BEĞENDİKLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEĞENDİKLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beni Sev Diye ~ Yorum ve Alıntılar


Herkese Merhaba!

Beni Sev Diye kitabının yorumu ile karşınızdayım. Aslında kitabı okumaya başlayalı çok oldu ama araya başka kitaplar girince ve yoğunluktan Beni Sev Diye'yi bitirmem biraz zaman aldı. Kitap dün itibariyle bitmiş bulunmakta ama ben hiç bitmesini istemedim. Özellikle o "final" bölümü çok güzeldi. Peri masalı gibiydi. Okurken yüzümde oluşan tebessümü söylemeden geçemeyeceğim. :)

Pinterest shareGoogle Plus share

Radin Efsanesi || Yorum


Bu kitabı nasıl anlatsam bilemiyorum. Ben de bir iz bıraktığı ve yüreğime dokunduğunu söyleyebilirim. Okuyan herkese farklı bir bakış açısı kazandıracak ve okuyan herkesin kendinden bir parça bulacağı bir hikayesi var Radin Efsanesi'nin..
Pinterest shareGoogle Plus share

Umutsuz [Kitap Yorumu]

Başını "Young Adult", sonunu "Dram"a bağlayan, bende iki farklı kişinin yazdığı izlenimini veren bir kitap oldu Umutsuz!(Hopeless)

Başta her şey güzel giderken 200lü sayfalardan sonra dram silsilesi ile karşı karşıya kaldım. Yani yazar beni ters köşe yaptı! 

Sky, çok küçük yaşta annesini kaybetmiş, polis olan babası ile yaşayan ve yalnız büyüyen bir çocuktur. Annesinin kaybından sonra iyice yalnızlaşan Sky, babasının şefkatiyle teselli bulmaktadır.

Babasının sarhoş olduğu bir gece odasına girmesi ile 5 yaşındaki Sky'nin hayatı alt üst olur. Başına gelen kötü olaydan sonra kendini kaybeden Sky'nin yardımına hiç tanımadığı biri koşar. Sky, bir gün bahçelerinde arkadaşları Dean Holder ve Less ile oynarken bir arabanın evlerine doğru yaklaştığını görür.

Ve Sky oarabaya binip kötü geçmişinden, babasından ve arkadaşlarından uzaklaşıp yeni bir hayata başlangıç yapar. Kacey, başta Sky'i korumaya çalışsa da karşısına Holder'ın çıkmasıyla her şey alt üs olur.

Sky'nin hayal meyal hatırladığı şeyler Holder'ın gelmesiyle hafızasının yerine gelmesini tetikler ve Sky geçmişinde kalan parçaları yavaş yavaş birleştirdiğinde acı gerçekle bir kez daha karşılaşır. Babasının ona yaşattıklarını, Kacey'in aslında öz halası olduğunu öğrenir.

Bunların üstüne Holder'ın da küçükken oynadığı arkadaşı olduğunu öğrenmesiyle bütün dünyası yeniden alt üst olur. Babası ile hesaplaşmaya gittiğinde onun gözlerinin önünde kendini vurması ile bir kez daha yıkılır.

Üzüntü ve gerçekler Sky'i boğarken Holder'ın varlığı ona ilaç gibi gelmektedir. Ve Sky'nin ihtiyacı olan tek şey biricik aşkı ve dostu Dean Holder'dır.
"Abi çok iyi ya!"  dedirtti bu kitap bana! Uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardan biriydi bana göre. Yeri geldi güldüm, yeri geldi hüzünlendim. Bütün duyguları yaşatan bir kitap oldu Umutsuz! Okumayanlara severek önereceğim kitaplar arasına girmiş bulunmakta kendisi. Bu kadar yorumdan sonra puanım; 
Pinterest shareGoogle Plus share

Sonlayanlar / Yorum


Puanım; 3,5 - 4 
DİKKAT! SPOİLER İÇERİR.
Kitaba puanım 3 ile 4 arasında gidip geliyordu. O yüzden tam karar veremedim. Ama ilk kitap kadar sürükleyici gelmedi bana. Yeni karakterlerin kitaba girmesi ve ilk kitaptaki karakterlerin geri plana atılmasını sevmedim. 

Ama...Kitabı bitirdiğimde "vay anasını" dedim. Ciddi ciddi dedim bunu. :D İlk kitap Blake'in sahte olmasıyla yani içinde bir başkasının olmasıyla bitmişti ve ikinci kitapta Blake'i göremedik. Halbuki ben kapaktaki adamın Blake olduğunu düşünmüştüm. Neree Blake haa, neredeeee! diye isyan edecektim ki.. -Ahaa! Şimdi "Spoiler"in anası geliyor- Bizim Blake diye bildiğimiz Hyden çıkmasın mı? Hyden de İhtiyar olmasın mı? 

Ben şok! Ben iptal! Ben vefat! Aynen bu tepkileri verdiğim doğrudur... Hyden'ı görüyor musunuz arkadaşlar. Adam başından beri bu işin içindeymiş ve tek amacı Başlayanları kurtarmak ve Callie'yi korumakmış. Ve tabi babasını -Brockman'i- ortadan kaldırmak. 

Küçük Tyler'ı ben daha çok görmek istiyorum kitapta. Umarım son kitap "Ortancalar" da yazar Tyler'a yer verir. Ve bir -Spoi- daha geliyor. Callie'in öldüğünü sandığı babası aslında ölmemiş. Bunu öğrendiğimde dedim ki "bu yazar benimle dalga geçiyor galiba".. Her bir bölümde yeni bir sır ortaya çıkıyor, insan "neyin kafası" bu moduna giriyor yani.

Kitap ilk başlarda biraz sıkıcı gelebilir ama ortalara doğru biraz hareket kazanıyor. Özellikle bütün sırlar ortaya çıkıp Brockman'den kurtulma planları yapıldığı sırada. Ve iyi haber kötü adamımız hükümet tarafından tutuklanıyor. -Ama bence bu işin altında bir iş var. Son kitapta yine göreceğiz bu Brock Amca'yı- :D 

Hyden ve Callie (Onları bu sahnede sevdim.)
"Demek benim için üzüldün, öyle mi?"
"Hayır." Gözleri gözlerimle buluştu. "Sana aşık oldum."
Donakaldım. Zaman durdu. (SAYFA:254)

Yanlış hatırlamıyorsam son kitap yurt dışında da basılmadı. Yani Türkiye de çıkması da uzun sürecek. O yüzden uzun bir süre daha bekleyeceğiz gibi görünüyor. Callie'nin ikilemleri, kime güveneceğini bilememesi ve bocalaması o sahneleri sevdim. 

Ama ben hala şoktayım. Blake dediğimiz adam İhtiyar çıkmasın! Ahh, Lissa bende şok etkisi yarattı bu sır. Umarım son kitapta Tyler-Callie-Ray çiftini görebiliriz. Onları böyle mutlu bir aile tablosu hallerini görmek istiyorum. İşin sonunda anneleri de "ben geldim" diye ortaya çıkmazsa artık bir şey demiyorum yani. Yazar şaşırtmayı seviyor.

Hah,son bir şey..Callie'nin ensesindeki yonga hala çıkarılmadı. Çıkarılamaz! Çünkü içinde patlayıcı var. Yani ölümden başka kurtulma şansı yok. Ve başkaları zihnine girip onu kontrol edebiliyor. Buna da bir çözüm bulamadılar. Ne olacak bu Callie'nin hali sorarım size! Bu kız normal kızlar gibi olmayacak mı? Son kitapta neler olacak çok merak ediyorum.  

Şiddetle tavsiye etmesem de boş zamanlarda okunabilecek hoş bir kitap. Bir şans verilmeli diye düşünüyorum. ;)

Pinterest shareGoogle Plus share

İki Hayat Arasında / YORUM

PUAN: 5
Bu kitaba aşık oldum!
Ve yorumum spoiler içerir! Onu baştan söyleyeyim de sonra "vay efendim niye spoiler var" demeyin ;) Sabine, iki farklı hayatı olan ve çıkış yolunu bulamayan çaresiz kızımızdır. İki hayatı da birbirinden iyi değildir. Bir hayatında eczaneci olan ailesi ile ve onu çok seven kardeşi Maddie ile yaşarken, öteki hayatında babası tarafından terk edilmiş, annesi ve erkek kardeşleriyle yaşayan ve onu çok seven seksi erkek arkadaşı Dex var. Böyle söyleyince hangi hayat cazip geliyor dersiniz? İkincisi değil mi? Ama Sabine hangi hayatı seçeceğine karar veremiyor. Tam bu çıkmazdayken farklı deneylerle ölüme yürüyor. Ve eczaneci olan ailesine bu durumdan bahsediyor. Sonra ertesi gün kendini deyim yerindeyse "tımarhane" de buluyor. (Ailesinin onu bu konuma getirmelerine sinir oldum ama bir yandan da iyi oldu. Yoksa hayatının aşkını nasıl bulacaktı ki..) :D 

"İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim."

Sabine, için zorlu günler başlamıştır. Doktoru da dahil kimse ona inanmazken, ona inanan biri çıkar. Ethan! Sabine, onu ilk eczane de görmüştü ve onunla yeniden karşılaşmak anlamlandıramadığı şekilde iyi gelmişti. Sabine, Dex'le bir gelecek hayali kurarken karşısına Ethan'ın çıkması ve ona aşık olması ile bütün planları alt üst oldu. Dex'e ayrılmak istediğini söylediğinde onun darbelerine engel olamamış ve neredeyse öteki hayatında canından olacaktı. (Erkek kardeşi geç kalsaydı eğer ölmüş olurdu.)

"Gerçek şu ki ben hiç kimseydim..."

Ethan ile geçirdiği anlara doyamayan Sabine daha fazlasını istemektedir. Ama Ethan'ın fazla vakti yoktur. Birlikte geçirdikleri o andan sonra Sabine, bir daha Ethan'ı göremeyecektir. Çünkü Ethan çoktan öteki dünyaya göç etmiştir. (Böyle söyleyince komik oldu biraz. :D ) Sabine, Ethan'ın ölümüyle adeta yıkılır. Ama Ethan'ın ona bıraktığı mektup ile hangi hayatı seçeceğine karar vermiştir. Sabine, bir tercih yapmamıştır. İki hayatı da bir arada yürütmenin yollarını aramaktadır. Tam bu düşüncelerinde kaybolurken tekrar değişim geçirir ve o zengin ailesinin yanında bulur kendini. Ve yanında ufak bir hediye ile. Erkek kardeşinin arkadaşını gördüğünde hayatın ona ikinci bir şans daha verdiğine inanır ve o şansa sıkı sıkı tutunur. Çünkü Ethan kanlı canlı karşısındadır.

"Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde , amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı."

Kitabın seri olmadığını biliyorum ama insan yne de muallakta kalıyor. Yazar öyle bir son bırakmış ki devamı var hissine kapılıyorsunuz. Kim bilir belki de devamı vardır. :) 5-6 saat gibi kısa bir sürede bitirdim kitabı. Akıcı ve kendini okutan bir kitap. Ve itiraf ediyorum son bölümlerde duygulanmadım değil. Kitabı bitirdikten sonra önüme çıkan herkese "bu kitabı mutlaka oku" demek istedim.

"Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?"

Sabine'in verdiği o mücadele, ikilemleri, ne yapacağını bilemez halleri akıcı bir dille anlatılmış. Yazarın üslubunu sevdim. Ve yazar radarıma takıldı! :D Dex'i başlarda sevsem de Sabine'e el kaldırması ile gözümden düştü. Ama Maddie ve Ethan kitabı güzelleştiren etkenlerden sadece biri. Maddie sevmeyen var mı ki... :D Onun böyle bıcır bıcır hallerine kitap boyunca sevdim. Uzun süre aklımdan çıkmayacak bir kitap oldu benim için. O yüzden okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum. :)

Yapmış olduğum videoyu izlemek için;

Pinterest shareGoogle Plus share

Kasım Ayı Okuma Raporu / 2014

 
* * *
Pabucumun Ajanı 1 - 5 PUAN
Benim İçin Öl - 4 PUAN
İt Dalaşı - 2 PUAN
Ardında Bıraktığın Kadın - 1 PUAN
Paris'te Balayı - 2 PUAN
Sen Gittiğinde - 4 PUAN
 
* * *
Önerdiklerim;
Pabucumun Ajanı 1
Benim İçin Öl
Sen Gittiğinde
 
 * * *
SİZ NELER OKUDUNUZ?

Pinterest shareGoogle Plus share

Pabucumun Ajanı / YORUM

 
Çok sevdiğim yazarın çok sevdiğim kitabına yorum yapma merasimini bir kaç gün bekletmek istedim. Aslında kitabı okuyalı 3-4 gün oluyor ama ben yeni yorum yapıyorum.
 
Öncelikle okurken kurduğu cümlelerle beni kahkahalara boğan Deniz Akın'a,
Narsist kelimesinin sözlük anlamı yakışıklı ve iç gıcıklayıcı Kurumsal Egoist Tuna Üstüner'e,
Ve bizi böyle bir kitapla ödüllendiren Asude'ye teşekkürlerimi sunuyorum.
 
-Asude, sen nasıl bir kitap yazmışsın böyle ya..
Bir kitap olacak kadar alıntı biriktirdim ben :D
 
-Ayrıca "grinin elli donu" olayına çok güldüm.
Aklıma geldikçe hala gülüyorum. :D
 
Deniz'i bazen böyle tutup kollarında sarsasım geldi ama dayandım. Yani bazı yerlerde "sus artık" dediğim de oldu ama o çatlak Deniz Akın sonunda Tuna'nın kalbini fethetti.
Tuna Bey'imiz de az değil hani. Dengesizlikleriyle hem beni hem de Deniz'i şaşırttı ve sinir etti. Hem diyor geçici bir şey hem de kıskançlık oklarını batırmaktan hiç vazgeçmiyor. Sen böyle yaparsan demezler mi "ne iş Tuna Bey?" diye. :D
 
Pabucumun Ajanı - II'yi okumak için can atsam da bir süre daha kütüphanemde misafir edeceğim. Hemen bitsin istemiyorum çünkü. ;)
 
-Ve son olarak Asude sen yazmayı hiç bırakma olur mu? Bizi kendinden mahrum etme Asude'mmm diye isyanlara girmeden bu konuyu burada kapatıyorum. :D  (İyice Asude manyağı çıktım bende :D)
 
* * *
 
Sonuç olarak; gülmek, kahkaha atmak ve Tuna Üstüner'in büyüsüne kapılmak istiyorsanız bu kitabı alın okuyun diyorum. Yani okuyun, okutun!
 
Puanım; 10 numara 5 yıldız
Pinterest shareGoogle Plus share

Benim İçin Öl / YORUM

 
Bana Alacakaranlık serisini biraz anımsatsa da ben beğendim. Üst üste beni sıkan iki kitaptan sonra bu kitap ilaç gibi geldi. Sayfalar su gibi aktı derler ya aynen öyleydi. 2-3 gün gibi kısa sürede okunabilecek, çerez bir kitap. Olayların Paris'te gerçekleşmesi de artı bir durum benim için. ;)
 
Jules ve Vincent arasında gidip gelmekteyim. Ama Vincent diyorum. :D Bir aşk üçgeni havası aldım ama, bakalım serinin ilerleyen bölümlerinde ne olacak.
 
Kitabın konusu; Kate ailesi öldükten sonra ablası ile dedesi ve büyükannesinin yanına taşınır ve orada hayatının aşkı Vincent ile karşılaşır. Vincent bir geri-dönendir. Yani bir nevi hayalet diyebiliriz. Ölümsüzler ve insanların hayatlarını kurtarmak için onların yerine ölebilirler.
 
Onları yok etmenin tek yolu ise kafalarını koparıp bedenlerini yakmak. Lucien az kalsın bunu başarıyordu. Devreye Vincent'in ruhu gitmedeydi tabi. O aksiyon sahneleri güzeldi, keyifliydi.
 
Puanım; 4
Pinterest shareGoogle Plus share

Senden Önce Ben / Yorum ve Alıntılar

 
Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...

Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...
 
* * *
Puanım; 3,5
Kitap bitti ama kendimi biraz garip hissediyorum. Tamam öyle abarttıkları kadar salya sümük ağlamadım ama duygulanmadım da desem yalan olur. Bana biraz Aynı Yıldızın Altında'yı hatırlattı. Yani sonları benziyor ama güzeldi. Başta o kadar sıkıldım ki neredeyse kitabı bırakacaktım ama son bir gayret edip kitabın başına oturdum ve bir baktım ki bitmiş. Yazar hiç beklenmedik bir sonla bitirmiş kitabı. Yani insan okudukça içinde hep bir umut taşıyor ama kitabın sonunda Will'in ölümü bütün umutlarımızı yerle bir ediyor diyebilirim. Will her ne kadar g*tün teki olsa da(Lou'ya selamlar :D) onun o sivri diline hayran kaldım. 
 
   "Sakin Son Bölümleri Otobüste Giderken Okumayın. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz."  (Bu yoruma katılmadığımız belirtmek istiyorum. O kadar da abarttıkları gibi değil.)
 
Beklenmedik sonlar ve umut ışığınızın hiç sönmesini istemiyorsanız bu kitaba göz atmanızı tavsiye ederim. Ben başkaları gibi salya sümük ağlayacaksınız, peçeteleriniz yanınızda olsun demiyorum. ;)) Okuyun ve kendiniz görün diyorum.
 
* * *
A  L  I  N  T  I  L  A  R



 
 
Pinterest shareGoogle Plus share

Ağustos - Eylül Ayları Okuma Raporu / 2014

(Senden Önce Ben yorumu eklenecek!)
 
WATTPAD'DEN OKUDUKLARIM;

İki ayda toplam 26 kitap okundu.
Siz neler okudunuz?
Pinterest shareGoogle Plus share

Başlayanlar / YORUM

 
Puanım: 4
 
Bu kitabı okudum ve vay be dedim. Başlarda biraz sıkıcı gelebilir ama sonuna gelebilmek için elinizden bırakmıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş. Böyle güzel kurguyla yazılmış bir kitap okumaya ihtiyacım vardı ve bu kitap ihtiyacımı giderdi. Her neyse kısaca kitaptan bahsedecek olursam;
Callie, biyolojik savaşta anne ve babasını kaybetmiş ve 7 yaşındaki hasta kardeşi ile tek başına kalmıştır. Evleri elinden alınmış ve en yakın arkadaşı Michael ile sokaklara düşmüştür. Derme çatma evlerde kalarak ve onun bunun artığını toplayarak geçimlerini sürdürmektedirler. Ama Tyler(Callie'nin kardeşi)'ın hastalığı gittikçe kötüleşince Callie tek çare olarak bedenini bir beden bankasına satar. Ve karşılığında aldığı para ile de kardeşinin bakımını sağlar. Ama hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Çünkü Callie'nin bedenini satın alan kişi Helena onu bir cinayet için kullanacaktır. Callie başta bunu bilmediği için sözleşmeyi imzalar ve kendini tamamen yabancısı olduğu bir dünyada bulur. Ve asıl maceralar orada başlar. Blake denen bir çocukla tanışır ve belki ilk defa aşkı tadar. Ama ortada çözülmesi gereken sorunlar vardır. Blake senatör'ün torunudur ve senatör de Callie'nin öldüreceği adamdır. Kaçmak ve kalmak arasında kalan Callie ne yapacaktır? Ya sonuna kadar kaçacak ya da kardeşi için tüm bunlara katlanacaktır. (Eğer daha fazla anlatmaya devam edersem spoilerle dolu bir yorum olacak. O yüzden kısa kesiyorum.) :D
Kitapta favori karakterim Sara ve Tyler oldu. Bu iki küçüğü alıp böyle yanaklarını ısırasım var :D Ama Sara'nın kötü sonu beni benden aldı diyebilirim. Onun ölmesini hiç beklemiyordum. Yazar o sahneleri anlatırken sanki kendim yaşamış gibi hissettim. Çok gerçekçiydi.
Michael le ilgili bir şaşırtıcı gerçek var ki.. bunu söylemeyeceğim. Siz okuyup görün. Onun böyle bir şeye yapacağını düşünmemiştim, ama yaptığında ise şok oldum. O yüzden mutlaka okuyun yani (=
Helena'nın ölümü. Başta sevmemiştim bu kadını ama iyi işlere vesile olmak için yaptıkları ile baştaki kötü izlenimini sildi. Oda aramızdan erken ayrılanlardan, maalesef. :(
Blake ile ilgili gerçeğe ise hiç değinmiyorum. Her şey bittikten sonra ve Callie gerçekleri öğrendikten sonra ben de onunla beraber yıkıldım. Onunla aynı duyguları hissettim. Yazar o sahneleri çok gerçekçi bir şekilde betimlemiş.
Genel olarak beğendim. Callie ile ilgili tam bir karar veremiyorum. Serinin ilerleyen kitaplarında onunla ilgili düşüncelerim gelişecek. Bilimkurgu sevenler için güzel bir kitap. Okuyun pişman olmayacaksınız diyorum. =)

Bu kitabı okuyanınız var mı?
Pinterest shareGoogle Plus share

Babam İflas Edince / YORUM


Asude... Bu yazarın kalemine hayran olduğumu daha önce söylemiştim değil mi?
Ve yine söylüyorum... Bu yazarın kalemi bir harika. Okurken insan kendinden geçiyor.
Henüz kitap olarak basılmamış ama wattpad'de yayınlanan harika bir Asude kitabı daha.
Okumak için; http://www.wattpad.com/51698529-babam-iflas-edince

Bu kitap Korelilere olan ilgimi kamçıladı diyebilirim. Daha önce uzaktan yakından Kore dizileri, kitapları vs. ile ilgilemezdim hiç. Ama bu kitabı okuduktan fikrim değişti. "Bu yazar ne kadar komik ve eğlenceli biriymiş yahu" dedirtti bana.
Tanıtım;
 
Gelelim yorumuma; Koreli, alışveriş delisi kızımız Park Wee Na, bu kez sert bir kayaya çarpmıştır. O sert kaya işe son derece ketum iş adamı Joo Won'dur. (Bunların isimleri nasıl telaffuz ediliyor :D) Wee Na'nın babası kızına ders vermek için Joo Won ile anlaşma yapar ve bu anlaşma sonucu Wee Na kendini bir anda Joo Won'un karısı olarak bulur. Başta Wee Na onun zenginliğinden faydalanmanın iyi bir fikir olduğunu düşünür ama işler hiç umduğu gibi gitmez ve en sonunda ona kalbini kaptırır. Ve ortaya karşı konulmaz eğlenceli bir aşk çıkar.
 
Ve son olarak siz en iyisi bu kitabı okuyun ve biraz gülüp eğlenin diyorum. Diyorum yani bunu. :) Bu hikayeye göz atmadan geçmeyin =)
 
Puanım; 10 numara 5 yıldız ;)
 
Pinterest shareGoogle Plus share

Avcı / YORUM



Puanım;5
Hiç bitmesini istemediğim bir seri sona erdi. Ve tadına doyamadım. Kitaplığımda en sevdiğim serilerden biri olarak yerini aldı. Ve bir kez daha Jennifer'a hayran kaldım. Onun bu güçlü kalemi daim olsun diyerek yorumuma geçiyorum.
Bu kitabı okuyalı çok olmuştu ama ben anca yorum yapabilme fırsatını buldum. Daha doğrusu içimden yorum yapıp bitirmek gelmedi bu seriyi.
Sonunda Seth'in aklının başına gelmesi sevindirici bir haber. Alex'in babası ile karşılaşma sahnesi beni aldı götürdü. O kadar duygulandım ki anlatamam. Babasının derdini kağıda yazarak anlatması, birbirlerine sarılmaları... Çok güzeldi o sahneler. :(
Alex'in hamile olduğunu düşündüm. Ciddi ciddi düşündüm bunu ama öyle değilmiş. (Neden böyle dediğimi okuyup görün.)
Her bir karakteri ayrı sevdim. Seth'in kitabın sonunda yaptığı fedakarlık gözlerimi doldurdu. Tuttum bu çocuğu. Daecon, Caleb, Apollo, Perses(Titan), Lea, Olivya.. Hepsinin yeri ayrı bende. Alex'e başlarda sinir olsam da sonunda sevdim bu kızı. Aiden'ın yeri ayrı tabi. :)
Kitabın sonu beni bitirdi. Alex'in Tanrı Katili olması Tanrılar tarafından tepki gördü ve onun ölmesine karar verdiler. Apollo, Alex için bir şeyler ayarlayacağına söz vermişti ve yaptı da. Alex Ambrosia'dan içti (Yaralandığında annesi içirmişti) Ve böylece Yarı Tanrı oldu. Ve Alex; Persephone gibi 6 ay dünyada 6 ay ölümlüler diyarında kalacak. Ve en önemlisi Aiden ile birlikte olacak. Bundan güzeli olamazdı herhalde. Cennette Aiden ile olmak...
Kitabın böyle bir sonla bitmesi güzeldi ama hiç bitmeseydi de olurdu :D Çünkü kafamda milyonlarca soru var. Ki bunlara hiç girmeyeyim sonra çıkamayız. :D
Her neyse... Fantastik severler için muhteşem bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum. Her ne kadar bitmesini istemesem de masal sona erdi ve bu seri unutamayacaklarım arasında yerini aldı.
Benim için unutulmaz bir finaldi.


Bu seri bittiğinde hissettiğim;(bknz)


Pinterest shareGoogle Plus share

Apollyon / YORUM

Puanım;5
 
Önce İksir-ara kitap-'den bahsetmek istiyorum; İksir'de Aiden'ın düşüncelerine yer vermiş yazar. En çok merak ettiğim kitap buydu. Sonuçta Aiden'ın düşüncelerini ve hissettiklerini öğrenmek için can atıyordum ve bir sonuca vardım. Aiden, Alex'i canını verecek kadar çok seviyor. Alex'in Seth ile olan bağını koparmak ve onu eski haline dönüştürmek için iksire başvurması ve iksirin onu köle yapması onun sevdiğim için her şeyi yaparım tezini kanıtladı. Alex'in köle olup Aiden'ı efendisi bellemesi.. o sahneler çok duygusaldı. Alex'in en ufak bir sesten korkması, Aiden'ından başka kimseye güvenmemesi... Aiden'ın Alex'i öyle çaresiz bir halde görmesi çok içler acısıydı. İnsan duygulanıyordu bir yerde yani.Ve son olarak şunu söylüyorum; Aiden iyi ki var!!!
Gelelim Apollyon yorumuma;
Alex'i bu kitapta daha iyi tanıdım ve anladım. Sevdikleri için savaşması ve yaptığı fedakarlıklar çok güzeldi. Lea'yı başta pek sevmesem de ölmesine üzüldüm. Ayrıca ölümü de şok ediciydi. Yazar okurlarını şaşırtmayı seviyor. Ki sürprizler hala bitmiyor. Alex'in babasının yaşadığını Tanrı'da öğrenmiştik. Bu kitapta ise dilinin kesildiğini ve konuşamadığını öğrendim ki Alex'in o an hissettiği duyguları bende kendim yaşamış gibi hissettim. Yazar bu sahneleri kalemiyle çok güzel anlatmış, mest oldum.
Alex'in ölüler diyarına gidip gelmesi. Caleb'ı tekrar görmesi ve Persephone ile tanışması ve Tanrıça'nın ona yardım etmesi, Solaris ile konuşmaları çok güzeldi bu sahneler. Özellikle Alex'in ölüler diyarına gidip gelmesini iple çektim diyebilirim. /Ölüler diyarına Aiden ile gitmişti ve orada bazı şeyler yaşandı ki spoi vermeyeceğim, okuyun görün./ (=
Seth'e ayrı bir sinir oldum bu kitapta. Alex ile bağlantı da olup onu kontrolden çıkarması çok sinir bozucuydu. Seth'i saçlarından tutup kafasını duvara duvara vurmak istedim yani. Ama bir yandan ona da hak vermek lazım. Onu da kullanıyorlar. Onun Tanrı Katiline dönüşmesini isteyenler var ve engel olamıyor işte. (Ama yine de hala gıcığım ona!)
Jennifer, macera sahnelerini usta kalemiyle çok güzel betimliyor. O sayfaları okurken kendimden geçtim. Su gibi aktı sayfalar ve bayıldım. Ve bu seri vazgeçilmezlerim arasında yerini koruyor.
Ve son olarak serinin son kitabı Avcı'yı okumak için sabırsızlanıyorum...
 

Pinterest shareGoogle Plus share

Tanrı / YORUM


Melez Sözleşmeleri Serisi Üçüncü Kitap TANRI ile devam ediyor.

Neden kaynaklanıyor bilmiyorum ama bu seriyi okuduğumda serinin ilk kitabını daha çok beğendiğimi zannetmiştim. Sonra Safkan'ı okudum ve beğendiğimi düşünmüştüm ki...Tanrı'yı daha çok sevdim. Çünkü muhteşemdi. Off okurken kendimden geçtim diyebilirim. Öğrendiklerim de çok şaşırtıcıydı. Hala şaşırıyorum.
Alex'in Apollo soyundan geldiğini biliyor muydunuz? Yani Apollo onun büyükbabası falan oluyor. Sonra Apollo'nun Leon olup Alex'i koruyup gözettiğini biliyor muydunuz? Off bu sahneleri hatırlayınca şaşkınlığım yine yerini koruyor.


Bu arada Alex'in babası yaşıyor. Bu da ayrı bir şok tabi... Lucian'dan nefret ediyorum. NEFRET,NEFRET,NEFRET!!! Seth'i de sevmiyorum. Ne derseniz deyin. Bir Tanrı Öldüren'e dönüşmesi ve Alex'i kullanmasına çok sinir oldum. Seth ölsün!!!
Alex ile Aiden'ın sonunda birleşmelerine çok sevindim yani. Kitabın başından beri hadi hadi diye diye dilimde tüy bitti. Ama sonunda yazar vuslata erdirmiş çiftlerimizi... (Kıskan Seth, kıskan!) (=
Posedion, Hades, Artemis ve Apollo'nun kitapta yer alması da  çok hoştu. Mitelojiye olan ilgim zaten belli bir şey. Resmen kitaba yapıştım bırakamadım.
Furilerle savaş sahneleri, Seth'in çılgınlıkları falan derken o savaş sahneleri çok güzeldi. Heyecanlanarak okuduğum sahnelerdi...
Aiden'ın Alex'e doğum gününde gül tarzında bir kolye hediye etmesi de çok hoştu. Off çok tatlılar ama. Bir an önce savaş sonlansın ve birbirlerine kavuşsunlar istiyorummm..
Alex'in Aiden'a doğum günü hediyesi olarak bir pena hediye etmesi ve Aiden'ın penayı kolye yapıp takması çok hoştu. Çok romantikti. Off o sahneler öyle güzeldi ki... Jennifer ne yaptın sen dedim. İçim eridi adeta...


Telly'nin Alex'i titan kanı ile öldürmesi ve Apollo'nun onu hayata döndürmesi çok güzeldi. O sahnelere içim gitti resmen. Zaten o zaman Leon'un Apollo olduğunu öğrendik ya...
Alex'in ölüler diyarına gitmesi, orda Caleb ile karşılaşıp hasretlerini gidermesi ve konuşmaları çok güzeldi. Çok duygulandım o sahnelerdi. Gözlerim dolu dolu oldu desem yalan olmaz. Ve Jennifer o sahneleri çok güzel bir dille anlatmış. O duyduğu çok güzel yansıtmış.
Tek kelimeyle favori serilerim arasında bu seri. O yüzden bu seriyi okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.


Pinterest shareGoogle Plus share

SAFKAN / Yorum ve Alıntılar

 
 
PUANIM:4
Blogumu Safkan'lar bastı, hanım...(ki ben Avcı'ların basmasını tercih ederdim, hihi) Neyse.. Yorumuma gelecek olursak;
Tek kelimeyle nefesim kesildi. Bir oturuşta okudum diyebilirim. Jennifer yine kalemini konuşturmuş. Serinin ilk kitabını okuyalı çok oldu ama seri sürükleyici bir hızla devam ediyor. Üçüncü kitaba başladım bile. Sayfalar nasıl akıp gitti bilmiyorum bir bakmışım kitap bitmiş. Çok güzeldi. (Jennifer'a bayılıyorummm.)

Her ne kadar Alex'e gıcık olsam da işi çok zor. Bir yandan melez olmak ve Apollyon'luğun içinde yarattığı huzursuzluk çok zor. Bir yandan Seth bir yandan Aiden derken kalbinin sesini de dinlemesi çok zor.
Oldukça ilgi çekici ve seksi olan Seth, Alex'in kalbini çalmakla uğraşsa da şimdilik başarmış görünüyor. (Ben Aiden taraftarıyım.) O yüzden Seth ve Alex'in kafalarını birbirine tokuşturasım geliyor. Tamam Melezler ve Safkanlar arasında aşk yasak ama Alex'in de Aiden'ın gözlerinin içine bakarak Seth' yüz vermesi (onunla öpüşmesi ve ileri raddeye) gitmeleri beni sinir etti.

Alex'e o kadar sinir oldum ki saçını başını yolacaktım neredeyse!!!

Caleb.. Ah canım Caleb'im benim. En sevdiğim karakterdi. İblis saldırısında ölmüş olmasına hala inanamıyorum. O satırları okurken çok duygulandım, çok...Alex en iyi dostunu kaybetti. =( Çok yazık oldu...
Serinin bu kitabına 4 puan verdim çünkü Alex' ve Seth'e zor dayandım. Serinin devam kitabı TANRI yorumum ile görüşmek üzere...

 
A  L  I  N  T  I  L  A  R 
"Koluna bir şey mi yaptın?"
"Hı?"
Eğildi, parmaklarımı biraz önce çarptığım dirseğimde gezdirdi. "Buraya."
Orada küçük, güç bela gözüken kırmızı bir nokta vardı.
"Nasıl oluyor da görebiliyorsun bunu? Birkaç dakika önce kapıya çarptım."
Seth'in dudaklarında kocaman bir gülümseme belirdi. "İnanılmaz derecede zarifsin. Öpeyim de geçsin mi?" / S.47

* * *
O zamana kadar bunun hoşlanma ya da arzudan öte bir şey olduğunu kabul etmeye istekli değildim çünkü cidden kim onu arzulamazdı ki? Ama göğsümde büyüyen, kalbimi dolduran şey aptalca bir tutulma değildi. Sadece fiziksel bir çekim de değildi.
Aşktı bu.
Aiden'ı seviyordum... bir safkana aşıktım ben. / S.107

* * *

"İnanılmaz derecede zekisin, Alex. Komik ve..."
"Güzel miyim?" diye tamamladım, yarı şaka, yarı ciddi.
"Hayır, güzel değilsin."
"Sevimli?"
"Hayır."
Kaşlarımı çattım. "İyi o zaman."
Aiden'ın kahkahası beni ürpertti. " 'Baş döndürücü' diyecektim. Baş döndürecek kadar güzelsin." / S.112

 
* * *
Gülümsedi. "Olduğunu biliyorum. Kendisini sık sık görüyorum. Ama senin yatağını tercih ederim. Daha güzel kokuyor."
Suratımı ekşittim. "Daha güzel mi kokuyor? Senin yatağın nasıl kokuyor? Pişmanlık ve zevksizlik mi?"
Seth kıkırdadı. "Uyuduğun her yer se kokuyor."
"Tanrılar aşkına, bu uzun zamandır duyduğum en tüyler ürpertici şey olmalı. Bunu ben diyorsam sözüme inan, Seth."
"Güller ve yaz mevsimi gibi kokuyorsun." Topu biraz daha yükseğe attı. "Hoşuma gidiyor."
Nefesim kesildi. "Yaz mevsimi gibi mi kokuyorum? Gerçekten mi? Yaz gibi?"

"Evet, bilirsin işte. Sıcak. Her zaman sıcak bir kokun var." / S.221-222 


 
Pinterest shareGoogle Plus share

Tanrıçanın Mirası / YORUM

 
The Goddess Interitance / Aimee Carter
Puanım;5
Yorumuma geçmeden önce bir kaç konuya değinmek istiyorum. İlk olarak; kitabın adını yanlış seçildiğini düşünüyorum. Tanrıçanın Savaşı olmalıydı. Çünkü kitap başından sonuna kadar savaş maceraları ile doluydu. Zaten kitap sayfalarında da Tanrıçanın Savaşı yazıyor. (Yayınevinin baskı hatasından dolayı). Bir diğer konu ise; kitabın sonunda yazarın yeni bir kitaba başladığı yazıyor ve ön okumasını da eklemişler. Kitap 2013 sonunda yayınlanacakmış ama Türkiye de hala bir iz yok. Yurt dışında yayınladı mı hiç bir fikrim yok. Yazarın bu kitabının da güzel olacağını düşünüyorum. Gerçi ben biraz Açlık Oyunları ve Uyumsuz'a benzettim ama yine de okuyup görmek lazım. ( Böyle bir yorum neden yaptım bilmiyorum ama neyse..) (=

Yorumum; Hiç bitmesini istemediğim serilerden biriydi. Hatta kitabı çok kısa buldum. 334 Sayfa bence çok az. Biraz daha uzun olsa okuturdu kendini. Daha ilk sayfalarda kitap beni içine çekti ve bir gün gibi kısa sürede bitti. Masalsı bir sonla veda etti.

Ava'nın ölmesine o kadar üzüldüm ki o sahneleri okurken gözlerim yaşardı. En sevdiğim karakterlerden biriydi. Ölmüş olması çok yazık. Ve Rhea ya da Kronos'un onu kurtarmamasına çok sinir oldum. Ah, Ava unutulmayacaksın! (Kate'den)

Calliope'un ölmesine ise ayrı bir -sevindirik- oldum. Serinin başından beri yapmadığı fenalık kalmamıştı. Sonunda Kate'in elinde can vermesi ile içimin yağları eridi. Sonsuza kadar kurtulduk ondan. (=

James... ne tatlı bir çocuk bu ya. En sevdiğim karakterlerden biri daha. Kate'ye olan bağlılığı ve yardımseverliği çok göz doldurucuydu. Hele savaş ortasında onun yanında yer alması ve ona destek olup güven vermesi çok hoştu.

Henry.. diyecek söz bulamıyorum. Ailesinin korumak için yaptığı fedakarlıklar gözlerimi yaşarttı. Ava ile birlikte Calliope'a hazırladıkları plan çok zekiceydi.

Bu arada Walter'ın Kate'in babası olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz tabi ki de... Ben de bilmiyordum. Duyunca çok şaşırdım. (!)

Kate... seride en güçlü bulduğum karakter. Ailesi için canını feda edecek yürekli kız. Savaş sırasında Henry ile çocuğu ve ailesi arasında kalması ve bir karar vermesi çok zordu.

Kronos'un Kate olan bağlılığını onu bir süre oyaladı. Ama işler çığırından çıkınca nihai savaş başladı ve ölenlerin sayısı çok fazla. Milyonlarca insan ve tanrı ile tanrıçalar Kronos yüzünden öteki dünyayı boyladılar.

Her halükarda Konsey üyeleri Kronos'u alt etse de kayıplar çok. Ava'nın ölümüne hala üzülüyorum. Ölmemeliydi bu kız.

Bu arada Henry ve Kate'in oğullarının adının -Milo- olduğunu söylemiş miydim? Çok şeker değil mi? (=

Acısıyla, tatlısıyla ve -savaşlarıyla- çok güzel bir sondu. Hiç bitmesini istemediğim ve favori serilerimden biriydi. Bu seri mitoloji severler için biçilmiş kaftan.
 
Tanrıça serisi bittiğinde ben;

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI