Kitap Kapağı Tasarımlarım II 2


Tanıtım

Birbirine çok benzeyen iki kadın,tek bir kimlik.. 
Roxie Ashlee Rosin: Stilist, hayatı hafife alan,kendi deyimiyle iyi yalan söyleyen,hiperaktif bir kadın.
Ashlee Rosin: Babası rahip olan Ashlee tutucu bir ailede yetişmiş,öğretmenlik yapan antisosyal bir kadın. Dış görünüş olarak benzeseler de kişilik açısından tek bir benzerlikleri yok.

Drago Lorenzo Angelos: Güçlü bir adam. Roxie ile tanıştığında kadının yaşam dolu enerjisine kapıldı. İstediğini elde etmeye alışmış olan Drago için Roxie'yi elde etmek biraz zaman aldı. Her geçen gün biraz daha kapıldığı bir mıknatıs gibiydi kadın. Fakat bir gün beş aylık bebeklerini ve Drago'yu akasında bırakıp ortadan kayboldu. Üstelik genç adamın kasasını boşaltıp arkasında bir de ceset bırakmıştı. Roxsie diyerek kapısına dayandığı kadın aklını karıştırmıştı. Dış görünüş olarak ne kadar benziyorlarsa kişilik olarak da o kadar farklıydılar. Yine de emin olmadan kadını bırakmaya niyeti yoktu. Olayların arkasındaki sırrı çözmek akıl sağlığı için şarttı.

Okumak İçin: TIK TIK!








Pinterest shareGoogle Plus share

Kitap Kapağı Tasarımlarım II 1


Tanıtım
Jael için hayat çok ciddiye alınacak kadar önemli değildi.Çingene olarak hayata bakış açısından oldukça memnundu.Sonra hayatına pembe bir pakete sarılmış şekerleme gibi O düşüverdi.Sivri dilli ,ukala bir kontesle ne işi olurdu.Özellikle asalet unvanlarıyla uzaktan yakından ilgisi yoksa..

Trisha için bu sinir bozucu adama katlanmak imkansızdı.Saygısızdı,dilini bıçak gibi kullanan bir arsızdı.Toplum kurallarından bihaberdi.Çapkındı ve genç kızı deli ediyordu. Kayla'nın kuzeni olması ondan hoşlanacağı anlamına gelmezdi.



Okumak İçin: TIK TIK!

https://eksiup.com/p/tx217135gb6i 
  https://eksiup.com/p/ft217140x9rt
* * * 
https://eksiup.com/p/v5217151cqow
https://resimyukle.xyz/i/Wa456x
Pinterest shareGoogle Plus share

Aşka Tutsak│Kitap Yorumu

 

#kitapyorumu

Aşka Tutsak bir intikam hikayesi.. Bu öyle bir intikam ki iki tarafı da paramparça eden türden.. Jessica onu aldattığını düşündüğü Dante'den intikam almak için onun hakkında yalancı şahitlik yapıyor ve Dante kaptanlıktan atılıyor. Dante ise Jessica'dan intikam almaya kararlı ve bu yolda da her şeyi yapmaya hazır. Gözünü karartmış. Dante'nin çok ileri gittiğini düşündüğüm kısımlar oldu. Söyledikleri, yaptıkları yenilir yutulur şeyler değildi. 

Okurken kimi zaman sinirlenip, kimi zaman hüzünlendiğim kısımlar oldu. Özellikle "Dük Bozuntusu Dante" beni çok sinir etti. Halbuki intikam peşine düşmeden önce Jessica'yı öyle güzel seviyordu ki.. Okurken Jessica'ya her gün gül alan adamı istediğimi fark ettim. 🌹Ahh, kalbim. 💔 

Jess ise aşağılanmış, kalbi kırılmış, bedenen ve ruhen örselenmiş bir halde oradan oraya savrulmuş. Başa çıkması gereken o kadar zor şeyler yaşadı ki.. Taş olsa çatlardı. Jessica yine iyi dayandı. Jess için üzüldüğüm kısımlar oldu. Ama elbette onun da hataları var. Aslında iki tarafında kendine göre haklı sebepleri var ama bu hatalı olmadıklarını göstermez. Halbuki oturup konuşsalar, birbirlerini dinleseler hiç bir sorun kalmayacak aralarında.. Ama iki karakter de birbirine karşı sağır, dilsiz ve kör ne yazık ki.. 😢 Bu da onların acı çekmelerine ve birbirlerine karşı acı çektirmelerine neden oluyor. 



Bunların dışında karakter ve mekan betimlemeleri çok iyiydi. Hikayenin ilk okuduğum halinden daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Jenny'nin kalemini geliştirdiği satırlar arasında, cümlelerinde görülüyordu. Okurken kimi zaman duygulanmadım dersem yalan olur. Ve tabii ki bu kadar hüzün ve acıdan sonra çiftimiz hak ettikleri mutluluğa sahip oluyorlar. Son bölümü okurken keyiften dört köşe bir haldeydim. Çok tatlılardı. 😍 Ama ben özellikle belirtmek isterim ki Sean ve Beatrice'in hikayesini daha çok merak ediyorum. 🙈

Daha nice Jennifer Royce kurguları, karakterleri okumak dileğiyle.. 💗

Pinterest shareGoogle Plus share

Kusursuz │Kitap Yorumu


Kusurlu olarak doğan Aidan McCall kusursuzluğa duyduğu takıntı yüzündenülkenin ne başarılı estetik cerrahı olmuştur. Geçmişin hayaletleri kabuslarını süslerken, takıntıları onu acımasız bir adama dönüştürmüştür.

Kusursuz güzelliğin sadece eline aldığın neşterle gerçeğe dönüştüğüne inanan Aidan.

Karşısına çıkan güzeller güzeli Anna yüzünden tüm dengesini kaybetmiştir.

Bilincinin derinliklerinde saklı kalanı, gün yüzüne çıkaracak olan kadınınona sunacağı aşk sarsılmasına neden olacaktır. Ama asıl sınavı aşkı kabulettikten sonra verecektir. Aidan, kaderin onlar için yazdıklarını değiştirecek gücükendinde bulabilecek midir? Yoksa güç, aşkın ta kendisi midir?

Güzellik onun neşteriyle hayat buluyordu, kusursuzluk ise sevdiği kadının ruhunda saklanıyordu.


Kitap, "birini kusurlarından, yaralarından sevmek" temalı bir kurguya sahip. Aidan, yüzü yaralı olarak doğmuş ve hayatı boyunca da bunun sıkıntısını çekmiş. Bu yüzden de gözünü karartıp estetik cerrahı olmuştur. Aidan "kusursuzluğa" o kadar takıntılıdır ki kimsenin kusursuz olduğuna inanmaz ta ki güzelliği laneti olan Anna ile tanışana kadar.. Anna, Aidan'daki bütün tabuları yıkar. Ve Aidan'ın oluşturduğu buzdan duvarda çatırdamalara sebep olur. Aidan her ne kadar buz kütlesi gibi olsa da Anna hayatına girdikten sonra değişmeye, daha yumuşak biri olmaya başlar.

Aidan'ın çocuklar ve zor durumda olanlar için onlara ücretsiz yardım etmesi sevdiğim yönlerinden biri oldu. Aslında iki karakterde yaralı ve yaralarını beraber sarıp birlikte ayağa kalkıyor. Asıl güç ise burada yatıyor. Birbirlerine sıkı sıkıya sarılmalarını, güçlü duruşlarını sevdim.

Kitap oldukça akıcı bir kurguya sahip. Öyle ki 24 saat içerisinde bitirdim kitabı. Masum Koza'dan sonra Özge Erkin'in okuduğum ikinci kitabı oldu. Okurken insanı yormayan, düz ve sade bir anlatıma sahip. Ama ben biraz betimleme isterdim açıkçası. Anlatım bana çok kuru geldi. Beni rahatsız eden noktalardan biri de olayların çok çabuk gelişmesi.. Bazı olaylar da ucu açık bitti.

Kusursuz benim için okurken yormayan, akıcı bir kurguya sahip bir kitap oldu. Yazarın Destan, Kutsal ve Usta kitaplarını çok merak ediyorum. Onları da en kısa sürede okumak istiyorum. (=

Pinterest shareGoogle Plus share

Karanlık Dokunuş │Kitap Yorumu




Daha fazla Sarah Maclean!
Daha fazlaaa!

Serinin üçüncü kitabında kibirli Dük bozuntusu Haven(Malcolm) ile yüreği yaralı Sera'nın hikayesi anlatılıyor. Kitabın konusundan bahsedecek olursam; Haven, onunla evlenebilmek için Sera'nın kendisini tuzağa düşürdüğünü düşünür. Ama gerçek öyle değildir. Sera'nın bütün itirazlarına rağmen evlenirler. Ama evlilikleri ikisinin de beklediği gibi ilerlemez. Ve bir gün Sera, Haven'ı terk eder. Sera'nın ardından Haven yaptığı hataların farkına varır ve Sera'yı bulmak için her yeri dolaşır. Üç yılın sonunda karısı ile Lordlar Kamarasında karşılaşırlar. Sera kararlıdır. Haven'dan boşanacak ve özgürlüğüne kavuşacaktır. Fakat Haven'ın ikisi için farklı planları vardır ve Sera'yı bırakmaya hiç niyeti yoktur. 

Yazar diğer kitaplarından farklı olarak bu kitabında bir geçmiş bir gelecek olarak olayları kaleme almış. Bu durum hoşuma gitti. Cidden, bu yazar ne yazarsa okurum ben. Her ne kadar okurken Haven'a sinir olsam da çok çok güzeldi. Özellikle gölün altındaki balo salonu ve heykel detayları kitaba farklı bir hava katmıştı. Ve bayıldım! Cidden, balo salonu hayranlık verici. İtiraf ediyorum orada olmak istedim! Haven'a kızdığım çok oldu ama.. Sera ile Haven birbirlerini çok sevmişler. O kadar çok sevmişler ki.. Bu sevgi birbirlerine zarar vermelerine neden olmuş. Aralarındaki bu sevgi zamanla bir savaşa, oyuna, intikama dönüşmüş. Aralarındaki bu çekişme iki tarafında mahvolmasına neden olmuş. 

Haven'ın Sera'ya olan aşkı nasıl desem Sera olmasa Haven yaşayamayacakmış, nefes alamayacakmış, yarım kalacakmış gibi.. Haven'ın hataları var ama adam aşkından ölüyor Ve hatalarını telafi etmek içinde uğraşmadığını söyleyemem. Gerçi ben Haven'dan daha fazlasını beklerdim ama neyse..

Kitap sadece bunlardan ibaret değil. Her şey detaylarda saklı. Ama spoiler olacağından pek açıklama yapmak istemiyorum burada. :D Ah ah, ne fırtınalar koptu şu sayfalarda.. Özellikle şu alıntı beni çok etkiledi.



"Beni istemiyorsun ama bana başkasının sahip olmasına da izin vermiyorsun. Başından beri başkasına ait olmamı istemedin."

Bazı sahneleri okurken deyim yerindeyse kalbimi bıraktım! Çok dokunaklıydı. Sera'nın tüm yaşananlara rağmen ayakta duruşu, yıkılmayışı ve mücadeleci ruhu hayranlık vericiydi. Haven'ın da hatalarına rağmen telafi etmek için her şeyi yapmaya hazır oluşu okumaya değerdi. Ama ben Haven'ın daha fazla ileriye gitmesini isterdim. 

Haven, Sera'yı öyle çok seviyor ki.. Kıskanmamak elde değil. Keşke hatalar ve pişmanlıklar olmasaydı, bu kadar yıpratmasalardı birbirlerini.. Ama sonunda hak ettikleri mutluluğu bulmaları çekilen bütün acıya değdi.. Kitabın son bölümü o kadar güzeldi ki.. Ahh, kalbim! Tam anlamıyla "mutlu aile tablosu" gibiydiler.

Ben karakterlerin acılarını, sevgilerini, mücadelelerini okurken duygudan duyguya kapıldım. Karakterleri alıp bağrıma basmak istedim. Başından sonuna her şeyiyle sevdiğim bir kurgu oldu. Ah, bu arada Sesily ve Caleb'ın hikayesini isiyorum. Aralarındaki çekim inkar edilemez. Yazarın bu çiftin de hikayesini yazmasını umuyorum. (=
Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI