Tavsiye Ettiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tavsiye Ettiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Long Game - Rachel Reid

 


Öncelikle ilk kitaptan daha çok sevdim. Kitabın belli bir kısmı boyunca Shane karakteri beni sinir etti. Bazı şeylere karşı bu kadar kör oluşu inanılmazdı. Yazarın Shane'e kin güttüğünü düşünüyorum. Yani Shane'in bu kadar umarsız bir karakter olacağını düşünmüyorum. Yazara biraz kuruldum. Neyseee. Ilya'ya çok üzüldüm. Depresyonlardan depresyon beğendi çocuk. Çok güzel ve olumlu gelişmeler oldu ikisinin hayatında ama Ilya için hala çözüme kavuşmayan şeyler var. Umarım üçüncü kitapta ikisi için özellikle Ilya için rahatlayabileceği, derin bir nefes alabileceği, aradığı huzura kavuşacabileceği bir hayatı olur. İkisi de dünyadaki tüm sevgiyi hak ediyorlar. Shane'nin ailesinin Ilya'yı ikinci oğulları gibi benimseyip ona sahip çıkmaları o kadar güzel ki.. Ilya'nın kimsesizliği beni çok üzüyor. David ile olan baba&oğul sahnelerinde duygulanmadım dersem yalan olur. Ilya’nın uçağın düşeceği korkusuyla Shane'e attığı mesajlar o an ki onu kaybetme bir daha görememe korkusu o sahne kalbimde bir yaradır. Hem duygulandım hem üzüldüm. Montreal takımının Shane'e karşı takındığı tavıra sinir oldum. Ne kadar nankörsünüz. Shane o takım için her şeyini ortaya koydu. Karşılığı bu olmamalıydı. Yazarın kalemini hala sevemiyorum. Çok basite indirgediğini düşünüyorum. Bölümler ve olaylar arası kopukluk hissediyorum. Yani daha güzel yazan fanficler okudum. Umarım dizinin ikinci sezonunda daha sağlam temeller üzerine kurulmuş, duyguları daha yoğun hissedeceğimiz bir sezon izleriz. ✨️

"Belki kıskançtım."
"Devam et."
"Ben... Aptalcaydı, tamam mı? Gurur duymuyorum."
Gözlerini Shane'e çevirdiğinde, onun kendisine gülümsediğini gördü, ama bu hoş bir gülümseme değildi. Daha çok zafer kazanmış, kendini beğenmiş bir gülümsemeydi. "Gerçekten ne olacağını düşünüyordun?"
Ilya omuz silkti. "Belki onun iyi biri olduğunu düşünürdün. Yakışıklı. Rakip bir hokey oyuncusu olmadığını." Bir gün Shane'in, karanlık bir sırrı olmayan biriyle birlikte olabileceğini fark edeceğinden korkuyordu. Birini sevmenin bu kadar kolay olabileceğinden korkuyordu.
Shane yüksek sesle nefes verdi, öfkesi belliydi. "Bütün gün bunu yapmamaya çalıştım..." Gözleri aralık kapıya kaydı, muhtemelen ne kadar yüksek sesle konuştuğunun farkına vardı. Sesini neredeyse fisıltıya indirdi.
"Sana ne kadar aşık olduğumu belli etmemeye çalıştım."
"Shane..."
"Hayır. Kes sesini. Eğer bana gülümseyen ilk yakışıklı adam için seni terk etmeyeceğimi gerçekten anlamıyorsan, o zaman ne yaptığımızı bile bilmiyorum, Ilya."
"Özür dilerim,"' dedi Ilya, çünkü birdenbire gerçekten üzülmüştü. "Garip bir gündü." 

"Bunu izlediğinde göreceğin şey bu olacak. Hiçbir şey söylemediğim. Senin benim için her şey olduğunu söylemek istedim. Her şey. Tamam mı?"
"Sen de benim için her şeysin." 

"Sen çok fazla sorumluluk ve baskı altında olan bir insansın. Geçimini sağlamak için fiziksel olarak yorucu ve tehlikeli bir spor yapıyorsun. Çok büyük bir sır saklarken, aynı zamanda hayatın spot ışıkları altında geçiyor. Aşık olmana izin verilmeyen bir adama aşıksın. Çocukluğundan beri, kendini hiç doğru dürüst işleyemediğin bir travma taşıyorsun. Ayrıca her şeyi çok derinden hissediyorsun. Belki de kimsenin fark etmediği kadar derinden." 

Sen hayatımdaki en güzel şeysin. Seni seviyorum. Her zaman. Belki de seni ilk gördüğüm andan itibaren. Şu anda sadece seni düşünüyorum. Milyonlarca anı. Bunlar için teşekkür ederim. Ne olursa olsun, ben seninleyim. Kalbinde güvendeyim. Buna inanıyorum.

"Kendinle savaşmak zorunda kalmana üzülüyorum. Ama beni asla korkutamazsın, tamam mı? Ve ben senden ya da bizden asla vazgeçmeyeceğim. Neye ihtiyacın olursa olsun, ben buradayım."
"Ya yapabileceğin bir şey yoksa?" diye sordu Ilya, küçük, korkmuş bir sesle. "Ya yardım edemezsen?"
Shane'in yüz hatları hokey kaptanı yüzüne dönüştü, kararlı ve korkusuz. 
"O zaman yapabileceğim bir şey olana kadar yanında olacağım." Ilya'nın alnını öptü. "Seninle evleniyorum, Ilya. Seninle çocuk sahibi olmak istiyorum. Hall of Fame'e girdiğimizde senin eşin olmak istiyorum. Seni çok seviyorum."

"Ona iyi bakacağım."
"Biliyorum. Söylemeye çalıştığım şey ve Yuna her zaman daha iyi bir konuşmacı olmuştur, Shane gibi harika bir oğlum olduğu için kendimi her zaman çok şanslı hissettim, ikinci bir oğlum olacağını hiç beklemiyordum."

Pinterest shareGoogle Plus share

2022 Yılında İzlediğim Filmler

 


🎬 2022 Yılında İzlediğim Filmler

Ocak
1. Wonder Woman 1984 ~ 4

Şubat
2. Harry Potter Serisi ~ 5

Mart
3. Venom 2 ~ 3
4. Aşk Taktikleri ~ 2
5. Sen Yaşamaya Bak ~ 4
6. Spider Man Eve Dönüş Yok ~ 3

Nisan
7. Encanto ~ 4
8. Escape Room Tournament of Champions ~ 3
9. Shang-Chi ve 10 Halka Efsanesi ~ 5
10. Ek Villain ~ 4
11. Pad Man ~ 4
12. The Purge 1 ~ 3
13. The Purge 2 ~ 3
14. The Purge 3 ~ 3
15. The Avengers ~ 5

Temmuz
16. Avengers Age of Ultron ~ 4
17. Doctor Strange Multiverse ~ 4

Ekim
18. Jumanji Yeni Seviye ~ 4
19. Otel Transilvanya 2 ~ 4
20. Seul 88 ~ 4
21. Mathilda ~ 3

Kasım
22. Brokeback Dağı ~ 4
23. Beni Adınla Çağır ~ 2
24. Fırlama Kızlar ~ 4
25. Your Name Engraved Herein ~ 5
26. Chungkin Express ~ 4

Aralık
27. Çöpçüler Kralı 
28. Öğretmen 
29. Doktor Civanım 
30. Patron Bebek Christmas ~ 3
 

Pinterest shareGoogle Plus share

2022 Yılında İzlediğim Diziler

 


📽️ 2022 Yılında İzlediğim Diziler

Ocak | Şubat | Mart
1. Patron Bebek 1 2 3 ve 4. Sezonlar ~ 4

Nisan
2. Thirty Nine ~ 3
3. Anne with an E ~ 3
4. Pera Palas'ta Gece Yarısı ~ 3
5. Aşk 101 [2.Sezon] ~ 3
6. Yakamoz S-245 ~ 3
7. Heartstopper ~ 3

Mayıs
8. Tomorrow ~ 5
9. The Sound of Magic ~ 3
10. Cutie Pie ~ 2
11. KinnPorsche ~ 4
12. Crazy Love ~ 3

Haziran
13. Patron Bebek: Beşiğe Dönüş [1.Sezon 12 Bölüm] ~ 4
14. Innocent ~ 1
15. Papa and Daddy ~ 3

Ağustos
16. Hisman ~ 2

Eylül
17. Adamas ~ 4
18. The Sandman ~ 1
19. Never I Have Ever ~ 2

Ekim | Kasım
20. One Dollar Lawyer ~ 4
21. Young Royals ~ 3

Aralık
22. Love In The Air ~ 4


 

Pinterest shareGoogle Plus share

Aşkın Melodisi II Kitap Yorumu




"Sanırım bazı insanlar sadece etrafta dolaşan ruhlar­dan ibaret. Yalnız başlarına daha iyiler. Yanlarında birine ve sevgiye ihtiyaç duyduklarından daha çok özgürlüklerine ihtiyaç duyuyorlar."

"Anlatmak istediğini anlattın. Benimle param için ilgilendiğini düşünmeme hiçbir sebep yok, tamam mı? Şimdi, bir şeye her ihtiyacın olduğunda bu konuşmayı seninle tekrar yapmayacağım. Sen ve Mercimek benimsiniz ve benim olana göz kulak olurum."


Serinin son kitabını sevdiğimi söylemek isterdim ama ne yazık ki sevemedim.

Serinin diğer kitaplarının bir tık altında kalmıştı bana göre. Duygular çok yüzeysel geldi. Yani ne olup bittiğini anlamadım bile. Bir şeyler oldu bittiye gelmiş gibiydi.

Karakter gelişimi bile tam olarak geçmedi bana. Sanki bu kitabı başka bir yazar yazmış gibi hissettim.

Ben ve Lizzy anne&bana olmak yerine daha çok fan fin fon için birliktelermiş gibi geldi. Lizzy annelik duygusunu hadi biraz da olsa gösterdi diyelim ama Ben de babalığa dair bir duygu hissetmedim.

Zaten sonlara doğru her şeyin mahvolup son anda toparlanması ile kitap bitti. Hiç bir şey anlamadan.. Yani Jimmy ve Lena, Anna ve Mal çiftlerini yazan kadın bu kitabı yazmış olamaz dedim okurken. Benim için hayal kırıklığı oldu. Sevemedim ne yazık ki..

(Jimmy ve Lena hala favorimsiniz. ❤️
 

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Küçük Tatlı Yalanlar II Kitap Yorumu


#kitapalıntısı

“Seni seviyorum Pru,” dedi Finn, sesi alçak ama kararlıydı.
Pru birden gözlerini açtı ve nefesi kesildi. Bu kelimeleri duymaya ne kadar çok ihtiyacı olduğunu fark etmemişti ama... “Aşk her şeyi düzeltmez,” dedi tekrar nefes alabildiğinde. “Bir ilişkide kurallar ve beklentiler vardır. Ve bazı şeyleri de geri alamazsın. Benim yaptığımda öyle bir şeydi.”
Finn başını iki yana salladı. “Hayat kural ya da beklenti dinlemez. Hayat karmaşık ve öngörülmezdir. Ve anlaşılan bizim aşkımız da aynı kendisi gibi, ne kural ne de beklenti dinliyor.”


Küçük Tatlı Yalanlar; tam yaz aylarında okunacak, kafa dağıtmalık, eğlenceli bir romantik komedi kitabı.. Yazar, Eğlenceye Fısıldayan Kadın Pru ile işiyle evli olan Finn arasındaki sırlarla dolu karmaşık ilişkiyi eğlenceli bir kalemle ele almış. Pru'nun hayatı ailesinin yaptığı bir trafik kazası sonucu tamamen değişmiştir. Kendini kazadan yaralanan insanların hayatlarını yoluna koymaya adamıştır. Ve onlardan biri de Finn ve kardeşi Sean'dır. Tabi bu gerçeği Finn ve Sean bilmiyor. Pru ise onlara her ne kadar söylemek istese de işler sarpa sarıyor ve Finn'e aşık oluyor. Finn'i görür görmez vuruluyor zaten, adeta salyaları akıyor adama karşı. 😂 Finn'in de ondan aşağı kalır yanı yok. Uzun zamandır etkilendiği tek kadın olduğu için Pru için yanıp tutuşuyor adeta. Ama ikisi de çaktırmamaya çalışıyor. Ama hesaba katmadıkları aşk ikisini de kalplerinden yakalıyor. Finn ise ailesinin ölümünden sonra kendi hayatını askıya almış, kendini kardeşine adamıştır. Sean ise uçarı, uçuk kaçık, deli, aklı bir karış havada, eğlenmekten başka bir şeyle ilgilenmeyen ama özünde iyi biri.. Kafasına vura vura yola gelmeye başladı diyebiliriz. 😂 Pru ikisinin hayatına bir ışık gibi doğuyor ve onların yükünü hafifletiyor. Tüm gerçekler, sırlar, kalp kırıklıkları ortaya çıktıktan sonra işler yolunda gitmemeye başlasa da sonu tatlıya bağlanıyor. Çiftimiz bu tarz kitaplar da beklediğimiz kendi "happy ending"lerine kavuşuyorlar. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve kalemini sevdim, eğlenceli buldum. Ben Sean'ın hikayesinin yanında en çok Archer ve Elle'nin hikayesini merak ediyorum. 😈😈

 

Pinterest shareGoogle Plus share

AŞK KÖLESİ II Kitap Yorumu

 


#kitapalıntısı
Grace ona gülümseyerek baktığında, Julian kalbinin deli gibi attığını hissetti. Bu kadında ne vardı böyle? Daha önce kimse onun gibi işlememişti Julian'ın içine
Esasında sebebi biliyordu. Gerçekten onu gören ilk kadındı. Dış görünüşünü, vücudunu ya da kahramanlıklarını değil; Grace onun ruhunu görmüştü.
Julian böyle bir insanın var olabileceğini bilmiyordu.
"Sana kavuşmak için iki bin yıl bekledim, Grace Alexander. Ve sen bunun her saniyesine değersin."
"Tüm yaşamımı evim diyebileceğim bir yer arayarak geçirdim. Yüzümü ya da vücudumu değil, beni isteyecek birisini aradım."
"Ben seni istiyorum, Julian."
"Hayır, istemiyorsun. Nasıl isteyebilirsin ki?"
"Nasıl istemeyeyim ki? Tanrım, hayatımda kimseyle olmak istemediğim kadar seninle birlikte olmak istiyorum."
"Hissettiğin şey şehvet."
"Bana ne hissettiğimi söyleme. Ben çocuk değilim."

#kitapyorumu
Geçmişte yaptığı hatalardan dolayı cezalandırılıp, aşk kölesi olarak bir kitaba hapsedilen Julian ile erkeklerden ağzı yanmış, onlardan uzak durmak için her şeyi yapan ve bir seks terapisti olan Grace'in hikayesi ele alınıyor. (İşler burada ilginçleşiyor farkında mısınız?) Grace doğum günü hediyesi olarak kitaptan fırlamış Julian ile karşılaşıyor. Onu gördüğü an ondan kurtulmanın yollarını ararken bir ay boyunca onunla kalacağını öğreniyor. Julian ise Grace'i memnun etmek için her yolu deniyor ama başarısız oluyor. Grace ise Julian'ın hikayesini öğrendikten sonra tek amacı onu bu lanetten, cezadan kurtarmak oluyor. Ama bu düşündükleri kadar kolay olmayacak ve herkesin kendine düşen fedakarlığı yapması, bedel ödemesi gerekecek.. Bu uğurda Julian ve Grace amaçlarına kavuşabilecekler mi?

Aşk Kölesi'ni okurken yetişkin fantastik türünü ne kadar özlediğimi fark ettim. Yani bu türe neden değer vermiyorsunuz, üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz sayın yayınevleri, sorarım size..?

Aşk Kölesi; aşk, tutku ve sevgi yanında mitolojiyi de içinde barındıran bir kitap.. Daha ne olsun? Julian'ın hikayesini okuduğumda onun adına çok üzüldüm. Hatta ona sımsıkı sarılmak ve her şeyin geçeceğini söylemek, onu teselli etmek istedim. Grace ise hem üzüldüğüm hem de onunla gurur duyduğum bir karakter oldu.

Julian için bu zamana kadar onu kullanmak dışında hiçbir şey yapmayan kadınlar dışında, o Julian'a çok farklı yaklaştı. Onu bir obje, bir hayvan yerine bir insan olarak değer verdi. Onunla yemek yedi, dışarı çıktı, film izledi, kitap okudu. Ona hayatı gösterdi. Julian ise Grace'i korumak için kendinden bile vazgeçecek kadar ona değer veriyordu. İkisi de birbirinin kollarında acı çekip, mutlu olup, gözyaşı döktüler..

Ve sona yaklaştıklarında -Tanrılarında ufak eli değmiş- olsa da ikisi de sonunda mutluluğu buldular. Julian hep bir ailesi,çocukları,karısı ve evi olsun istemişti. Bir yere ait olmak istemişti. Grace ise onu her şeyiyle sevip, kabul edecek birini istiyordu. İkisinin de dileği gerçekleşmiş oldu ve sonsuza dek mutlu yaşadılar kıvamında bir geleceğe sahip oldular.

Okurken keyif aldığım, kimi zaman üzüldüğüm, kimi zaman kızdığım, kimi zaman karakterleri bağrıma basmak istediğim ama çokça sevdiğim bir kitap oldu. Grace ve Julian ikilisini o kadar çok sevdim ki favorilerim oldular. Birbirleri için yaptıkları şeylere hayran kaldım. Birbirleri için yaratıldıkları fikrini, birbirlerine olan duygusal bağlarını, hislerini sevdim.

Serinin devamını da kısa bir sürede okumak istiyorum. Keşke devam kitapları da çıkacak olsaydı ama ne yazık ki mümkün görünmüyor. -Son olarak Julian ve Grace kalbimdesiniz.-



Pinterest shareGoogle Plus share

NEFRET MEKTUPLARI II KİTAP YORUMU



#kitapalıntısı


"Bir insana birini sevdiremezsin. Fakat tam tersi de doğru. Hiçbir şey seni bir insanı sevmekten de alıkoyamaz. Seni sevmemek için çok uğraştım, Charlotte. Fakat seni bütün kalbim ve ruhumla seviyorum."
Kollarımı boynuna dolarken gözyaşları daha hızlı düştü. "Tanrım, Reed, seni öyle çok seviyorum ki."
"Seni seviyorum, Charlotte. Seni öyle çok seviyorum ki nasıl duracağımı bilmediğim için üzgünüm. Durduramıyorum işte. Ben bencil bir piç kurusuyum. Sonunda hayatını mahvedecek bile olsa yanımda olmana ihtiyacım var. Sana ihtiyacım var."
"Sen benim hayatımı kurtardın ve asla sensiz yaşamak istemiyorum."
"Nefes aldığım müddetçe yaşamak zorunda kalmayacaksın."
"Bu gerçek mi, Reed?"
"Bu, tecrübe ettiğim en gerçek şey. Hepsini istiyorum, Charlotte. Seninle evlenmek istiyorum, eğer istediğin buysa çocuklarımı taşımanı istiyorum ve sana hayalini kurduğun her şeyi vermek istiyorum."


#kitapyorumu


Her şey Charlotte'un aldatılması ve gelinliğini bağışlaması sonucu bir dükkanda karşısına çıkan gelinlik ve onun üzerinde yazılı olan not ile başlıyor. Charlotte notun sahibinin peşine düşüyor ve hikayesini öğrenmek istiyor. Kader Charlotte ve Reed için çoktan planlarını yaparken her şeyden habersiz bu ikili bir araya geliyor.


Reed bir gayrimenkul şirketinin sahibiyken, Charlotte orada asistan olarak işe giriyor. Charlotte, Reed'in hikayesini öğrendikten sonra peşini bırakmıyor ve adeta adamın sınırlarını zorluyor. Reed ise Charlotte'u korumak için kendini ondan uzak tutuyor. Ama ne yaparsa yapsın aşk ve kader onları birleştirmek için birlik oluyor.


Klasik ve Vi Keeland ve Penelope Ward kitabı demek isterdim ama öyle değil. Cinsellikten daha çok duygular ön plandaydı. Sonlara doğru yakınlaşmış olsalarda - zaten 3 5 sayfa bir şey - duygusallık daha ön plandaydı.


Charlotte mükemmel bir karakterdi. Ölmeden önce yapılacaklar listesi yerine koyver gitsin listesi yapması ve Reed'e de örnek olması, listedeki maddeleri birlikte tamamlamaları çok güzeldi. Charlotte yaşadıklarına rağmen hayatı seven, neşeli, her şeye pozitif bakmaya çalışan bir karakterdi. Reed ise her şeyden vazgeçmiş sadece işine odaklanmış, kendini herkesten soyutlayan bir adam..


Reed her ne kadar uzak durmaya ve soğuk davranmaya çalışsa da Charlotte vazgeçmedi, mücadele etti ve Reed'in bütün duvarlarını tek tek parçaladı. İkisini bir arada mükemmeller, onları ayrı olarak düşünemiyorum. Birlikte eğlenmeleri, birbirlerine destek olmaları çok güzeldi. Reed her ne kadar Charlotte için deliliğin vücut bulmuş hali dese de Reed için Charlotte yaşam enerjisi gibi bir şeydi.. Birbirlerine dalaşmaları ve listelerindeki maddeleri tek tek elemeleri.. O sahneler çok güzeldi.. Dediğim gibi cinsellik yerine duygular daha çok ön plandaydı ve çok sevdim. Sanırım en sevdiğim Vi Keeland&Penelope Ward kitabı olabilir. Okurken hem eğlendim, hem üzüldüm. Ama karakterler için mutlu oldum. Nefret Mektupları birbirinden tamamen farklı iki karakterin birbirini bulması yolculuğunda bizlere eşlik ediyor. Kitapta verilen mesajlarda çok güzeldi. Sevmenin ve sevilmenin, ailemin, arkadaşlığın insanın hayatında ne kadar önemli olduğunu, bağışlamanın ve affetmenin insanı güçlendirdiğini, geleceği ve geçmişi düşünerek, pişmanlıklar için üzülmek yerine anı yaşayıp, elimizdekilerin kıymetini bilmenin önemini bizler için gözler önüne seriyor. Kurgusu ve karakterleri ile sevdiğim bir kitap oldu. Tek olumsuz yanı çok kısa sürede bitmesi.. 326 sayfa nedir yani 400 olsa ne olurdu dedim.. 😂 Son olarak bütün bu yaşananların ve mücadelenin sonunda karakterlerin mutluluğu bulması beni de mutlu etti. Ne olur, nasıl olur, olmaz yerine birlikte geçirdikleri her anın kıymetini bilmeleri çok güzeldi. Gözlerimin önünde birbirlerinin gelişimini okumak çok güzeldi. Onlar mutlu ben mutlu daha ne olsun.. Reed ve Charlotte sevdiğim, bağrıma basmak karakterler arasına girdiler. Umarım yakın bir zamanda tekrar Vi Keeland & Penelope Ward kitabı okuma şansımız olur. 🍀


Kitap bittiği için biraz üzgünüm aslında.. Daha uzun olsa okumaya devam ederdim. Kitap bitmiş olsa da benim için paralel bir evrende Reed ve Charlotte'un hikayesi devam ediyor. Bu ikisini böyle bağrıma basıp, sarılmak istiyorum. Benim için sonsuza dek mutlu yaşadılar tarzında bir çift oldular.. 😍


Son olarak - umarım- Charlotte iyi ki Reed'en vazgeçmemiş diyorum. Reed'in bütün inkarlarına, olmalarına rağmen.. İkisini ayrı olarak düşünemiyorum. İkisi de birbirini tamamlayan yapboz parçaları gibiler. Asla ayrı olmamalılar.


 

Pinterest shareGoogle Plus share

Bu Ay Neler Okudum/İzledim?] KASIM│18



Kasım Ayında Okuduklarım

1.Mükemmel Olmayan Hayatım || 4
2.Küçük İnsanlar Büyük Hayaller Serisi ~ 10 Kitap
3.Kabına Sığmayan Hayaller Serisi ~ 6 Kitap
4.Tatlı Hayalet
5. Yıldız Tozu
6. Hangi Resim Daha Güzel
7. Üzüntü Kapını Çaldığında
8. Suçlu Olanlar || 2.5 - 3 
9. Hayır Demeyi Öğreniyoruz


Kasım Ayında İzlediklerim

1.Unfriended Dark Web ~ 4
2. Searching ~ 4
3. Nadide Hayat ~ 4
4. Ratatuy ~ 4
5. Cam ~ 1
6. Flushed Away ~ 4
7. Jurassic World Fallen Kingdom ~ 3
8. Fantastic Beasts and Where to Find Them ~ 5
9. Karanlık Fırtına ~ 3



Pinterest shareGoogle Plus share

Bin Öpücük || Kitap Yorumu


Can acıtacak kadar güzeldi. 😍
Yürek burkan ama aynı zamanda umut vadeden bir kitaptı.

Rune ve Poopy çocukluklarından beri arkadaşlar ve bu arkadaşlıkları zamanla sevgiye, aşka dönüşüyor. Ama kötü bir kaç talihsiz olaydan sonra yolları ayrılan ikili yıllar sonra tekrar bir araya geliyor. Ama bilmedikleri bir gerçek, onları tekrar ayıracak bir gerçek vardır ortada.

Kitabı bitirdikten sonra dedim ki; "gerçek aşk böyle bir şey olsa gerek." Öylesine masum, saf ve duruydu ki.. Aynı zamanda tutkulu ve yoğundu. Rune, Poopy için kırık camlar üzerinden yürüyecek karakterde biri. Sevgileri, duyguları öyle naif ve gerçek hissettirdi ki.. Her bir satırını duygulanmadan okumak imkansız bir hale geldi. Başlamadan önce bu kadar beklemiyordum ama çok beğendim. Kitabı bitirdiğimde boğazımda bir yumru ile bitirdim. İçimde ukde kalan şeyler oldu. Karakterler birbirleri için öyle şeyler yaptı ki.. Hem duygulandım, hem hüzünlendim, hem sevindim. 😍 Öylesine özeldi. 😍 Yazarın anlatımı sürükleyici olmasının yanında duyguları çok yoğun bir şekilde veriyordu ve bu, bu denli etkilenmemin sebebi olabilir. 😏 Çok ruhaniydi. Özellikle son bölüm.. İçime oturdu. Rune, sözünü tuttu. Poopy'e bin öpücüğünü verdi. Her satırından ayrı bir keyif aldım. Ve 2018 favorilerime girdi kitap. Böyle naif ve duygusal yönü ağır basan kitapları okumayı seviyorsanız kesinlikle bir şans vermelisiniz. 😍
Bu yazarın daha çok kitabını okumak isterim. 😎 😍

Pinterest shareGoogle Plus share

Yalnızlar Adası || Kitap Yorumu

Altı yaşındaki Holly yağmurlu bir akşam, aile olarak bildiği tek kişi olan annesi Victoria’yıkaybettikten sonra konuşmaz olmuştu.
Mark Nolan’ın hayatında ihtiyaç duyduğu son şey ise altı yaşındaki bir kız çocuğuydu.Ancak o da kaybettiği kardeşinin bu sessiz çocuğunun hayatını güzelleştirmek için her şeyi yapabileceğini fark edecekti.
Kız kardeşinin ona son tavsiyeleri açıktı. “Her şeye onu sevmekle başla. Gerisinin geleceğinden eminim.”Maggie Conroy ise bir senelik eşini kaybettikten sonra, tekrar âşık olmaktan korkuyordu.
Yine de hayal gücünün sihrine inanıyordu. İşlettiği oyuncakçı dükkânında Holly Nolan’la tanıştığında,bu küçük kızın sihre ihtiyacı olduğunu o da anlayacaktı.

#kitapyorumu

İnsanın içini ısıtacak kadar sıcak ve sevimli bir hikayeydi. Tek kusuru çabuk bitmesiydi. Daha uzun olmasını beklerdim. Maggie'nin kocasını kaybettikten sonra Friday Limanına taşınmasını ve bir oyuncak dükkanı açmasını konu ediniyor. Mark ise kız kardeşinin ölümünden sonra yeğeni Holly'nin bakımını üstlenmiş durumda.. Kayıplar bu iki yaralı yüreği bir araya getiriyor. Ve birbirlerinin yaralarını sarıp, eksiklerine tamamlıyorlar. Mark, Maggie ve Holly'nin aralarındaki ilişki çok naif ve sevecendi. Okurken içimin erdiğini hissettim. 😍 Kitapta oldukça akıcıydı ki.. Uzun zamandır kitap okuyamama durumuma ilaç gibi geldi diyebilirim. 😊 Yazarın kalemi de oldukça naif geldi bana ve hoşuma gitti bu durum. Yalnızlar Adası yazarın okuduğum ilk kitabı o yüzden yeri bende ayrı olacak. ❤ 
Pinterest shareGoogle Plus share

Kimyasal Kalplerimiz || Kitap Tanıtımı

Çocukluğundan beri seni ‘aşk sabırdır, aşk nezakettir’ saçmalıklarıyla zehirlemişler. Ama aşk bilimsel bir şeydir. Yani yalnızca beyinde olup biten kimyasal bir reaksiyondur. Bazen bu reaksiyon kendini defalarca kez tekrar ederek yaşam boyu sürer, bazen de sürmez. Bazen de zirveye ulaştıktan sonra bir düşüşe geçer. Her birimiz kimyasal kalpleriz. Peki bu, aşkı daha değersiz mi kılar? Sanmıyorum.

* * * * * * * * * 

“Kimyasal Kalplerimiz bir aşk hikâyesi ama bir farkla. Basit değil, sıradan değil ve okurları bekledikleri yerden vuracak bir aşk hikâyesi değil; aksine, onları sarsacak bir hikâye...”

- Mands, The Bookish Manicurist - 

Kitap Ayrıntıları

Türü: EdebiyatRoman
Orijinal Başlık: Our Chemical Hearts
ISBN: 9786051866543
Kapak: Ciltsiz
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: Normal
Sayfa Sayısı: 384
Basım: Ağustos 2018
Çevirmen: Duygu Özen Gür
Editör: Koray Sarıdoğan
Pinterest shareGoogle Plus share

Kalbin Anatomik Şekli || Kitap Tanıtımı


Duvarlara Altın Renginde Kazınmış Bir Aşk
Almak istediği burs için gecesini gündüzüne katıp çalışan Beatrix’in hayatı bir gece son metroyu kaçırınca binmek zorunda kaldığı otobüste altüst olur. Beatrix bu yolculukta San Francisco’nun en kötü şöhretli grafiti sanatçısı Jack’le tanışır.
Jack’in sokak aralarında ve evlerin çatısında geçen gecelerine ortak olan Beatrix bu esrarengiz adamın yaralarının ardını görmeye başlar. Dışarıdan görünenin gerçeği yansıtmadığını deneyimleyen Beatrix, Jack’i yaralayan gerçeği saklandığı tozlu raflardan çıkarabilecek midir?

“Çağdaş San Francisco sokaklarını alıp içine biraz klasik Romeo Juliet katınca sonuç, bu kayda değer iki gencin hikâyesi oluyor… Sanatın; aşk ve acının ifadesi olduğunun kışkırtıcı biçimde farkına vardırıyor.”
-Kirkus Reviews
“İç çekerek ve heyecandan yumruklarınızı sıkarak okuyacağınız, inanılmaz gerçekçi bir romantizm.”
-School Library Journal
“Artistik, havalı ve bir San Francisco macerasından beklediğiniz her şeye sahip. Heyecanlanmaya hazır olun.”
-Maximum Pop
“Taze, orijinal, etkileyici, bağımlılık yapan, güzel ve baştan sona ilk aşkın ateşiyle dolu.”
-Ann Aguirre, New York Times & USA Today çoksatan yazarı
“Eğer hayallerimizdeki genç yetişkin hikâyesini sipariş verebilseydik, muhtemelen bu kitaba benzerdi.”
-iBooks Editörleri (iBooks İngiltere 2015 Ağustos’un En İyi Kitap Seçkisi, iBooks ABD 2015 Kasım’ın En İyi Kitap Seçkisi)

Kitap Ayrıntıları

Türü: EdebiyatRoman
Orijinal Başlık: The Anatomical Shape of Heart
ISBN: 9786051868189
Kapak: Ciltsiz
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: Normal
Sayfa Sayısı: 368
Basım: Eylül 2018
Editör: A. Deniz Topaktaş
Çevirmen: Gülfem Çırak
Pinterest shareGoogle Plus share

Mükemmel Olmayan Hayatım || Kitap Tanıtımı


Mükemmel Olmayan Hayatım
Sophie Kinsella
Romantik / Kurgu / Yabancı
Sayfa sayısı: 368
Ebat: 13,8 X 21 cm
Yayın Tarihi: Ekim 2018
ISBN: 978-605-09-5561-3
Çevirmen: Bige Turan Zourbakis

Milyonların kalbini Alışverikolik serisi ile kazanan New York Times Çoksatan yazarı Sophie Kinsella’dan yepyeni bir aşk hikâyesi Katie Brenner’ın mükemmel bir hayatı vardı; rüya gibi bir işi, Londra’nın merkezinde muhteşem bir dairesi ve çok havalı Instagram fotoğrafları. Oysa gerçekler bambaşkaydı... Gardırobunun bile sığmadığı minicik bir dairede kalıyordu, ofisin en alt kademesinde çalışıyordu ve koyduğu Instagram fotoğrafları ona ait değildi. Ama hayaller, eğer onlardan vazgeçmezsek, bir gün gerçek olurdu değil mi?.. Tabii, sizin de patronunuz Demeter gibi biri değilse. Katie bir gün işten çıkarılıp babasının çiftliğine geri döner ve Demeter’den intikam alma planları yapmaya başlar... A, tabii bir de Alex var ama o sürpriz!

Hey bu arada, mükemmel olmamanın nesi kötü ki? 

“Bu kitabın ruhu kadın dostluğu... Yaşam bilgeliğiyle, hem Kinsella hayranlarını hem de yeni okurları kendine hayran bırakacak.”
The Washington Post

“Sophie Kinsella, kültürel yaşamımızın nabzını tutarken, beni kahkahalara boğuyor. Kitabı çok sevdim.”
Jojo Moyes


Yazar Hakkında
Sophie Kinsella

Sophie Kinsella kitapları dünya üzerinde, 60 ülkede, 40 milyon kopya satmış ve 40 dile çevirilmiştir. Yazar ilk olarak, Madeleine Wickham adıyla kitaplar yayınlamış, sonrasında filme de çekilen ve önce İngiltere sonra da dünya çoksatanlar listesine giren Alışverişkolik serisi ile tanınmıştır. Kitapları daha çok romantik ve mizahi türdedir. 2017 Goodreads ödülü sahibi de olan yazar, gençlik romanları da yazmaya başlamıştır. Şu anda Sır Tutabilir Misin? kitabı da filme çekilmektedir. New College, Oxford’ta müzik, felsefe, politika ve ekonomi okuyan ve beş çocuk sahibi olan yazar, ailesiyle Londrada yaşamaktadır.
Pinterest shareGoogle Plus share

Film Önerileri│18



  1. Secret Superstar
  2. Ferdinand / Animasyon
  3. Wonder
  4. Hotel Transylvania 1 / Animasyon
  5. Hotel Transylvania 2 / Animasyon 
  6. Hotel Transylvania 3 / Animasyon
  7. Hachiko
  8. The Incredibles 1 / Animasyon
  9. The Incredibles 2 / Animasyon
  10. Forrest Gump
  11. Çelik Yumruklar 
  12. Ters Yüz / Animasyon
  13. To All The Boys I've Loved Before
  14. Avengers Infinity War
  15. Ölüm Yarışı
  16. Suicide Squad
  17. Tomb Rider
  18. Jumanji Welcome to The Jungle
  19. Galaksinin Koruyucuları 1
  20. Galaksinin Koruyucuları 2
  21. The Greatest Showman
  22. Justice League
  23. Baby Driver
  24. Ayla
  25. Thor
  26. Thor The Dark World
  27. Thor Ragnarok
  28. Coco / Animasyon
  29. Bebek Patron / Animasyon
  30. Next Gen / Animasyon
  31. Doctor Strange
  32. Baby's Day Out
  33. Now You See Me 
  34. Black Panther 
  35. Yeşil Yol
Pinterest shareGoogle Plus share

Ben Ölürsem || Kitap Yorumu



Dikkat! Kalbinizi kırabilir. 💔 
Ben Ölürsem bitti ve can acıtacak kadar güzeldi. 😍 Ağlattı, üzdü. 😢 Bittiği için kalbim kırık hissediyorum. 💔

Abisinin ölümünden sonra darmadağın olmuş ve arafta kalmış, sıkılmış ruhları görebilen ve onlara yardım eden Charlotte ile ikiz kardeşi Ike'ın ölümünden sonra kaybolmuş olan George'un yürek burkan hikayesi anlatılıyor.

Charlotte bütün bu kaybolmuş ruhlara yardım etme işinden vazgeçtiğinde artık dayanma gücü kalmadığında bir köprüye çıkıp intihar etmeye karar verir. Ama tam o anda karşısına Ike çıkar ve tüm herşey değişir. Ike ona kalacak bir yer ve iş ayarlayacağına söz verir. Ama bir isteği vardır. Kardeşi George'a yardım edecektir. George, Ike'ın ölümünden sonra kendini dağıtmış, kendini alkol be uyuşturucuya vermiştir. Ike ise kardeşimin bu durumuna üzüldüğü ve onu bırakıp gidemediği için arafta sıkışıp kalmıştır. Charlotte son bir kez şansını denemek ister ve Ike'ın teklifini kabul eder.

Charlotte, Ike sayesinde kalacak bir yer ve iş bulurken bir yandan da George'a yardım etmeye başlar. Zamanla ikili arasındaki ilişkinin boyutu değişir ve birbirlerine aşık olurlar. Ama şöyle bir sorun vardır ki Charlotte hem Ike'a hem de George'a aşık olmuştur.

Benim için okuması ve tercih yapması zor bir kitap oldu. Yazarın böylesine sevilesi iki erkek karakter yazıp sonra seçim yapmaya bırakması cidden çok acı verici. Hem okuyucu hem Charlotte için. Ki okurken Charlotte'un sık sık bocaladığını görüyoruz. Teknik olarak Ike ölü olsa da okurken keşke daha farklı şartlar altında tanışmış olsalardı derken buldum kendimi. Ike'ın ruhu sonunda refaha ulaştığında Charlotte ile birbirlerine veda etmek zorunda kalmaları cidden çok acı vericiydi. Başta aşk üçgeni olacak diye sinir olmuştum ama Charlotte iki erkeği de kendine göre sevdi. Yani kalbinin bir yarısı Ike'ın diğer yarısı da George'un.. Charlotte için baş etmesi zor bir durumdu. Sonu ise buruk bir tebessüm ile bitti. 


Okurken zaman zaman güldüren zaman zaman da hüzünlendiren bir kurguydu. Okurken insanı duygudan duyguya alıp götürecek özellikle kalp kıracak bir konusu olduğunu söyleyebilirim. Ben yazarın kalemini sevdim.
Ve yazarın daha çok kurgularını, karakterlerini okumak isterim. 😊


Mut - la - ka okuyun! 😍
Pinterest shareGoogle Plus share

Bu Ay Neler Okudum/İzledim?] EYLÜL│18

OKUDUKLARIM 

1. Karanlık Kalp ~ 5
2. Narsist ~ 4
3. Lydia ~ 4
4. Jamaica Caddesi ~ 3
5. Çeşmeliköprü Caddesi ~ 3
6. Bin Öpücük ~ 5
7. Kafka Okur | Agatha Christie ~ 3

❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤

İZLEDİKLERİM

1. Deliha 2 ~ 4
2. Aile Arasında ~ 4
3. Secret Superstar ~ 5
4. Colossal ~ 0
5. Wonder ~ 5
6. Song to Song ~ 0
7. Ferdinand ~ 5
8. True Detective 1.Sezon ~ 4
9. Next Gen ~ 5
10. Hotel Transylvania ~ 5
11. Sierra Burgess is a Lost ~ 4
12. Men, Women and Children ~ 0
13. Hotel Transylvania 2 ~ 5
14. Hachiko ~ 5
15. Gifted ~ 3
16. The Light Between Ocean ~ 3
17. Heartbeat ~ 10 Bölüm ~ 3
18. The Incredibles ~ 5
19. Forrest Gump ~ 5
20. The Girl On The Train ~ 1
Pinterest shareGoogle Plus share

Lydia || Kitap Yorumu


Katiller Çetesi'nin tüm dünyada merakla beklenen devam kitabı Lydia'da sular durulmuyor. Her ne kadar Izabel ve Naeva, yepyeni kimlikleriyle planlarını gerçekleştirmeye çalışsalar da, ikili türlü badireler yüzünden ayrı düşer ve Naeva’nın hayatı tehlikeye girer. Naeva’yı kurtarabilecek tek kişi Izabel'dir ama özgürlük için ödenmesi gereken bedel fazlasıyla ağırdır ve Izabel'in Birlik'ten gizlediği korkunç sırrın açığa çıkması dengelerin de değişmesine neden olur.  


Kitabın başlarında o kadar sıkıldım ki yarım bırakma aşamasına geldim ama sonra kitap bir açıldı, pir açıldı. Olayla hızla gelişti ve şoke edecek bir sürü şey öğrendim. Şimdi ne söylersem spoiler olacak o yüzden bir şey diyemiyorum ama Izabel beni çok şaşırttı. Hala sevip sevmediğime karar veremedim ama bu kitapta ne güçlü bir yapıya sahip olduğunu gördüm.Ve Izabel ne yere bakan yürek yakanmış. Cidden şaşırttı beni! Lydia'da Izabel'in Meksikaya gitmesini ve Vonnegut'ı bulması konusu ele alınıyor. Tam işler sarpa sarıyor derken Izabel'in ayağa kalkması ve paçayı sıyırması cidden hayranlık uyandırıcıydı. Tahammül edemediğim ve sinirimi bozan sahneler olmadı değil ama bu kitabın güzelliğine gölge düşürmüyor. Fredrik ve Niklas'ın Izael'i düşünmeleri, fedakarlık yapmaları çok hoştu. Duygulandım. Kitabın bir kısmında kalbim kırıldı. Son bölümde Victor ve Izabel sahnesini okuyanlar bilir. Hüzünlendim ama yine de umutluyum. Ve 8. Kitap çok fena olacak. Sabırsızlanıyorum. 😏
Pinterest shareGoogle Plus share

True Detective || Dizi Yorumu



Louisiana Cinayet Masası'nda görev yapan dedektif Rust Cohle (McConaughey) ve Martin Hart (Harrelson) bir seri katilin peşine düşerler.
Beraber çalışan ikilinin, takip derinleştikçe kendi hayatlarının da içinden çıkılmaz bir duruma gelmesi kaçınılmaz olacaktır. 17 yıl boyunca bir seri katili yakalamak için iz süren dedektifler, yıllar sonra davanın tekrar ele alınması ile beraber kendilerini sorgu masasında bulurlar.

Son zamanlarda izlediğim en sağlam dizilerden biri olduğunu düşünüyorum. Başta ön yargılıydım ama 3 4 bölüm sonra dizi bir açıldı pir açıldı. Başta yavaş bir tempoda ilerlese de dediğim gibi 3 4 bölüm sonra dizide hareket başlıyor. Bölümler  saat sürse de kendini izleten ve okuyucu merakta bırakan bir dizi. Ve ilk sezon 8 bölümden oluşuyor. Beni en çok etkileyen ve en çok sevdiğim karakter Dedektif Rust karakteri oldu. Ekip arkadaşı, ortağı Martin'i hiç sevmedim, hatta nefret ettim. İyi bir aile babası ve polis demek isterdim ama ne yazık ki öyle değil.. Ailesi  de aynı şekilde. Ailesinden de nefret ettim. Aksine bütün olayları Rust çözerken bütün kaymağı bütün tebrikleri onun alması çok can sıkıcıydı.

Rust karakteri ise son derece orijinal bir karakter. Kafa yapısı muazzam. Yani onu izlerken çözemiyorsunuz ve sizinle konuşurken sanki ruhunuzu okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Olaylara bakış açısı şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı. Polisiye dizileri normalde sevmem ama True Detective bana kendini sevdirdi. Özellikle o ost için izlenir o dizi. Çünkü mükemmel!!! Buraya jenerik müziğini ekleyeceğim, mutlaka dinleyin. Diziyi izlemeye başladığımdan beri zil sesim olur kendisi. (=



Dizinin ikinci sezonunda ise farklı olaylar ve farklı karakterler yer alıyor. Rust gibi bir karakter olmayacağı için ikinci sezonu izler miyim bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum ki Rust gibi bir karakteri harcadılar. Ve bunun için üzgünüm. :(

Mekan, kurgu, karakterler ve oyunculuklar bakımından hayran bırakılası bir diziydi benim için. Şimdi pek değeri bilinmiyor ama ilerde değerlenecek diye düşünüyorum. Özellikle Rust'ın düşünce yapısı Sherlok ile benzerlik gösteriyor. Sherlock severler kaçırmasın yani. (= Son olarak polisiye, gizem - gerilim tarzı dizileri seviyorsanız mutlaka bir bakın derim. (= 


(Sarı saçlı olan Martin, diğeri Rust)

Barış Özcan'ın bu güzel açıklamasını da izlemenizi öneririm. (=
Pinterest shareGoogle Plus share

Heartbeat || Dizi Yorumu


Başrollerinde Melissa George ve Dave Annable'ın bulunduğu 10 Bölümden oluşan Heartbeat, Alex Panttiere isimli doktorun, kalp cerrahisi alanındaki birkaç kadından biri oluşunu ve yaşadıklarını ele alıyor. Alex Panttiere karakteri için, DR. Kathy Magliato'nun gerçek hayat hikayesinden esinlenilmiştir.


Dizi güzel bir başlangıç yapmıştı aslında. Ama işin içine ne zaman ile draması ve aşk üçgeni girdi dizi o zaman bozulmaya başladı. Kısa bir dizi oluşundan dolayı tercih etmiştim. Bölümler 40 - 45 dakika sürüyor ve aşk üçgenini bir kenara bırakırsanız kurgu, işleyiş ve oyunculuklar güzeldi, kendini izletiyordu.

Alex, evli ve iki çocuğu var. Ama kocası gay ve onun da erkek arkadaşı var. İlişkilerden yana şansı yaver gitmeyince en yakın arkadaşı ile evlenip çocuk yapmaya karar vermiş. Sonra çalışmaya başladığı hastanede tanıştığı Dr. Pierce ile birlikte olmaya başlamış. Tabi, Alex'in asistan olduğu dönemlerden kalma bir türlü unutamadığı bir aşkı vardır; Dr. Jesse.

Ve dizi boyunca şu soru kafamda dolanıp durdu; bir kişi aynı anda iki kişiyi sevebilir mi? Benim aklım almıyor. Dizi boyunca da Alex'in bocalamasını görüyoruz. Doktor olarak mükemmel biri ama karakterini sevemedim. 

Açıkçası aşkına karşılık vermeyip onu bırakıp giden Dr. Jesse'ye karşı hiç bir sempati beslemedim. Dizi boyunca Pierce'in tarafındaydım. Pierce karakterinin harcandığını düşünüyorum. Ayrıca yan rolleri çok sevdim. Ana karakterlerden daha çok hemde.. Ama beklediğim gibi olmadı. Özellikle dizinin sonu beni tatmin etmedi. Bir çok şey havada kaldı ve böyle bir final beklemiyordum. Daha tatmin edici bir final beklerdim. 

Bütün bu olumsuzlukların yanında eğlenceli bir yanı da vardı. Ayrıca tıp alanındaki gelişmelerden de haberdar ediyordu. Dediğim gibi işin içine aşk üçgeni girmeseydi daha güzel bir dizi olabilirdi. Kurguya ve onca harcanan emeğe yazık olmuş diyebilirim. 

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI