Başlayanlar / YORUM

 
Puanım: 4
 
Bu kitabı okudum ve vay be dedim. Başlarda biraz sıkıcı gelebilir ama sonuna gelebilmek için elinizden bırakmıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Böyle güzel kurguyla yazılmış bir kitap okumaya ihtiyacım vardı ve bu kitap ihtiyacımı giderdi. Her neyse kısaca kitaptan bahsedecek olursam;
Callie, biyolojik savaşta anne ve babasını kaybetmiş ve 7 yaşındaki hasta kardeşi ile tek başına kalmıştır. Evleri elinden alınmış ve en yakın arkadaşı Michael ile sokaklara düşmüştür. Derme çatma evlerde kalarak ve onun bunun artığını toplayarak geçimlerini sürdürmektedirler. Ama Tyler(Callie'nin kardeşi)'ın hastalığı gittikçe kötüleşince Callie tek çare olarak bedenini bir beden bankasına satar. Ve karşılığında aldığı para ile de kardeşinin bakımını sağlar. Ama hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Çünkü Callie'nin bedenini satın alan kişi Helena onu bir cinayet için kullanacaktır. Callie başta bunu bilmediği için sözleşmeyi imzalar ve kendini tamamen yabancısı olduğu bir dünyada bulur. Ve asıl maceralar orada başlar. Blake denen bir çocukla tanışır ve belki ilk defa aşkı tadar. Ama ortada çözülmesi gereken sorunlar vardır. Blake senatör'ün torunudur ve senatör de Callie'nin öldüreceği adamdır. Kaçmak ve kalmak arasında kalan Callie ne yapacaktır? Ya sonuna kadar kaçacak ya da kardeşi için tüm bunlara katlanacaktır. (Eğer daha fazla anlatmaya devam edersem spoilerle dolu bir yorum olacak. O yüzden kısa kesiyorum.) :D
Kitapta favori karakterim Sara ve Tyler oldu. Bu iki küçüğü alıp böyle yanaklarını ısırasım var :D Ama Sara'nın kötü sonu beni benden aldı diyebilirim. Onun ölmesini hiç beklemiyordum. Yazar o sahneleri anlatırken sanki kendim yaşamış gibi hissettim. Çok gerçekçiydi.
Michael le ilgili bir şaşırtıcı gerçek var ki.. bunu söylemeyeceğim. Siz okuyup görün. Onun böyle bir şeye yapacağını düşünmemiştim, ama yaptığında ise şok oldum. O yüzden mutlaka okuyun yani (=
Helena'nın ölümü. Başta sevmemiştim bu kadını ama iyi işlere vesile olmak için yaptıkları ile baştaki kötü izlenimini sildi. Oda aramızdan erken ayrılanlardan, maalesef. :(
Blake ile ilgili gerçeğe ise hiç değinmiyorum. Her şey bittikten sonra ve Callie gerçekleri öğrendikten sonra ben de onunla beraber yıkıldım. Onunla aynı duyguları hissettim. Yazar o sahneleri çok gerçekçi bir şekilde betimlemiş.
Genel olarak beğendim. Callie ile ilgili tam bir karar veremiyorum. Serinin ilerleyen kitaplarında onunla ilgili düşüncelerim gelişecek. Bilimkurgu sevenler için güzel bir kitap. Okuyun pişman olmayacaksınız diyorum. =)

Bu kitabı okuyanınız var mı?
Pinterest shareGoogle Plus share

Babam İflas Edince / YORUM


Asude... Bu yazarın kalemine hayran olduğumu daha önce söylemiştim değil mi?
Ve yine söylüyorum... Bu yazarın kalemi bir harika. Okurken insan kendinden geçiyor.
Henüz kitap olarak basılmamış ama wattpad'de yayınlanan harika bir Asude kitabı daha.
Okumak için; http://www.wattpad.com/51698529-babam-iflas-edince

Bu kitap Korelilere olan ilgimi kamçıladı diyebilirim. Daha önce uzaktan yakından Kore dizileri, kitapları vs. ile ilgilemezdim hiç. Ama bu kitabı okuduktan fikrim değişti. "Bu yazar ne kadar komik ve eğlenceli biriymiş yahu" dedirtti bana.
Tanıtım;
 
Gelelim yorumuma; Koreli, alışveriş delisi kızımız Park Wee Na, bu kez sert bir kayaya çarpmıştır. O sert kaya işe son derece ketum iş adamı Joo Won'dur. (Bunların isimleri nasıl telaffuz ediliyor :D) Wee Na'nın babası kızına ders vermek için Joo Won ile anlaşma yapar ve bu anlaşma sonucu Wee Na kendini bir anda Joo Won'un karısı olarak bulur. Başta Wee Na onun zenginliğinden faydalanmanın iyi bir fikir olduğunu düşünür ama işler hiç umduğu gibi gitmez ve en sonunda ona kalbini kaptırır. Ve ortaya karşı konulmaz eğlenceli bir aşk çıkar.
 
Ve son olarak siz en iyisi bu kitabı okuyun ve biraz gülüp eğlenin diyorum. Diyorum yani bunu. :) Bu hikayeye göz atmadan geçmeyin =)
 
Puanım; 10 numara 5 yıldız ;)
 
Pinterest shareGoogle Plus share

Avcı / YORUM



Puanım;5
Hiç bitmesini istemediğim bir seri sona erdi. Ve tadına doyamadım. Kitaplığımda en sevdiğim serilerden biri olarak yerini aldı. Ve bir kez daha Jennifer'a hayran kaldım. Onun bu güçlü kalemi daim olsun diyerek yorumuma geçiyorum.
Bu kitabı okuyalı çok olmuştu ama ben anca yorum yapabilme fırsatını buldum. Daha doğrusu içimden yorum yapıp bitirmek gelmedi bu seriyi.
Sonunda Seth'in aklının başına gelmesi sevindirici bir haber. Alex'in babası ile karşılaşma sahnesi beni aldı götürdü. O kadar duygulandım ki anlatamam. Babasının derdini kağıda yazarak anlatması, birbirlerine sarılmaları... Çok güzeldi o sahneler. :(
Alex'in hamile olduğunu düşündüm. Ciddi ciddi düşündüm bunu ama öyle değilmiş. (Neden böyle dediğimi okuyup görün.)
Her bir karakteri ayrı sevdim. Seth'in kitabın sonunda yaptığı fedakarlık gözlerimi doldurdu. Tuttum bu çocuğu. Daecon, Caleb, Apollo, Perses(Titan), Lea, Olivya.. Hepsinin yeri ayrı bende. Alex'e başlarda sinir olsam da sonunda sevdim bu kızı. Aiden'ın yeri ayrı tabi. :)
Kitabın sonu beni bitirdi. Alex'in Tanrı Katili olması Tanrılar tarafından tepki gördü ve onun ölmesine karar verdiler. Apollo, Alex için bir şeyler ayarlayacağına söz vermişti ve yaptı da. Alex Ambrosia'dan içti (Yaralandığında annesi içirmişti) Ve böylece Yarı Tanrı oldu. Ve Alex; Persephone gibi 6 ay dünyada 6 ay ölümlüler diyarında kalacak. Ve en önemlisi Aiden ile birlikte olacak. Bundan güzeli olamazdı herhalde. Cennette Aiden ile olmak...
Kitabın böyle bir sonla bitmesi güzeldi ama hiç bitmeseydi de olurdu :D Çünkü kafamda milyonlarca soru var. Ki bunlara hiç girmeyeyim sonra çıkamayız. :D
Her neyse... Fantastik severler için muhteşem bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum. Her ne kadar bitmesini istemesem de masal sona erdi ve bu seri unutamayacaklarım arasında yerini aldı.
Benim için unutulmaz bir finaldi.


Bu seri bittiğinde hissettiğim;(bknz)


Pinterest shareGoogle Plus share

Apollyon / ALINTILAR

 
İKSİR'den;

ağıda, mahzende kapalı olan şey aslında Alex değildi... aldığım her solukta sevdiğim kız değildi o.


*
ğsüm sıkıştı, ben daha ne oluyor diyemeden sözler dökülüverdi ağzımdan. Kahretsin, ona yalvardım... hayatımda daha önce hiç ama hiç yapmadığım bir şeydi bu. "Lütfen bana geri dön Alex. Ne olursun. Seni o kadar çok seviyorum ki böylece kaybetmeye dayanamam. Olacaklara izin veremeyeceğim kadar seviyorum seni, ancak başka çare bırakmıyorsun bana."



*
Kalbim küt küt atıyordu, sımsıkı sarılıp onu kendime çektim, ayaklarını yerden kestim. Kahkahası boğuk olmakla beraber neşeliydi. Yüzümü saçlarına gömdüm. "Seni seviyorum Alex. Daima seveceğim seni."


*
"Aşk varsa, daima umut da vardır."


APOLLYON'dan ;

Apollo'nun gözü tekrar Aiden'a takıldı. "Onun için hayatını verir miydin?" Bu sorudan hiç hoşlanmamıştım, itiraz edeyim dediysem de Aiden gözünü bile kırpmadan yanıt verdi. "Evet."


*
Alex: Başarısızlığımın sebebi olarak seni görüyordum.
Aiden: Ne?
Alex: Sen etraftayken, özellikle de ders sırasında beni izlerken hiçbir şeyi doğru dürüst yapamıyordum. Senin gözünde mükemmel olmak istiyordum. Benimle gurur duymanı istiyordum.
Aiden: Duyuyorum.
Alex: Senin yüzünden odaklanamasam bile, gücümün kaynağısın.


 

*
Öne dönerken Aiden'ın bakışlarıyla karşılaştım, ona şefkatle gülümsedim. "şeker alır mısın?"
"Lütfen."
Avucuna birazcık döktüm, sonra içleriden yeºil olanları ayırdım.
Aiden bana güldü. "Yeşilleri sevmediğimi nereden biliyorsun?"
Omuz silkip ºekerleri ağzıma attım. "Ne zaman şeker yediğini görsem hep yeşilleri sona bırakıyorsun."
Deacon koltuklarımızın arasındaki boºluktan uzattı baºını. "Gerçek aşk böyle bir şey işte."
"Aynen öyle." Aiden bakışlarını yola çevirdi.
Küçük bir kız gibi kızardım...


*
Bu oydu... gerçekten oydu.
Öne atılıp boynuna sarıldım, az daha sırtüstü deviriyordum onu. Yumuşak bir kahkaha atıp bana sımsıkı sarıldı... onca zamandır ihtiyacını duyduğum, hasretini çektiğim kucaklamaydı bu. İnsanı en iyi annesi kucaklardı zaten.
Pinterest shareGoogle Plus share

Apollyon / YORUM

Puanım;5
 
Önce İksir-ara kitap-'den bahsetmek istiyorum; İksir'de Aiden'ın düşüncelerine yer vermiş yazar. En çok merak ettiğim kitap buydu. Sonuçta Aiden'ın düşüncelerini ve hissettiklerini öğrenmek için can atıyordum ve bir sonuca vardım. Aiden, Alex'i canını verecek kadar çok seviyor. Alex'in Seth ile olan bağını koparmak ve onu eski haline dönüştürmek için iksire başvurması ve iksirin onu köle yapması onun sevdiğim için her şeyi yaparım tezini kanıtladı. Alex'in köle olup Aiden'ı efendisi bellemesi.. o sahneler çok duygusaldı. Alex'in en ufak bir sesten korkması, Aiden'ından başka kimseye güvenmemesi... Aiden'ın Alex'i öyle çaresiz bir halde görmesi çok içler acısıydı. İnsan duygulanıyordu bir yerde yani.Ve son olarak şunu söylüyorum; Aiden iyi ki var!!!
Gelelim Apollyon yorumuma;
Alex'i bu kitapta daha iyi tanıdım ve anladım. Sevdikleri için savaşması ve yaptığı fedakarlıklar çok güzeldi. Lea'yı başta pek sevmesem de ölmesine üzüldüm. Ayrıca ölümü de şok ediciydi. Yazar okurlarını şaşırtmayı seviyor. Ki sürprizler hala bitmiyor. Alex'in babasının yaşadığını Tanrı'da öğrenmiştik. Bu kitapta ise dilinin kesildiğini ve konuşamadığını öğrendim ki Alex'in o an hissettiği duyguları bende kendim yaşamış gibi hissettim. Yazar bu sahneleri kalemiyle çok güzel anlatmış, mest oldum.
Alex'in ölüler diyarına gidip gelmesi. Caleb'ı tekrar görmesi ve Persephone ile tanışması ve Tanrıça'nın ona yardım etmesi, Solaris ile konuşmaları çok güzeldi bu sahneler. Özellikle Alex'in ölüler diyarına gidip gelmesini iple çektim diyebilirim. /Ölüler diyarına Aiden ile gitmişti ve orada bazı şeyler yaşandı ki spoi vermeyeceğim, okuyun görün./ (=
Seth'e ayrı bir sinir oldum bu kitapta. Alex ile bağlantı da olup onu kontrolden çıkarması çok sinir bozucuydu. Seth'i saçlarından tutup kafasını duvara duvara vurmak istedim yani. Ama bir yandan ona da hak vermek lazım. Onu da kullanıyorlar. Onun Tanrı Katiline dönüşmesini isteyenler var ve engel olamıyor işte. (Ama yine de hala gıcığım ona!)
Jennifer, macera sahnelerini usta kalemiyle çok güzel betimliyor. O sayfaları okurken kendimden geçtim. Su gibi aktı sayfalar ve bayıldım. Ve bu seri vazgeçilmezlerim arasında yerini koruyor.
Ve son olarak serinin son kitabı Avcı'yı okumak için sabırsızlanıyorum...
 

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI