Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ya Hiç Gelmeseydin || Kitap Yorumu


İlk kitabı okuyalı üzerinden o kadar zaman geçti ki neler olduğunu unutmuşum. Hatırımda kalan tek şey bir öğretmen ve öğrenci ilişkisiydi. Bu yüzden kitaba adapte olmakta biraz zorlandım. Hatta ilk başlarda biraz sıkıldığımı da söyleyebilirim. Ama okudukça kurgu ve karakterler kendini sevdirdi. Ve Colleen bir kez daha şaşırtmadı 😍 Bu kadın ne yazsa okurum! Canım yazarım! 😍 Hem duygu yüklü hem de eğlenceli bir kalemi var. Okurken duygudan duyguya sürüklüyor insanı. Kitapta sevdiğim noktalardan biri şu; ekşi ve tatlı. Yani karakterler gün içerisinde yaşanan iyi olayları tatlı, kötü olayları ekşi şeklinde birbirlerine anlatıyorlar. Ve bu fikir çok hoşuma gitti. Sonra küfür etmek yerine "kelebek" tabirini kullanıyorlar. Mesela lanet olasıca yerine; kelebek olasıca gibi.. Çok tatlı bir fikir değil mi.. 😍

Bu kadar tatlı olayların yanında acı olaylar da oluyor tabi.. Özellikle Will'in eski sevgilisine karşı verdiği tavizden dolayı Lake ile aralarının bozulmuş olmaları çok sinir bozucuydu. 😡 Lake resmen darmadağın oldu. 😢 Bu noktada Will'e çok kızdım. Lake annesinin ölümünden sonra zaten yapayalnız kalmış ve duygu çalkalanması yaşarken böyle bir durumla karşı karşıya kalması kızı darmaduman etti. 😢 Neyse ki Will zor yoldan da olsa Lake'i ne kadar çok sevdiğini göstermiş oldu. 😏

İnişli çıkışlı bir şekilde ilerleyen ama çokta zihin yormayan, okurken kimi zaman güldürüp kimi zaman hüzünlendiren ama en sonunda huzura erdiren bir seri sonu kitabıydı. 😂 Bir de şöyle bir şey var ki ne zaman Colleen kitabı okusam daha çok okumak isterken buluyorum kendimi.. 😍 Daha nice Colleen Hoover kitapları okuma şansımız olur umarım diyerek yorumumu noktalıyorum. 😏

Pinterest shareGoogle Plus share

Narsist || Kitap Yorumu



Babası tarafından terk edilen ve insanlara kolay kolay güvenmeyen Soraya ile annesinin ölümünden sonra kendini işine adamış Graham'ın hikayesi. İkilinin yolları trende kesişiyor ve Graham'ın telefonunu düşürmesi ile olaylar başlıyor. Soraya telefonu hemen iade etmiyor önce bir güzel kurcalıyor 😂 Sonra adama vermek istiyor ama onu Bay Büyük Puşt olduğunu görünce kendi bacaklarının ve göğüslerinin fotoğrafını çekip adama öyle iade ediyor. Eh Graham da durur mu? O bacakları görünce dayanamıyor tabi ve Soraya'nın peşine düşüyor. 😂

Benim için okuması oldukça keyifli bir serüvendi. Okurken çok eğlendim. Sonlara doğru işler sarpa sarıyor tabii ama ikili güzel toparlıyor. Özellikle son bölüm çok tatlıydı. Graham'ın kitabın adıyla alakalı hiç bir özelliği yok yani Narsist değil. Ağzı bozuk evet ama göze batmıyor. Ben okurken çok keyif aldım. Anlayışlı, düşünceli aynı zamanda komik bir yapıya sahip. Soraya ise yaşadıklarından dolayı biraz içine kapanık ama Graham ile birbirlerini tamamlıyorlar. Kitapta çok güzel sahneler var aslında ama ne desem spoiler olur. Tipik bir Vi Keeland kitabıydı benim için. Gıcık eden yönleri olmadı değil ama keyifliydi. Diğer yazarın da hakkını yemeyelim. Oldukça akıcı ilerleyen sürükleyici bir kurgusu olduğunu söyleyebilirim. Keyifli dakikalar geçirmek isteyenler için çıtır çerezlik bir kitaptı. Ve böyle klişe de olsa duru ve basit bir şekilde ilerleyen güldürmeyi de unutmayan eğlenceli kurguları seviyorum. ❤ Diğer Vi Keeland kitapları için sabırsızlanıyorum. 😍
Pinterest shareGoogle Plus share

Ben Ölürsem || Kitap Yorumu



Dikkat! Kalbinizi kırabilir. 💔 
Ben Ölürsem bitti ve can acıtacak kadar güzeldi. 😍 Ağlattı, üzdü. 😢 Bittiği için kalbim kırık hissediyorum. 💔

Abisinin ölümünden sonra darmadağın olmuş ve arafta kalmış, sıkılmış ruhları görebilen ve onlara yardım eden Charlotte ile ikiz kardeşi Ike'ın ölümünden sonra kaybolmuş olan George'un yürek burkan hikayesi anlatılıyor.

Charlotte bütün bu kaybolmuş ruhlara yardım etme işinden vazgeçtiğinde artık dayanma gücü kalmadığında bir köprüye çıkıp intihar etmeye karar verir. Ama tam o anda karşısına Ike çıkar ve tüm herşey değişir. Ike ona kalacak bir yer ve iş ayarlayacağına söz verir. Ama bir isteği vardır. Kardeşi George'a yardım edecektir. George, Ike'ın ölümünden sonra kendini dağıtmış, kendini alkol be uyuşturucuya vermiştir. Ike ise kardeşimin bu durumuna üzüldüğü ve onu bırakıp gidemediği için arafta sıkışıp kalmıştır. Charlotte son bir kez şansını denemek ister ve Ike'ın teklifini kabul eder.

Charlotte, Ike sayesinde kalacak bir yer ve iş bulurken bir yandan da George'a yardım etmeye başlar. Zamanla ikili arasındaki ilişkinin boyutu değişir ve birbirlerine aşık olurlar. Ama şöyle bir sorun vardır ki Charlotte hem Ike'a hem de George'a aşık olmuştur.

Benim için okuması ve tercih yapması zor bir kitap oldu. Yazarın böylesine sevilesi iki erkek karakter yazıp sonra seçim yapmaya bırakması cidden çok acı verici. Hem okuyucu hem Charlotte için. Ki okurken Charlotte'un sık sık bocaladığını görüyoruz. Teknik olarak Ike ölü olsa da okurken keşke daha farklı şartlar altında tanışmış olsalardı derken buldum kendimi. Ike'ın ruhu sonunda refaha ulaştığında Charlotte ile birbirlerine veda etmek zorunda kalmaları cidden çok acı vericiydi. Başta aşk üçgeni olacak diye sinir olmuştum ama Charlotte iki erkeği de kendine göre sevdi. Yani kalbinin bir yarısı Ike'ın diğer yarısı da George'un.. Charlotte için baş etmesi zor bir durumdu. Sonu ise buruk bir tebessüm ile bitti. 


Okurken zaman zaman güldüren zaman zaman da hüzünlendiren bir kurguydu. Okurken insanı duygudan duyguya alıp götürecek özellikle kalp kıracak bir konusu olduğunu söyleyebilirim. Ben yazarın kalemini sevdim.
Ve yazarın daha çok kurgularını, karakterlerini okumak isterim. 😊


Mut - la - ka okuyun! 😍
Pinterest shareGoogle Plus share

Bu Ay Neler Okudum/İzledim?] EYLÜL│18

OKUDUKLARIM 

1. Karanlık Kalp ~ 5
2. Narsist ~ 4
3. Lydia ~ 4
4. Jamaica Caddesi ~ 3
5. Çeşmeliköprü Caddesi ~ 3
6. Bin Öpücük ~ 5
7. Kafka Okur | Agatha Christie ~ 3

❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤ ❤

İZLEDİKLERİM

1. Deliha 2 ~ 4
2. Aile Arasında ~ 4
3. Secret Superstar ~ 5
4. Colossal ~ 0
5. Wonder ~ 5
6. Song to Song ~ 0
7. Ferdinand ~ 5
8. True Detective 1.Sezon ~ 4
9. Next Gen ~ 5
10. Hotel Transylvania ~ 5
11. Sierra Burgess is a Lost ~ 4
12. Men, Women and Children ~ 0
13. Hotel Transylvania 2 ~ 5
14. Hachiko ~ 5
15. Gifted ~ 3
16. The Light Between Ocean ~ 3
17. Heartbeat ~ 10 Bölüm ~ 3
18. The Incredibles ~ 5
19. Forrest Gump ~ 5
20. The Girl On The Train ~ 1
Pinterest shareGoogle Plus share

Aşkta Havlu Atma Sanatı || Kitap Yorumu


Serinin açık ara en güzel ve anlamlı kitabıydı bana göre. İşleyiş ve konu ile karakter gelişimleri bakımından çok doyurucu bir kitaptı. Kat üvey babası tarafından küçük yaşta cinsel istismara uğramış buna rağmen ayakta kalmaya çalışan güçlü bir karakter benim gözümde. Bir köşeye sinir oturmamış. Kaçma fikrini sıkı sıkıya tutunmuş belki ama yine de vazgeçmemiş. Irish ise arkadaşının kardeşinin ölümünden sonra kendisini hayata ve herkese karşı kapamış. Ama Kat ile tanışınca ister istemez onu korumak isterken buluyor kendini. Bu iki yaralı karakter bir araya gelince bela kaçınılmaz oluyor tabi.. Kat ve Irish ölümüne korkuyorlar. Ama Irish, Kat'e güvenilir bir hayat sunmak için elinden geleni ardına koymuyor. Irish eski bir boksör olduğu için Kat'e kendisini savunma dersleri veriyor. Onun için, ondan gizli Kat'in peşindeki belalı adamlarla mücadele ediyor. Kat babasının pisliklerinden kaçayım derken lanet bir uyuşturucu bağımlısı erkek arkadaş kurbanı oluyor. Yani yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor. Ama Irish her daim yanında. Irish'in Kat'e olan tavırları çok naif, kırmaktan incitmekten korkarcasına davranıyor. Bu iki yaralı karakterler birbirleri ile yaralarını sarıyor. İki karakterde ilk zamanlardaki hallerinden çok farklı bir hale bürünüyor kitabın sonunda. Kat'in duvarları Irish'in karşısında bir bir yıkılıyor. Irish ise gerçekten sevmenin nasıl bir duygu olduğunu deneyimliyor. Aşk ve sevgi ile harmanlanmış hayatta kalma mücadelesi.. Karakterlerin kızdığım yönleri de oldu elbette. Ama buna rağmen kurgusu ile yüreğimi sızlatan ama aynı zamanda umut vadeden bir kurgu oldu benim için.. ❤
Pinterest shareGoogle Plus share

Lydia || Kitap Yorumu


Katiller Çetesi'nin tüm dünyada merakla beklenen devam kitabı Lydia'da sular durulmuyor. Her ne kadar Izabel ve Naeva, yepyeni kimlikleriyle planlarını gerçekleştirmeye çalışsalar da, ikili türlü badireler yüzünden ayrı düşer ve Naeva’nın hayatı tehlikeye girer. Naeva’yı kurtarabilecek tek kişi Izabel'dir ama özgürlük için ödenmesi gereken bedel fazlasıyla ağırdır ve Izabel'in Birlik'ten gizlediği korkunç sırrın açığa çıkması dengelerin de değişmesine neden olur.  


Kitabın başlarında o kadar sıkıldım ki yarım bırakma aşamasına geldim ama sonra kitap bir açıldı, pir açıldı. Olayla hızla gelişti ve şoke edecek bir sürü şey öğrendim. Şimdi ne söylersem spoiler olacak o yüzden bir şey diyemiyorum ama Izabel beni çok şaşırttı. Hala sevip sevmediğime karar veremedim ama bu kitapta ne güçlü bir yapıya sahip olduğunu gördüm.Ve Izabel ne yere bakan yürek yakanmış. Cidden şaşırttı beni! Lydia'da Izabel'in Meksikaya gitmesini ve Vonnegut'ı bulması konusu ele alınıyor. Tam işler sarpa sarıyor derken Izabel'in ayağa kalkması ve paçayı sıyırması cidden hayranlık uyandırıcıydı. Tahammül edemediğim ve sinirimi bozan sahneler olmadı değil ama bu kitabın güzelliğine gölge düşürmüyor. Fredrik ve Niklas'ın Izael'i düşünmeleri, fedakarlık yapmaları çok hoştu. Duygulandım. Kitabın bir kısmında kalbim kırıldı. Son bölümde Victor ve Izabel sahnesini okuyanlar bilir. Hüzünlendim ama yine de umutluyum. Ve 8. Kitap çok fena olacak. Sabırsızlanıyorum. 😏
Pinterest shareGoogle Plus share

Çöpçatan || Kitap Yorumu


Natalie Knight 26 yaşında bir baltaya sap olamamış ve bu yüzden çöpçatanlık yapmaya kalkışmış ama bunu da yüzüne gözüne bulaştıracağı sırada şansı yaver gitmiş ve hayatının şansını yakalamış; Cameron Black 😎

Cameron Black ise bir CEO 😂 Bunun yanında ailesini baskıları yüzünden evlenmek zorunda kalan eğer evlenemez yıllardır çalışıp kazandığı her şeyi kaybedecek olan esas oğlanımız.. Yani bir nevi kurban. 😂

Natalie kendine bir müşteri bulmalıdır. Cameron ise bir eş. Ve bu ikili bir araya gelip evlenecek eş listesi yapmaya başlarlar. Natalie, Cameron içim uygun eşler bulur fakat hiçbiri Cameron için uygun değildir. Bu süreçte yakın arkadaş gelen ikilinin arasında bir kıvılcım çakar. 😏 Cameron, Natalie'ye farklı bir gözle bakmaya başlar. Natalie ise kalbini çoktan Cameron'a kaptırmıştır. Ama bir sorun vardır. Natalie'nin kendine karşı özgüven sorunları vardır. Kilolarından ve erkeklerden yana şansı yaver gitmediğinden çekinceleri vardır. Ama tabi Cameron bu işin peşini bırakmaz ve Natalie'yi ikna etmenin yollarını arar. Ve bu süreç onlara kavgaları, şakaları, gözyaşlarını ve daha nice güzellikleri getirir.

Okurken en keyif aldığım hikayelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki okurken heyecan içerisinde bir sonraki bölümü merak ederken buldum kendimi. Anlatımı akıcı, karakterleri sevilesiydi. İlk defa kalemini okuduğum bir yazar olarak oldukça başarılı buldum. Ve gelecek vadettiğini düşünüyorum. Ve itiraf etmem gerekirse yazarın kalemi ile tanıştıktan sonra yazdığı diğer hikayeleri de okuma şansına etmiştim. Ve cidden okurken insanı alıp götüren, yormayan eğlenceli bir kalemi var. Romantik komedi de oldukça başarılı buldum. Yeni yazarlar, kurgular arayışında olanlar için tavsiyemdir. Umarım, daha nice kurgularını okumak nasip olur. 😊

Pinterest shareGoogle Plus share

True Detective || Dizi Yorumu



Louisiana Cinayet Masası'nda görev yapan dedektif Rust Cohle (McConaughey) ve Martin Hart (Harrelson) bir seri katilin peşine düşerler.
Beraber çalışan ikilinin, takip derinleştikçe kendi hayatlarının da içinden çıkılmaz bir duruma gelmesi kaçınılmaz olacaktır. 17 yıl boyunca bir seri katili yakalamak için iz süren dedektifler, yıllar sonra davanın tekrar ele alınması ile beraber kendilerini sorgu masasında bulurlar.

Son zamanlarda izlediğim en sağlam dizilerden biri olduğunu düşünüyorum. Başta ön yargılıydım ama 3 4 bölüm sonra dizi bir açıldı pir açıldı. Başta yavaş bir tempoda ilerlese de dediğim gibi 3 4 bölüm sonra dizide hareket başlıyor. Bölümler  saat sürse de kendini izleten ve okuyucu merakta bırakan bir dizi. Ve ilk sezon 8 bölümden oluşuyor. Beni en çok etkileyen ve en çok sevdiğim karakter Dedektif Rust karakteri oldu. Ekip arkadaşı, ortağı Martin'i hiç sevmedim, hatta nefret ettim. İyi bir aile babası ve polis demek isterdim ama ne yazık ki öyle değil.. Ailesi  de aynı şekilde. Ailesinden de nefret ettim. Aksine bütün olayları Rust çözerken bütün kaymağı bütün tebrikleri onun alması çok can sıkıcıydı.

Rust karakteri ise son derece orijinal bir karakter. Kafa yapısı muazzam. Yani onu izlerken çözemiyorsunuz ve sizinle konuşurken sanki ruhunuzu okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Olaylara bakış açısı şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı. Polisiye dizileri normalde sevmem ama True Detective bana kendini sevdirdi. Özellikle o ost için izlenir o dizi. Çünkü mükemmel!!! Buraya jenerik müziğini ekleyeceğim, mutlaka dinleyin. Diziyi izlemeye başladığımdan beri zil sesim olur kendisi. (=



Dizinin ikinci sezonunda ise farklı olaylar ve farklı karakterler yer alıyor. Rust gibi bir karakter olmayacağı için ikinci sezonu izler miyim bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum ki Rust gibi bir karakteri harcadılar. Ve bunun için üzgünüm. :(

Mekan, kurgu, karakterler ve oyunculuklar bakımından hayran bırakılası bir diziydi benim için. Şimdi pek değeri bilinmiyor ama ilerde değerlenecek diye düşünüyorum. Özellikle Rust'ın düşünce yapısı Sherlok ile benzerlik gösteriyor. Sherlock severler kaçırmasın yani. (= Son olarak polisiye, gizem - gerilim tarzı dizileri seviyorsanız mutlaka bir bakın derim. (= 


(Sarı saçlı olan Martin, diğeri Rust)

Barış Özcan'ın bu güzel açıklamasını da izlemenizi öneririm. (=
Pinterest shareGoogle Plus share

Heartbeat || Dizi Yorumu


Başrollerinde Melissa George ve Dave Annable'ın bulunduğu 10 Bölümden oluşan Heartbeat, Alex Panttiere isimli doktorun, kalp cerrahisi alanındaki birkaç kadından biri oluşunu ve yaşadıklarını ele alıyor. Alex Panttiere karakteri için, DR. Kathy Magliato'nun gerçek hayat hikayesinden esinlenilmiştir.


Dizi güzel bir başlangıç yapmıştı aslında. Ama işin içine ne zaman ile draması ve aşk üçgeni girdi dizi o zaman bozulmaya başladı. Kısa bir dizi oluşundan dolayı tercih etmiştim. Bölümler 40 - 45 dakika sürüyor ve aşk üçgenini bir kenara bırakırsanız kurgu, işleyiş ve oyunculuklar güzeldi, kendini izletiyordu.

Alex, evli ve iki çocuğu var. Ama kocası gay ve onun da erkek arkadaşı var. İlişkilerden yana şansı yaver gitmeyince en yakın arkadaşı ile evlenip çocuk yapmaya karar vermiş. Sonra çalışmaya başladığı hastanede tanıştığı Dr. Pierce ile birlikte olmaya başlamış. Tabi, Alex'in asistan olduğu dönemlerden kalma bir türlü unutamadığı bir aşkı vardır; Dr. Jesse.

Ve dizi boyunca şu soru kafamda dolanıp durdu; bir kişi aynı anda iki kişiyi sevebilir mi? Benim aklım almıyor. Dizi boyunca da Alex'in bocalamasını görüyoruz. Doktor olarak mükemmel biri ama karakterini sevemedim. 

Açıkçası aşkına karşılık vermeyip onu bırakıp giden Dr. Jesse'ye karşı hiç bir sempati beslemedim. Dizi boyunca Pierce'in tarafındaydım. Pierce karakterinin harcandığını düşünüyorum. Ayrıca yan rolleri çok sevdim. Ana karakterlerden daha çok hemde.. Ama beklediğim gibi olmadı. Özellikle dizinin sonu beni tatmin etmedi. Bir çok şey havada kaldı ve böyle bir final beklemiyordum. Daha tatmin edici bir final beklerdim. 

Bütün bu olumsuzlukların yanında eğlenceli bir yanı da vardı. Ayrıca tıp alanındaki gelişmelerden de haberdar ediyordu. Dediğim gibi işin içine aşk üçgeni girmeseydi daha güzel bir dizi olabilirdi. Kurguya ve onca harcanan emeğe yazık olmuş diyebilirim. 

Pinterest shareGoogle Plus share

[Bu Ay Neler Okudum?] Eylül ~ Ekim │15


Herkese Merhaba!

Yoğunluktan dolayı bu post biraz geç geldi ama sonunda geldi. :D Eylül ayında iki kitap okumuşum. Hadi beni ezikleyin! :P Benim için tam bir "reading slump" dönemi olmuş. Ekim ayında da 6 kitap okumuşum. Ekim ayından bayağı umutluydum ama yine de fazla okuyamamışım. Her ay on kitap okuma hedefim gittikçe düşmeye başladı ve bu durum canımı çok sıkıyor açıkçası. Kitaplığımda okunmaya bekleyen bir sürü kitap var ama benim okuma hızım yavaşlamaya başladı. Bunu okul, vize sezonunun açılmasına bağlıyorum. Kasım ayından umutlu olduğumu söylemek isterdim ama ne yazık ki vize dönemi içerisine girmiş bulunmaktayım! Benim gibi bu dertten muzdarip arkadaşlar, yalnız değilsiniz. Her neyse efenim fazla uzatmadan neler okuduğuma bir göz atalım..

E Y L Ü L 

Sonuna Kadar│YORUM
Ruhunu Aşka Teslim Et│YORUM

E K İ M 

Ölümsüz Aşk ~ YORUM
Peri Masalım ~ YORUM
Pamuk Şeker ~ YORUM
Sen Benimsin ~ YORUM
Romantik Savaş ~ YORUM
Kötü Kızlar Ölmez ~ YORUM

Siz neler okudunuz? Ya da okuduklarımdan okuduklarınız var mı? 

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI