Okuma Etkinliği#3 - Kıyıya Vuran Deniz Kabukları 2.Gün│Yorum + Çekiliş

Kalbiniz affetse bile ruhunuz ihaneti unutup yeniden sevmeyi öğrenebilir mi?

Dorset sahilini dalgalarıyla döven fırtınalı bir deniz… Kayaların tepesinde gün ışığında beyaz duvarlarıyla adeta inci gibi parlayan bir çiftlik evi…Clifftops.

Burası Dora'nın bir zamanlar evim dediği yerdir. Şimdi ise Dora sevdiği adamla Londra'da yaşamaktadır ve içinde yeni bir hayat büyümektedir. Ancak on bir sene önce yaşadığı o korkunç olaydan bu yana kendini bir türlü toparlayamıyordur. Dahası kendini bir anne adayı olarak yeterli görmemektedir. 

Daha fazla bu şekilde yaşayamayacağını anlayan Dora, geçmişiyle yüzleşmek için çocukluğunun geçtiği o eve döner. İstediği cevapları annesinden öğrenecektir. Fakat döndüğünde hiçbir şeyin eski masumluğunu korumadığını görecektir. Çünkü her ailede sırlar vardır ve bazıları sonsuza kadar saklanmalıdır…

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları, ihanet ve yalanlarla parçalanan bir ailenin umuda tutunuşunu anlatan muhteşem bir roman.
  • Kıyıya Vuran Deniz Kabukları bir aile dramını gözler önüne seriyor. Okurken kimi yerlerde üzüleceğiniz, kimi yerlerde sinirleneceğiniz dokunaklı hikayesiyle sizi etkisi altına alacak.
  • Helen, üç çocuğu ve eşiyle yaşadığı sahil kasabasında hayatını sürdürürken Alfie'nin ölümüyle her şey tepetaklak olur. Helen, oğlunun ölümünün yıkımıyla ve hissettiği suçluluk duygusuyla günden güne kahrolmaktadır. Evliliğindeki çıtırtılar da duyduğu suçluluk duygusundan kaynaklanmaktadır.
  • Alfie, Cassie ve Dora ile gittiği sahil kenarında birden bire kaybolmuştur. Cesedi bulunamazken aile büyük bir yıkım altında kalmıştır. Helen suçluluk duygusuyla yanıp kavrulurken etrafına da mutsuzluk saçar. Richard, gerçekleri öğrendiğinde karısını ve çocuklarını bırakarak evi terk eder. Richard yeni bir hayata başlarken Helen pişmanlıklarıyla dolu bir hayat sürer.
* * * Helen ve Cassie karakterinden nefret ettiğimi söylemem gerekiyor. Helen, evli ve üç çocuklu bir kadının kocasını aldatması ve bunu defalarca kez yapması benim kabul edebileceğim bir şey değil. İhaneti kim kabul eder ki? O sahneleri okurken Helen'i boğmak istedim. Helen, sırf zevkleri için ailesine yalan söylerken küçük oğlu Alfie'yi 13 yaşlarındaki kardeşi Dora'ya emanet eder. Dora ve Cassie sahile giderlerken yanlarında Alfie'yi de götürmek zorundadırlar. Dora, Alfie dondurma almak için uzaklaştığında, onu Cassie ile bırakır. Cassie, karakteri gördüğüm en sorumsuz ve itici karakter bana göre. Bu arada Cassie'Nin lezbiyen olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Sırf kız arkadaşı Sam ile kendini tatmin etmek için Alfie'yi başından savması ve onu kayalıklara göndermesi onun ölümünde suçlu olduğunu gösteriyor. 

* * * Alfie'nin ölümünde bütün suç Cassie ve Helen'in. Küçücük bir çocuğu daha 13 yaşlarındaki kızına emanet edip zevk uğruna onları yalnız bırakması kabul edilebilir değil. Hangi anne yapar bunu, sorarım size! Hele ki Cassie'nin Alfie'nin ölümünde Dora'yı suçlaması kadar aptalca bir şey görmedim! Gel de delirme! Cassie hissettiği suçluluk duygusu -yersen tabi- ile intihar etmeye kalkıştı. Ama onu da yüzüne gözüne bulaştırdı. Ki ben inanmıyorum. Eğer Cassie suçluluk duygusunu taşıyamayacak halde olsaydı intiharı tekrar denerdi. Her şeyi unutup gidip kendine yeni bir hayat kurmazdı. 

* * * Kitapta geçmişin ve geleceğini anlatıldığı bölümler ile kitaba daha iyi odaklanıyorsunuz. Dora'nın yaşadıkları, pişmanlıkları, hissettiği suçluluk duygusu ile onun acılarına ortak olmuş gibi hissediyorsunuz. Yani anne ve kız kardeşi yıllarca Dora'yı suçlamış, saçmalığa bakar mısınız? Haliyle Dora da kendine olan inancını kaybetmiş bir halde yeni bir gelecek kuramamış kendine. Dan ile olan birlikteliğinden bile çekinirken bebeğiyle ne yapacağını düşünemez bir halde çare ararken ailesinin ona destek çıkmamasını hiç anlayamıyorum! 

* * * Helen'in Richard gibi bir adamı aldatmasını da anlamıyorum. Hayır adam ailesini seven biri, sen git adamı aldat. Oldu mu şimdi Helen'ciğim! Ne çektiysen hak ettin bee Helen.. Dora'ya da acıdım ya, yaşadıklarını düşündükçe bağrıma basasım geldi. Ama en sonunda mutluluğu Dan ile buldu da birazcık da olsa rahata kavuştu. 

* * * Richard'ın yeni bir hayat kurması ve kızının yanında olması güzeldi. Dora'nın en azından bir destekçisi vardı. Dora'nın annesini ve kız kardeşini bu kadar kolay affetmesini beklemiyordum. Ben olsam affetmezdim! En sonunda her şey yoluna koyuldu ve Dora, onu seven Dan ve bebeğiyle yeni bir hayata başlangıç yapmış oldu. 

* * * Kitabı okurken kızdığım yerler o kadar çok oldu ki karakterlerin kafasına kitabı fırlatasım geldi. Küçük Alfie üzüldüm. Hayatını doya doya yaşayamadan erken veda etmesi üzücüydü. Her ne kadar bana hitap eden bir tarz olmasa da üzerimde sinir, şaşkınlık, öfke, acıma ve hüzün gibi duygular hissettirdi bu kitap. Uzun lafın kısası; eğer Sarah Jio ve Kristin Hannah'ın kitaplarını okumayı seviyorsanız; Kıyıya Vuran Deniz Kabuklarını da seveceğinizi düşünüyorum. 
Çekilişimize Katılmayı Unutmayınız!
Pinterest shareGoogle Plus share

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları [Takvim]


  • Yarın başlayacak olan etkinliğimizin takvimini sizinle de paylaşalım istedik. Benim üçüncü Min Li Li'nin dördüncü Okuma Etkinliği ile karşınızdayız. Çekilişimiz bir hafta boyunca sürecek. Bizi takip etmeyi unutmayınız! :)
Kitabı Satın Alabileceğiniz Siteler:

Yazarla İlgili Daha Fazla Bilgiye Ulaşmak İçin: 

Yayıneviyle İletişim İçin:


~ ~ Linkler ~ ~





Pinterest shareGoogle Plus share

Ünlü Aşk [Kitap Yorumu]


Bir gün gibi kısa bir sürede bitirdim kitabı. Eğlenceliydi. Okurken hem hüzünlendim, hem de sinirlendim. Okurken bana aynı anda bir çok hissettiren bir kitap oldu. Kitabı bitirdiğim de neden bunun ikincisi yok dedim.

Toprak karakterini hem sevdim hem sevemedim. Bencilce davranışları olmasa sevilebilirdi belki. (Okuyunca anlarsınız ne demek istediğimi..) En azından Melis'e yöneldi de Karen, Can'a kalmış oldu ve Toprak sorunu ortadan kalktı. Sergio karakteri kitapta en sevdiğim karakter oldu. Onun hikayesini de okumak isterim. Kitap boyunca o konuşsun ben dinleyeyim dedim ama sahnelerinin azlığı gözümden kaçmadı.

Genelde aşk üçgenleri olan kitapları sevmem ki.. bu kitapta aşk dörtgeni vardı. Toprak Karen'i seviyor, Karen Can'ı seviyor, Melis Toprak'ı seviyor. Önce Toprak Karen'le birlikteyken, gönlü Melis'e kaydı. Yani Karen'den vazgeçip ilgisini onu seven Melis'e yönlendirdi. Bu durum biraz sinir bozucu ama olayların akışında unutulup gidiliyor o olay. :D


Karen'in yakın koruma olması.. ne bileyim bana hep tuhaf hem de merak uyandırıcı geldi. Atraksiyonlu sahneler bana biraz saçma gelse de -sonuçta burası Amerika değil ve Karen bir FBI Ajanı değil- bu kadar hayalperest tavır insanı durup düşünmeye zorluyor. Ama sonuçta bu bir kurgu değil mi? 

Kitaptaki aksiyon ve macera sahneleri güzeldi. Ama biraz daha aksiyon olsa hayır demezdim hani. Toprak ve Can'ın kardeş olduğunu öğrendiğim de öyle pek şaşırmadım. Yazarın ters köşe yapacağını tahmin etmiştim. Hani bekliyordum böyle bir şey..

Karen'in yaptığı fedakarlıkları okuyunca bağrıma basasım geldi. İki kardeşin arasına girmemek için aşkından vazgeçen bir kadın sevilmesin de ne yapsın. Yazar sonunu güzel bağlamış en azından :) Yeşilçam filmleri havasındaydı ama keyifliydi. Ben beğendim. Boş zamanlarınızda keyif alarak okuyacağınız türde bir kitap, önerilir... 
Pinterest shareGoogle Plus share

Tesadüfen Aşk [Kitap Yorumu]

 
Kitabı okuyalı neredeyse bir ay oluyor ama ben üşengeçliğimden yeni yorum yazıyorum. Ee aradan zaman geçince haliyle hatırlamadığım şeyler olabilir. Başak Kızıltan'la ilk tanışmam oldu Tesadüfen Aşk. Büyük bir beklentiyle başladım kitaba ve hayal kırıklığına uğradım.

Kitap şimdiki zamanla ve karakterlerimizin -Ayaz ve Yeşim- ağzından anlatılıyor. Ben şimdiki zamanla anlatılmış kitapları pek sevmiyorum. Okurken keşke geçmiş zamanla anlatılsaydı derken buldum kendimi. Bir de karakterlerin ağzından değil de hakim bakış açısıyla anlatılsa nasıl olur diye düşündüm. Bu iki durum beni rahatsız etti ve haliyle kitabı sevmeme engel oldu diyebilirim. Okurken sıkıldığım yerler olmadı dersem yalan olur. Karakterleri sevemedim. Sevmediğim karakteristik özellikle bu kitap karakterlerinde hayat bulmuş gibiydi. Bana biraz dengesiz tipler gibi geldi karakterler. O yüzden sevemedim. 

Kitapta karakterlerimiz öyle tesadüflere geldi ki şaşırsam mı nasıl davransam bilemedim. Hani bana "yok artık" dedirten durumlar olmadı değil. Cenker nefret edilesi karakterlerin demirbaşı benim gözümde. Yani bu nasıl bir manyaklıktır anlamadım. Okurken camdan aşağı atasım geldi çocuğu, o derece nefret ettim! Okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız.

Ayaz-Alaz benzeşmesini sevmedim. Alaz, Ayaz'ın kuzeni. Yazar burada Alaz değil de başka bir isim kullansa daha doğru olurmuş. Okurken beni sıkan nedenlerden biri de bu oldu. 

Kitapta bahsi geçen "aşk" bana pek samimi gelmedi. "Tesadüf"lerin boyutu da beni rahatsız etti. Yazarın ilk kitabı mı bilmiyorum ama bir şans daha verip Buselik ve Aksiseda kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Maalesef pek bana hitap eden bir kitap olmadı Tesadüfen Aşk. 
Pinterest shareGoogle Plus share

Bırakma Ellerimi │Tanıtım


Birlikte büyüdüğü, ilk aşkı ile evlenerek mutlu sonu yakaladığına inanan genç bir kızdı Elif...

Peşinden hiç ayrılmadığı, ‘bir gün mutlaka seninle evleneceğim’ dediği, biricik aşkı ile evlenerek mutlu olacağına inanan genç bir erkekti Toprak...

Sadece romanlardaki evliliklerin mutlu sonu oluyordu. Oysa daha evliliklerinin üzerinden iki yıl geçmeden Toprak gitmek istiyordu. Elif’i arkasında bıraktığında gerçekten mutlu olabilecek miydi? Bunu bilmiyordu, ama bildiği tek şey artık Elif ile de mutlu değildi.

Elif, Toprak’ın gitmesiyle birlikte ailesini, işini, arkadaşlarını bırakarak hiç bilmediği başka bir şehirde ilk aşkını unutmaya çalışacaktı. Bu sefer bırakılan elleri bir başkası tarafından tutulduğunda gerçek aşkı bulacak mıydı? 

Yoksa ilki gibi o da bir yanılsama mıydı? 
Hayatına giren ikinci Toprak, birincinin acılarını silebilecek miydi?

Sayfa Sayısı: 440
Çıkış Tarihi: 03.04.2015
Fiyatı: 20 TL

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI