee.. Sevemedim.

Jacinda'ya bazı durumlarda üzüldüm. Cidden! Yaşadıkları kolay şeyler değil sonuçta.. Ama bu karakteri kurtarmaya yetmedi. Dediğim gibi kitabın elle tutulur sevdiğim bir yanı olmadı. 3 puanı da neden, nasıl verdim bilmiyorum ama kıyamadım sanırım. Serinin son kitabı ile bir şans daha vereceğim. Umarım beklentilerimi bir nebze de olsa karşılar. ^_^

NOT: Çok büyük beklentiye girmeden okunabilir.
Pinterest shareGoogle Plus share

En Karanlık Gece || YORUM

Vay canına! 😍 
Çok güzeldi. 😍 
Bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. 
Hele o son sahnede Ashlyn'in yaptığı fedakarlık beni benden aldı. ❤
Aşk insana neler yaptırıyor bir kez daha görmüş olduk. 
Maddox'un, Ashlyn'e olan bağlılığı aynı şekilde Ashlyn'in, Maddox'a olan bağlılığı çok güzeldi, çok duygu yüklüydü.
Diğer karakterleri de sevdim. Özellikle Torin, Reyes ve Paris 😍 Sizi bir an önce okumak istiyorum bebekler.. 😍 Ashlyn'e bazı kısımlarda "çok safsın be kızım" dediğim yerler oldu. Yani, cidden! 😂 Kitap çok akıcıydı ki bunda yazarın kaleminin etkisi büyük.. Okurken sıkılmadığım ve bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlandığım bir kitap oldu. Eğer fantastik ile harmanlanmış aşk, arkadaşlık ve fedakarlık içeren kurgular okumaktan hoşlanıyorsanız bir şans verebilirsiniz. 😊 😇
Pinterest shareGoogle Plus share

KGBT 6. Tur || Tek İsim Tek Kader - J.Green & D.Levithan | Alıntılar ve Video


  • Facebook üzerinden çekilişimiz devam ederken kitap hakkında fikir edinmek isteyenler için etkinliğin üçüncü gününde alıntılar ile yola devam ediyoruz :D 
Facebook Çekilişi İçin : TIK TIK!
Pinterest shareGoogle Plus share

KGBT 6. Tur || Tek İsim Tek Kader - J.Green & D.Levithan | Yorum

Kitap Gurmeleri ile Blog Turları'nın ikinci gününde Tek İsim Tek Kader yorumum ile karşınızdayım! Kitabı bitirdiğimde "vayy canına" dediğim doğrudur! Başlarda her ne kadar sıkılsam da bir yetmiş yüz sayfa sonra kafanızdaki bütün soru işaretleri yanıt buluyor ve kendinizi akışa bırakıyorsunuz. 

Will Grayson, Tıfıl Cooper ile kendi halinde takılan biridir. Tıfıl Cooper'ın amacı ise hayalinin oyununu gerçekleştirmek ve arkadaşı Will Grayson'un mutlu olmasını sağlamak.

Bunun bilinciyle Tıfıl kendi hayat hikayesinden oluşan oyununu canladırmak için okuldan gereken bütçeyi sağlıyor ve çalışmalara başlıyor. 

Öteki Will Grayson ise internette tanıştığı bir çocuk ile samimiyeti ilerletiyor ve bir gün onunla buluşmak için sözleştiğinde öğrendiği gerçekle yerle bir oluyor. Uzun zamandır konuştuğu kişi sınıf arkadaşı bir kız çıkıyor. Bunu öğrenen Will yıkılıyor haliyle ve buluşma yerine gittiğinde kendini aldatılmış ve yalnız hissediyor. Tam bu devrede araya Tıfıl giriyor birbirlerine ilk görüşte aşık oluyorlar. O günden sonra da Tıfıl onu hiç yalnız bırakmıyor. Tabi ilişkileri inişli çıkışlı ilerlese de birbirlerinden kopmuyorlar.

Esas Will Grayson ise sonunda aradığı aşkı Jane'de buluyor. Tıfıl'ın sergilemiş olduğu oyun kendi hayatlarından bir parça taşırken, bu oyun ile Tıfıl, Will'i ne kadar sevdiğini gözler önüne sermiş oluyor. (Arkadaşça tabi! :D)

Beni rahatsız eden kısımlar olduğunu kabul ediyorum ama hikayenin amacını anladığınızda sizi şaşırtan bir kitabı elinizde tuttuğunuzu anlamış oluyorsunuz. Kitabın vermek istediği mesajı sevdim ben. J. Green'i ve onun ergenlerini seviyorsanız bu kitabı da seveceğinizi düşünüyorum. :)

Facebook üzerinden 3 kişiye hediye ediyoruz. Katılmak için: TIK TIK!
Pinterest shareGoogle Plus share

CNR Kitap Fuarı 2 │Neler Aldım?


İlk fuar maceram için: TIK TIK!

* * * 
  • Ben fuarın son günü sadece imza için gidecektim. Ama gitmişken elim boş dönmedim. Jennifer'ın kitabını 12,5 TL'ye aldım. Min Li Li de Ünlü Aşk'ı aldı. Böylece Gözlerinin Esareti ve Ünlü Aşk'ı 25 TL'ye almış olduk :D 
  • Ah Şu Kalbim'i, Min Li Li'nin ısrarı üzerine aldım. Kendisi SEP hastası olduğu için beni de kendine benzetti :D Kitabı sahaftan 5 TL'ye aldım.
  • Romantik Oyun ise Postiga'nın Güllerinden Elif Yılmaz'ın hediyesi. İlk imzayı Min Li Li ile kaptığımızı da söylemeden geçemeyeceğim :D 
  • Bir genelleme yapacak olursak; bu gidişimde iki kitap almışım. İki kitaba da 17,5 TL vererek tek poşetle eve dönmenin keyfini yaşıyorum :D  

  • Fuar ilk güne oranla kalabalıktı. Tüyap kadar olmasa da yoğunluk vardı. Ephesus Yayınlarında büyük bir yoğunluk vardı. Neden olduğunu tahmin edersiniz. :D 
  • Epsilon Yayınlarında yine indirim vardı. 3 kitap 12 TL kampanyasında yeni kitaplar vardı. Ben almasam da Min Li Li bolca yararlandı bu indirimden. Sahaflarda bolca Historical Romanslar vardı. Fuara gidecekseniz ilk uğradığınız yer sahaflar olsun. Belki aradıklarınızı bulabilirsiniz.
  • Birbirinden cana yakın yazarla tanışma fırsatı yakalamak istiyorsanız sizi Postiga Yayınları standına alalım! :D İmza günlerinde kimlere gittim; Jennifer Royce, Selvi Atıcı ve Burçin Çelik. Bütün yazarlara katılma gibi bir olanağım yok zaten. Burcu Bahtiyar, Sümeyye Akarçay ve "Postiga'nın Gülleri"yle de tanışıp kaynaştıktan sonra Min Li Li ile son durağımız Müptela Yayınları oldu. 
  • Jenny'e bu güzel imza ve bol kucaklaşmalı seansımız için teşekkür ediyorum. Küçük Esir damgasına da ayrıca bayıldığımı belirtmek isterim :D Selvi Atıcı'dan imzalı kitabıma ise bakıp bakıp gülüyorum. Keşke kendisiyle daha çok sohbet etme fırsatımız olsaydı ama imzalar beklemez. Ayak üstü imzalarımızı aldık, böyle -kocaman- sarıldık.. Bir tek resim çekinemedik ben en çok ona yanıyorum ama artık Tüyap'a saklıyorum hakkımı.. :) 
  • Jenny'nin adıma özel imzasını da paylaşamadan olmaz. :D Benim için güzel ve yorucu bir gün oldu. Ama o yorgunluğa değdi. Bir sürü yazar ve okurla da tanışmış oldum bu vesileyle..Benim fuar günlüğüm de bu kadar, bana bu yolculukta eşlik eden Min Li Li'ye de ayrıca teşekkür ediyorum, -seviliyorsun kuzuuu- :D 
Pinterest shareGoogle Plus share

Kitap Alışverişi#5




En son ki kitap alışverişi yazısını ne zaman yazdım bilmiyorum. Ama aradan uzun zaman geçti onu hatırlıyorum. Çok üşengecim ne yapayım :D Bugün Min ile kitap alışverişine çıkalım dedik. Onun yazısını da blogunda bulabilirsiniz. O benden daha fazla şeyler aldı. Ben bugün ki alışverişimizden 2 kitap aldım sadece. Aldıklarıma göz atalım;

Aşka Zaman Ver ve Sır Tutabilir Misin?  kitaplarını bugün aldım. Tanesi 5 TL. Aşka Zaman Ver, hiç aklımda yoktu, öyle 5 TL'ye görünce, konusu da hoşuma gidince alayım dedim. Sır Tutabilir Misin ise tamamen Min'in önerisiydi. Kitap hakkında hiç bir fikrim yok. Okuyup göreceğim. ;)

-Kütüphanenin bir kısmı- :D

Çirkin Güzel 1 ve 2 aklımda yoktu. Ama tanesi 10TL'ye görünce alayım dedim. (İndirim gördüm mü, dayanamam) :D Tatlı Şeytan'ı Min, çekilişten kazanmıştı, kitap onda olunca diğerini bana verdi sağolsun. ;)


Umutsuz ve On Küçük Nefes'i Min'den ödünç aldım. Çok merak ediyordum, hazır Min'de varken alıp okuyayım dedim, sağolsun beni kırmadı getirdi. :)


Aspendos kitaplarını 5TL'ye aldım. Listemde yoktu ama indirim görmüşken gidip alayım dedim. :D

Ölümcül Merhamet'i ukitap'tan 5TL'ye aldım. Başlat listemde yoktu ama 5TL'ye görmüşken alayım dedim. Serseri listemdeydi ve 5 TL olunca hemen aldım. ;)

Duman ve Kemiğin Kızı'nı yine ukitaptan takas ile aldım. Sahra ve Hissiz'i ise ukitaptan tanesini 8 TL'ye aldım. Hissiz ve Sahra'yı alalı çok oldu ama hala okuyamadım :/ En kısa sürede okusam iyi olacak. 

Cehennem Taşı ve Karanlığın Ateşi, yine Min'in önerisi. Ama ikinci kitabı alamadım. :/ Cehennm Taşı'nı 5TL'ye aldım. Karanlığın Ateşi'ni ise ukitaptan takas ile aldım. 

Son olarak Yalnız Gözlerin İçin'i de görünce hemen aldım. 5 TL'ydi. Gerçi ilk basım ama olsun. Benim için fark etmez. :D

Bu liste iki ve üç aylık alışverişimin toplamı. Dışarı çıktığım zaman kitapçılara bakarım genelde. Hoşuma giden ya da indirimde olan kitaplar varsa alırım. 

Ve gelelim nereden aldığıma...
Takas olarak belirttiklerim hariç, diğerlerini Avcılar'dan aldım. Orada oturan ya da yakın olan varsa gidip gezsin diyorum. İda Kitabevi, Buse Kitabevi Barış Manço Kültür Merkezi'nin yakınlarında bir yerde. Kime sorsanız söylerler zaten. ;)

-Resimlerin kalitesi için kusura bakmayın- :/  

Siz en son ne zaman kitap aldınız? Neler aldınız? Aldıklarımdan okuduklarınız ya da istedikleriniz var mı? :D 
Pinterest shareGoogle Plus share

Ardında Bıraktığın Kadın / YORUM

 
Bu kitap kaç gündür elimde sürünüyor bir ben bilirim bir de kitabın kendisi. Ay başından beri okumaya çalışıyorum. Önce yarım bıraktım sonra yeniden başladım ama olmuyor arkadaş. 180.sayfaya kadar dayanabildim. Benim de sabrımın bir sınırı var. Jojo Moyes hiç üşenmeden 510 sayfa nasıl yazmış bu kitabı anlamadım. 200 sayfa olsa ne olurdu sanki. Bu kadar fazla uzatmanın ne gereği vardı ki.. Sadece Sophie'nin hikayesini okudum, Liv'in hikayesini de merak etmiyorum. Jojo Moyes'in bu zamana kadar 3 kitabını okudum ve okuduğum 3 kitapta beni hayal kırıklığına uğrattı. Yazarın kalemini, anlatım tarzını beğenmedim. Bana hitap etmiyor. İnsanı içine çeken tarzda yazmıyor bana göre. O 180 sayfayı okurken o kadar sıkıldım ki kitabı yere fırlatma aşamasına kadar geldim. Bu kitabı okurken sinirlerim bozuldu resmen. Harcadığım zamana üzüldüm. Okuyanlar, beğenenler ne düşünür bilmiyorum ama Jojo Moyes benim için bitmiştir. İstediği kadar kitap çıkartsın dönüp yüzüne bile bakmam. Kusura bakma Jojo Moyes ama tarz değilsin! diyerek bir göndermede de bulunduktan sonra yorumumu bitiriyorum.
* * *
Puanım; 1

Pinterest shareGoogle Plus share

Paris'te Balayı / YORUM

 
Bu kitabı neden basma gereği duymuşlar ki.. Ardında Bıraktığın Kadın kitabı ile birlikte verilebilirdi. Ayrıyeten basmalarına gerek yoktu. Ticari amaç güdüyorum bu konuda.
 
Kitap bir novella olduğu için 1- 2 saat gibi kısa bir sürede bitti. Ama keşke basılmasaydı diyorum. Yani bence gereksizdi. İki kadın, iki adam ve iki farklı hayat var. Bir tezgahtar olan Sophie, ressam olan Edouard ile evlenir. Başlarda evlendiğine pişman olsa da sonradan evliliğine bir şans vermeye karar verir. Liv ise mimar olan David ile evlidir ve onu ilgisizlikle suçlayıp evliliklerini son verme  raddesine kadar gelir. Ama ona bir şans daha vererek evliliklerini kurtarmaya karar verir. Kitabın konusu bu. 133 bilmem küsür sayfa işlenen konu bu. İkinci kitap Arından Bıraktığın Kadın ise 500 küsür bir şey ve o kadar sayfa yazarın ne yazdığını merak ediyorum.
 
Genel olarak kitabı beğenmemekle birlikte gereksizce basılmış olduğunu düşünüyorum. O yüzden beğenmedim, olmamış, aradığımı bulamadım. 
 
Puanım;2 

Pinterest shareGoogle Plus share

Sen Gittiğinde / YORUM





Aslında canım hiç yorum yapmak istemiyordu. Gerçi bu aralar canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Kitap okumak bile istemiyorum. Niye böyle oldum, bilmiyorum.

Her neyse..

Kitabı bitirdiğim "vay bee" dedirtti bu kitap bana. Aslında bu kitaba bir hafta önce başlamıştım ama bir türlü bitirememiştim. Dediğim gibi canım hiç bir şey yapmak istemiyordu.

Kitabın sonunda Adam'ın müziği bırakmasına şaşırdım. Bırakacağını düşünmemiştim çünkü. Müzik onun için her şey değil miydi? -Tabi Mia'dan sonra-
Mia başını salladı. "Bunun doğru olmadığını biliyorum. Sadece.. sorun, grup. Onlarla beraber olduğun zaman seni daha fazla kişiyle paylaşmak zorunda kalıyorum. Buna bir de ailemi eklemek istemiyorum."
Az önceki kızgınlığım geçmişti. "Seni aptal şey," diye mırıldandım alnına bir öpücük kondurarak. "Beni kimseyle paylaşmıyorsun. Sen, benim tek sahibimsin."
Ansızın bir gece Adam Mia'nın konserine gitmeye karar verir. Bundan sonrası pamuk ipliği gibi gelir. Bir süre birlikte vakit geçirip konuşan çift en sonunda birlikte olmaya karar verirler.

Mia onu neden terk ettiğini, Adam neden müziği bırakmak istediklerinden bahseder. Ve en sonunda bir arada olmaya karar verirler. Gerçi sonu biraz belirsizliklerle bitti ama olsun. -Evlendiler mi? Evlenecekler mi? Bilinmiyor!-

Genel olarak kitabı sevdim. Yalnız Mia'nın Adam'ı terk edişini ve 3 yıl sonra ortaya çıkmasına biraz kızmıştım. Ama Mia kendi bakış açısından olayları anlatınca hak vermek de elde değil. Gerçi Adam'ı hiç bırakmayıp her şeyin üstünden gelebilirlerdi ama neyse..

Puanım; 4
Pinterest shareGoogle Plus share

Senden Önce Ben / Yorum ve Alıntılar

 
Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...

Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...
 
* * *
Puanım; 3,5
Kitap bitti ama kendimi biraz garip hissediyorum. Tamam öyle abarttıkları kadar salya sümük ağlamadım ama duygulanmadım da desem yalan olur. Bana biraz Aynı Yıldızın Altında'yı hatırlattı. Yani sonları benziyor ama güzeldi. Başta o kadar sıkıldım ki neredeyse kitabı bırakacaktım ama son bir gayret edip kitabın başına oturdum ve bir baktım ki bitmiş. Yazar hiç beklenmedik bir sonla bitirmiş kitabı. Yani insan okudukça içinde hep bir umut taşıyor ama kitabın sonunda Will'in ölümü bütün umutlarımızı yerle bir ediyor diyebilirim. Will her ne kadar g*tün teki olsa da(Lou'ya selamlar :D) onun o sivri diline hayran kaldım. 
 
   "Sakin Son Bölümleri Otobüste Giderken Okumayın. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz."  (Bu yoruma katılmadığımız belirtmek istiyorum. O kadar da abarttıkları gibi değil.)
 
Beklenmedik sonlar ve umut ışığınızın hiç sönmesini istemiyorsanız bu kitaba göz atmanızı tavsiye ederim. Ben başkaları gibi salya sümük ağlayacaksınız, peçeteleriniz yanınızda olsun demiyorum. ;)) Okuyun ve kendiniz görün diyorum.
 
* * *
A  L  I  N  T  I  L  A  R



 
 
Pinterest shareGoogle Plus share

Kitap Alışverişi#4

Aslında bu yazıyı yazıp yazmama konusunda kararsızdım ama can sıkıntısından internette aylak aylak dolaşırken neden olmasın dedim. Ve bende son 3 ayda yapmış olduğum kitap alışverişlerini paylaşmaya karar verdim.

Tehlikeli Kızıl, Fırsatçı ve Sessiz İntikam uzun zamandır almak istediğim kitaplardı. İnkılap Kitabevinde tanesi 8 tl'ye görünce hemen atladım tabi. Lanetli Yıldız'ı Carrefour'dan 8 tl'ye aldım. Serinin ilk kitabını okumuştum, devam kitabı da indirimde olunca bu fırsat kaçmaz dedim. Yani Aspendos Yayınevinde toplam 4 kitaba 32 tl verdim.

Evrenin Ötesi ve Dünyanın Gölgesi de alacaklarım arasındaydı. Tanesi 8 tl indirimdeyken alıverdim hemen. Carrefour'dan aldım yine. ;) Yalnız ikinci kitap Bir Milyon Güneş aralarında yoktu. O yüzden onu sonra alıp, seriyi tamamlayacağım. Toplamda; 16 tl tuttu.

Düşlerin Ötesinde ve Cennetin Rengi kitaplarını D&R'ın 10tl'lik kitap kampanyasından aldım. Son Kamelya'yı ise bir kitapevinden 10tl'ye aldım. Toplamda; 30 tl yaptı.

Kristin Hannah kitaplarını ise tanesi 10 tl'den bir kitapevinden aldım. Aslında gittiğim kitap evinde 3 tanesi 25 tl'ye kitap kampanyası vardı. Pegasus yayınları kitaplarım ve Son Kamelya kitabı bu indirimden alınmış kitaplar.

Sadece Bir Gün ve Ardında Bıraktığın Kadın kitaplarını aslında almayacaktım. Yani öncelik sıramda yoktu ama tanesini 10tl'ye görünce fırsatı kaçırmayayım dedim. ;)

Paris'te Balayı kitabı da yine 10tl'lik indirimden. Belalı Düğün kitabını D&R'ın "cumacandır" indirimden %50 indirimle aldım. 6,5 tl'ye geldi sanırım.

Doctor WHO çıktığından beri almak istediğim bir kitaptı ve D&R'da 10tl'ye görünce hemen aldım. Sen Gittiğinde kitabını ise 10tl'ye aldım.

Ve en sevdiğim kısım bu; Jennifer'ın kitaplarını yine indirimle aldım. Direniş'i(17tl'ye), Hep Seni Bekledim'i ise %50 indirim ile 12 tl'ye aldım ;)

Aşk Kokan Çiçekler'i kitapevinden 5 tl'ye aldım. Tamamen şans eseri gördüm ve hemen alıverdim. ;) Agafya ise hiç aklımda yoktu. Ama 10tl'lik indirimde görünce onu da ekledim sepete. ;)

Bu iki güzel kitap da yine indirim kampanyasından Aylardan Aşk D&R'da 10tl'ydi. Duygu'yu ise D&R'ın "cumacandır" ile %50 indirimle adım. Yani 12,5 tl'ye geldi kitap.

Elli Ton üçlemesinin son iki kitabını da ukitap'tan tanesini 9 tl'ye aldım ;)

En Karanlık Zevk'i 5 tl'ye, En Karanlık Öpücük ve En Karalık Gece kitaplarını ise yine ukitap'tan 10tl'ye aldım. Yani 3 kitap 25 tl'ye geldi.
Nefes serisi de uzun zamanır merak ettiğim kitaplar arasındaydı. Hazır D&R'da 10tl'ye kampanya varken bunları da alıverdim hemen. Serinin son kitabını da başka bir zaman alırım artık. ;)

Mefisto'yu okumuştum. Mefisto'nun Öpücüğü de D&R'da 5 tl'ydi. Onu da hemen alıverdim. Cam Şato ve Küller'de 5 tl'ydi. Yani toplamda 3 kitaba 15 tl verdim.

Bu seri de tanesi 5 tl'den 10 tl'ye geldi.
* * *
Evet toplam 3 aylık kitap alışverişlerim bunlar. Toplamda;290 tl tutmuş. Böyle yazınca gözüme çok gözüktü ama hazır indirim ayağıma gelmişken almamazlık edemezdim. Benim alışverişim bu kadar sizinkiler ne durumda? ;)
* * *
Aldıklarımdan içlerinde okuduklarınız ya da merak ettikleriniz var mı?
Yorumlarınızı bekliyorum ;))

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI