Seriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşkın Ritmi II Kitap Yorumu

 



#kitapyorumu

Aşkın Ritmi'nde; arkadaşından yediği kazık sonucu bütün eşyalarından olan, her an evden atılmasına ramak kalmış, iş, aile ve aşk hayatı da sallantıda olan Anne ile annesinin kanser olması ve çok az bir ömrünün kalmasından dolayı yoldan çıkmış, ne yapacağını bilemez bir halde olan ve annesinin dileklerini yerine getirmeye çalışan Malcolm'un hikayesi anlatılıyor.

İkisi bir partide bir araya geliyorlar ve olanlar oluyor. Anne ergenlik zamanlarından beri Stage Dive'ın bateristi Mal Ericson'dan hoşlanıyor. Partide onu karşısında görünce olanlar oluyor tabi. Mal'in deyimiyle deli deli bakıyor adama. 😂 Mal, Anne'in yaşadığı sıkıtılara kulak misafiri olurken aklında bir plan şekilleniyor. Ve Mal kendini Anne'ye yardım ederken buluyor.

Anne iş çıkışı evine geldiğinde evinin yeni eşyalar ile donatıldığını, kirasının ödendiğini ve karşısında Malcolm'u görüyor. Malcolm'un ise bütün bunlar için bir şartı var; Anne'den kız arkadaşı rolünü oynamasını istiyor.

Başta rol icabı olsa da zamanla aralarında karşı konulmaz çekim daha fazla kontrol edemiyor ve işler beklediklerinden daha farklı gelişiyor. Rol icabı olan sevgili olayı gerçeğe dönüşüyor.

İkisi de birbirinin hayatına dokunup, birbirlerine destek oluyorlar. Malcolm'a ve Anne'ye bazı yerlerde kızdığım oldu. Malcolm gerçekten bazen çok hödük, odun olabiliyor. Ve Anne'nin bu kadar kolay kabullenmesini, affetmesini beklemezdim. Biraz Malcolm'u süründürmesini isterdim. Ama söz konusu aşk olunca bütün planlar ters tepebiliyor..

Eskisi gibi kitap okuyamadığım için Aşkın Ritmi çok iyi geldi. Bir gün gibi kısa bir sürede bitirdim ki hızıma ben bile şaşırdım. Çok akıcıydı. Eğlenceliydi, sinir bozucuydu, komikti, duygusaldı.. Bütün duyguları aynı anda yaşadım. Ama en çokta eğlendim. Okurken büyük bir keyif aldım. Serinin devam kitaplarını da arayı fazla açmadan okuyacağım. Özlemişim böyle YA türünde kitaplar okumayı.. Eskiden çok vardı bu tarz kitaplar ama artık pek yok.. Keşke daha çok bu türde kitaplar okuyabilsek.. Aşkın Ritmi okurken eğlendiğim, karakterlerini kimi zaman sevdiğim, kimi zaman boğmak istediğim ama genel olarak sevdiğim bir kitap oldu. 💜

Pinterest shareGoogle Plus share

Aşkın Melodisi II Kitap Yorumu




"Sanırım bazı insanlar sadece etrafta dolaşan ruhlar­dan ibaret. Yalnız başlarına daha iyiler. Yanlarında birine ve sevgiye ihtiyaç duyduklarından daha çok özgürlüklerine ihtiyaç duyuyorlar."

"Anlatmak istediğini anlattın. Benimle param için ilgilendiğini düşünmeme hiçbir sebep yok, tamam mı? Şimdi, bir şeye her ihtiyacın olduğunda bu konuşmayı seninle tekrar yapmayacağım. Sen ve Mercimek benimsiniz ve benim olana göz kulak olurum."


Serinin son kitabını sevdiğimi söylemek isterdim ama ne yazık ki sevemedim.

Serinin diğer kitaplarının bir tık altında kalmıştı bana göre. Duygular çok yüzeysel geldi. Yani ne olup bittiğini anlamadım bile. Bir şeyler oldu bittiye gelmiş gibiydi.

Karakter gelişimi bile tam olarak geçmedi bana. Sanki bu kitabı başka bir yazar yazmış gibi hissettim.

Ben ve Lizzy anne&bana olmak yerine daha çok fan fin fon için birliktelermiş gibi geldi. Lizzy annelik duygusunu hadi biraz da olsa gösterdi diyelim ama Ben de babalığa dair bir duygu hissetmedim.

Zaten sonlara doğru her şeyin mahvolup son anda toparlanması ile kitap bitti. Hiç bir şey anlamadan.. Yani Jimmy ve Lena, Anna ve Mal çiftlerini yazan kadın bu kitabı yazmış olamaz dedim okurken. Benim için hayal kırıklığı oldu. Sevemedim ne yazık ki..

(Jimmy ve Lena hala favorimsiniz. ❤️) 
 

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Küçük Tatlı Yalanlar II Kitap Yorumu


#kitapalıntısı

“Seni seviyorum Pru,” dedi Finn, sesi alçak ama kararlıydı.
Pru birden gözlerini açtı ve nefesi kesildi. Bu kelimeleri duymaya ne kadar çok ihtiyacı olduğunu fark etmemişti ama... “Aşk her şeyi düzeltmez,” dedi tekrar nefes alabildiğinde. “Bir ilişkide kurallar ve beklentiler vardır. Ve bazı şeyleri de geri alamazsın. Benim yaptığımda öyle bir şeydi.”
Finn başını iki yana salladı. “Hayat kural ya da beklenti dinlemez. Hayat karmaşık ve öngörülmezdir. Ve anlaşılan bizim aşkımız da aynı kendisi gibi, ne kural ne de beklenti dinliyor.”


Küçük Tatlı Yalanlar; tam yaz aylarında okunacak, kafa dağıtmalık, eğlenceli bir romantik komedi kitabı.. Yazar, Eğlenceye Fısıldayan Kadın Pru ile işiyle evli olan Finn arasındaki sırlarla dolu karmaşık ilişkiyi eğlenceli bir kalemle ele almış. Pru'nun hayatı ailesinin yaptığı bir trafik kazası sonucu tamamen değişmiştir. Kendini kazadan yaralanan insanların hayatlarını yoluna koymaya adamıştır. Ve onlardan biri de Finn ve kardeşi Sean'dır. Tabi bu gerçeği Finn ve Sean bilmiyor. Pru ise onlara her ne kadar söylemek istese de işler sarpa sarıyor ve Finn'e aşık oluyor. Finn'i görür görmez vuruluyor zaten, adeta salyaları akıyor adama karşı. 😂 Finn'in de ondan aşağı kalır yanı yok. Uzun zamandır etkilendiği tek kadın olduğu için Pru için yanıp tutuşuyor adeta. Ama ikisi de çaktırmamaya çalışıyor. Ama hesaba katmadıkları aşk ikisini de kalplerinden yakalıyor. Finn ise ailesinin ölümünden sonra kendi hayatını askıya almış, kendini kardeşine adamıştır. Sean ise uçarı, uçuk kaçık, deli, aklı bir karış havada, eğlenmekten başka bir şeyle ilgilenmeyen ama özünde iyi biri.. Kafasına vura vura yola gelmeye başladı diyebiliriz. 😂 Pru ikisinin hayatına bir ışık gibi doğuyor ve onların yükünü hafifletiyor. Tüm gerçekler, sırlar, kalp kırıklıkları ortaya çıktıktan sonra işler yolunda gitmemeye başlasa da sonu tatlıya bağlanıyor. Çiftimiz bu tarz kitaplar da beklediğimiz kendi "happy ending"lerine kavuşuyorlar. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve kalemini sevdim, eğlenceli buldum. Ben Sean'ın hikayesinin yanında en çok Archer ve Elle'nin hikayesini merak ediyorum. 😈😈

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Devrimin Kızı II Kitap Yorumu



#kitapalıntısı

Kısık sesle, "Neden beni sevdiğini anlamıyorum," dedim. "Onu kırdım. Defalarca." Ash'in yüzü yumuşadı, bakışları sıcaktı. "Ama sevgi budur zaten, değil mi? Sırf biri seni hayal kınklığına uğrattı diye onu sevmeyi bırakmazsın."

Belki de sevgi aynı zamanda buydu: Diğer insanın kırgınlıklarını kendininmiş gibi hissetmek..

“Burada benimle ne yapıyorsun Bishop?” diye sordum.
“Başka bir kızla olmalısın. Seni mutlu eden kızla.”
“Beni mutlu eden bir kız istemiyorum”, dedi. “ Seni istiyorum”

"Nereye gidiyorsan yanında yürümek istiyorum. "

#kitapyorumu

Ivy çitin ardına geçtikten sonra hayatta kalma savaşı veriyor ve yolları Ash ve Carter ile kesişiyor. Bishop ise ailesinin bütün baskılarına ve engellemelerine rağmen Ivy'nin peşinden çitin gidiyor. Tekrar bir araya geldiklerinde ikisi de ne yapacağını bilemez halde kalakalıyorlar. Ama yerine getirmek zorunda oldukları bir görev var ve bu uğurda birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Tabi bu süreçte birbirlerini affedip, yeniden "biz" olmaya karar veriyorlar.

Serinin ikinci kitabında ilk kitapta aldığım tadı ve heyecanı hissetmedim. Bishop'un daha fazla düşüncelerini, duygularını okumak isterdim. Kitapta olaylar çok hızlı gelişti. Ve okurken o kadar sıkıldım ki normalde bir günde bitecek olan kitap günlerce elimde süründü. Sonu için ise bana biraz baştan savma yazılmış gibi geldi. Yani her şey aceleye gelmiş, sıkıştırılmaya çalışılmış gibi geldi. İlk kitabı sevdiysem de son kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Ne yazık ki Kurucunun Kızı serisi sevdiğim bir seri olamadı.
Pinterest shareGoogle Plus share

AŞK KÖLESİ II Kitap Yorumu

 


#kitapalıntısı
Grace ona gülümseyerek baktığında, Julian kalbinin deli gibi attığını hissetti. Bu kadında ne vardı böyle? Daha önce kimse onun gibi işlememişti Julian'ın içine
Esasında sebebi biliyordu. Gerçekten onu gören ilk kadındı. Dış görünüşünü, vücudunu ya da kahramanlıklarını değil; Grace onun ruhunu görmüştü.
Julian böyle bir insanın var olabileceğini bilmiyordu.
⚔
"Sana kavuşmak için iki bin yıl bekledim, Grace Alexander. Ve sen bunun her saniyesine değersin."
⚔
"Tüm yaşamımı evim diyebileceğim bir yer arayarak geçirdim. Yüzümü ya da vücudumu değil, beni isteyecek birisini aradım."
"Ben seni istiyorum, Julian."
"Hayır, istemiyorsun. Nasıl isteyebilirsin ki?"
"Nasıl istemeyeyim ki? Tanrım, hayatımda kimseyle olmak istemediğim kadar seninle birlikte olmak istiyorum."
"Hissettiğin şey şehvet."
"Bana ne hissettiğimi söyleme. Ben çocuk değilim."

#kitapyorumu
Geçmişte yaptığı hatalardan dolayı cezalandırılıp, aşk kölesi olarak bir kitaba hapsedilen Julian ile erkeklerden ağzı yanmış, onlardan uzak durmak için her şeyi yapan ve bir seks terapisti olan Grace'in hikayesi ele alınıyor. (İşler burada ilginçleşiyor farkında mısınız?) Grace doğum günü hediyesi olarak kitaptan fırlamış Julian ile karşılaşıyor. Onu gördüğü an ondan kurtulmanın yollarını ararken bir ay boyunca onunla kalacağını öğreniyor. Julian ise Grace'i memnun etmek için her yolu deniyor ama başarısız oluyor. Grace ise Julian'ın hikayesini öğrendikten sonra tek amacı onu bu lanetten, cezadan kurtarmak oluyor. Ama bu düşündükleri kadar kolay olmayacak ve herkesin kendine düşen fedakarlığı yapması, bedel ödemesi gerekecek.. Bu uğurda Julian ve Grace amaçlarına kavuşabilecekler mi?

Aşk Kölesi'ni okurken yetişkin fantastik türünü ne kadar özlediğimi fark ettim. Yani bu türe neden değer vermiyorsunuz, üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz sayın yayınevleri, sorarım size..?

Aşk Kölesi; aşk, tutku ve sevgi yanında mitolojiyi de içinde barındıran bir kitap.. Daha ne olsun? Julian'ın hikayesini okuduğumda onun adına çok üzüldüm. Hatta ona sımsıkı sarılmak ve her şeyin geçeceğini söylemek, onu teselli etmek istedim. Grace ise hem üzüldüğüm hem de onunla gurur duyduğum bir karakter oldu.

Julian için bu zamana kadar onu kullanmak dışında hiçbir şey yapmayan kadınlar dışında, o Julian'a çok farklı yaklaştı. Onu bir obje, bir hayvan yerine bir insan olarak değer verdi. Onunla yemek yedi, dışarı çıktı, film izledi, kitap okudu. Ona hayatı gösterdi. Julian ise Grace'i korumak için kendinden bile vazgeçecek kadar ona değer veriyordu. İkisi de birbirinin kollarında acı çekip, mutlu olup, gözyaşı döktüler..

Ve sona yaklaştıklarında -Tanrılarında ufak eli değmiş- olsa da ikisi de sonunda mutluluğu buldular. Julian hep bir ailesi,çocukları,karısı ve evi olsun istemişti. Bir yere ait olmak istemişti. Grace ise onu her şeyiyle sevip, kabul edecek birini istiyordu. İkisinin de dileği gerçekleşmiş oldu ve sonsuza dek mutlu yaşadılar kıvamında bir geleceğe sahip oldular.

Okurken keyif aldığım, kimi zaman üzüldüğüm, kimi zaman kızdığım, kimi zaman karakterleri bağrıma basmak istediğim ama çokça sevdiğim bir kitap oldu. Grace ve Julian ikilisini o kadar çok sevdim ki favorilerim oldular. Birbirleri için yaptıkları şeylere hayran kaldım. Birbirleri için yaratıldıkları fikrini, birbirlerine olan duygusal bağlarını, hislerini sevdim.

Serinin devamını da kısa bir sürede okumak istiyorum. Keşke devam kitapları da çıkacak olsaydı ama ne yazık ki mümkün görünmüyor. -Son olarak Julian ve Grace kalbimdesiniz.-



Pinterest shareGoogle Plus share

Kurucunun Kızı II Kitap Yorumu




#kitapalıntısı
"Neden benim için çabalamayı bırakmadın?" Kendime eğer uyuyorsa, bir daha sormayacağımı söyledim.
Uyumamıştı. "Ne demek istiyorsun?" Nefesi ensemdeki saçları gıdıkladı.
"Doğruluk mu, cesaret mi oynadığımız o akşam. Bir süre sonra annenin sevgisini kazanmak için çabalamayı bıraktığını söylemiştin." Durdum. "Neden benim için de pes etmedin?"
"Nedenini biliyorsun," dedi sessizce. Gözlerimi kapattım. Biliyordum ama duymak için hazır olduğumu sanmıyordum. Ancak bir parçam öyle olmalı, çünkü öbür türlü soruyu sormazdım. Özellikle Bishop'a. Gerçek zor diye asla kolay bir şey söylemeyi seçmeyecek oğlana. Belki de bilmek için duymayı istiyordun, bir kez ve sonsuza dek, geri dönüş yoktu.
"Çünkü sana aşığım, Ivy," diye fısıldadı. "Senden vazgeçmek bir seçenek değil." Saçımı ensemden kaldırdı ve oradaki hassas teni öptü.
Nefesim titreyerek çıktı. Sessizlik karanlık odada dönüp duruyordu ve belki de soruyu sormak aptalcaydı ama pişman değildim. Elini açtım ve avucunu öptüm, teni soğuk ve kuruydu. Elini kalbimin üsyüne yerleştirdim ve kendi elimle örttüm.
Böyle uykuya daldım. Dudakları ensemde. Kalbim ellerinde..


***********

#kitapyorumu
Kitabı okurken başlarda sıkıldığımı söyleyebilirim. Distopya pek okumayı tercih ettiğim bir tür değil fakat okudukça sevdim. Olayları - gidişatı- ve karakterleri sevdim. Özellikle Bishop ve Ivy çifti favorim oldu. Onlar için mutlu son hayal ediyorum. Umarım buna kavuşurlar. Kitap bana Açlık Oyunları ve Uyumsuz serisini anımsattı. Distopya okumak bana geleceğe doğru bir yolculuğa çıkmışım hissi veriyor. Ivy başta intikam için Bishop ile evlenip onu öldürmeyi planlasa da onunla zaman geçirdikçe onun farklı olduğunu, iyi biri olduğunu keşfeder ve planından vazgeçer. Onu kurtarmak için kendini feda eder ve kendini bir an da suçlu ve sınır dışı edilmiş bulur. Ivy için her şey daha yeni başlıyordur. Bishop ve Ivy'nin aralarında geçen diyaloglar, birbirlerine olan duygularını okumak güzeldi. Bishop'un Ivy'i herkesin, her şeyin önüne koyması, ona yaklaşma şekli, ürkütmekten korkarcasına, sanki o kırılacak bir cam parçasıymış gibi nazik oluşu, yalnız ona inanması, güvenmesi; Ivy'nin ise Bishop'un güvenliği için kendi hayatını feda etmesi çok güzeldi. Ivy'nin ve Bishop'un ailelerine gelince onları sevemedim. İkisi de ailelerinden farklılar ve geleceklerini, dünyayı değiştirmek için birbirlerine ihtiyaçları var. Umarım bunu gerçekleştirebilirler. Bishop ve Ivy'nin yolları ayrıldı. Ama ikisi de birbirlerinden kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyorlar. Devamı için neler yapacaklarını ve nasıl mücadele edeceklerini merak ediyorum.

 

Pinterest shareGoogle Plus share

Kuşatma ve Fırtına II Kitap Yorumu





#kitapyorumu

☀Kuşatma ve Fırtına'yı okurken o kadar sıkıldım ki neredeyse Reading Slump'a sokuyordu beni, neredeyse.. Çünkü 320 sayfadır okuyordum ve kitapta hiçbir şey olmuyor gibi geliyordu bana. Yani aslında birşeyler oluyor ama aynı zamanda olmuyor gibiydi. Karanlık Efendisi ile Güneşin Elçisi ordusu arasında büyük bir savaş varken, her an her şey olabilecekken Alina'nın yemek yemek, partilere, davetlere katılmak, gereksiz kıskançlıklar peşinde olması ve sürekli birilerini öpme isteği arzusunda olması beni bezdirdi. (Alina'nın ışığın gücünü kullanarak kesme işareti yapmasını havalı buluyorum.) ✨

☀ Alina'nın, Güneşin Elçisi olmayı kaldıramadığını düşünüyorum. Aklı fikri başka yerlerde hep.. Alina'yı sevmiyorum, Malyen'i sevmiyorum.. Karanlıklar Efendisi adı var kendisi yoktu. Bu da beni bir parça üzdü. Ama neyse ki Nikolai vardı ve onun varlığı bir nebze katlanılabilir kılıyordu. Onun kitabını, hikayesini okurken daha mutlu olacağımı düşünüyorum. Tolya ve Tamar ikilisini de çok sevdim. Umarım onları daha fazla okuma şansım olur.

☀ Kitap sadece son 30 40 sayfada heyecan kazanıyor. Karanlıklar Efendisi geliyor ve olanlar oluyor. Alina ile Karanlıklar Efendisi'nin güçlerinin birleşmesi ve Alina'nın Karanlıklar Efendisi'nin güçleriyle birleştirip, alaşağı ettiği sahne güzeldi. Etkileyici buldum. Ama onun dışında kitap monoton bir şekilde ilerliyordu ve okurken sıkıldığımda bir gerçek.. Alina ve Malyen'in aptallıklarına iyi dayandım bence.. 😂 (Genya'nın başına gelenlere üzüldüm. Hak etmiyordu.)

☀ Alina büyük mücadeleden sonra yaralı ve yorgun bir halde saklanıyor ve gücünü toplamaya çalışıyor. Şöyle bir şey var ki; Alina gücünü geri kazanabilecek mi? Yoksa tamamen gücünü kaybetti mi? Karanlıklar Efendisi gerçekten yok oldu mu? Nikolai nerede ve hayatta mı? Kitap bir çok soru işareti ile bitti ve Çöküş ve Yükseliş'i okumayı fazla bekletmeyeceğim gibi görünüyor.


Pinterest shareGoogle Plus share

Çöküş ve Yükseliş II Kitap Yorumu

 


#kitapalıntısı


İkimizin de istemediği ama bizi pençelerinin içine alan açlığı, kalıcı ve güçlü arzuyu hissettim. Dünyada yalnızdık, eşsizdik. Birbirimize bağlıydık, hep de öyle kalacaktık.
Ama bunun bir önemi yoktu.
Yaptıklarını unutamazdım. Onu affedemezdim. Çünkü o bir katildi. Bir canavardı. Dostlarıma işkence etmiş, korumaya çalıştığım insanları katletmiş biriydi.


Birden göğsümdeki sızı o kadar şiddetlendi ki az kaldın iki büklüm olacaktım. Çünkü Malyen bana bunu göstermeye geliyordu. Çünkü yüzündeki o ifade - o içten, istekli, mutlu ifade- benim içindi. Çünkü güzel bir şey gördüğünde kapısını çalacağı ilk kişi hep ben olacaktım ve ben de aynını yapacaktım. İster azize, ister kraliçe, isterse de gelmiş geçmiş en güçlü Grisha olayım hep onun kapısını çalacaktım


#kitapyorumu

Çöküş ve Yükseliş || Leigh Bardugo

Bu seriyle ilgili o kadar karmaşık duygular içerisindeyim ki.. Sinirliyim, kırgınım, üzgünüm.. Sevdim de diyemiyorum sevmedim de.. Buruk, içim bir tuhaf..

Bu seriyle ilgili sevdiğim belli başlı şeyler var. Rüzgarın, Ateşin ve Dalgaların Hakimleri gibi Grisha yeteneği ve Grisha evreni sevdiğim şeylerden biri.. Gerçekten yaptıkları ve yetenekleri hayranlık verici.. Onun dışında Tolya ve Tamar, Nikolai, David ve Genya çifti favorilerim oldu.. Özellikle Nikolai'nin sahnelerini okurken çok eğlendim. Onun o ağzı laf yapan, her durumda gülünecek bir şey bulması, bu halleri tatlıydı. Başına gelenlerden sonra - yaralanması - bu durum onun hikayesini okumayı daha çok istememe sebep oldu. Nikolai yaralandığınsa yüreğim ağzıma geldi. Benim sarışın, altın kalplime bir şey olmasın diye hop oturup hop kalktım.. Neyse ki yaralansa da iyileşmiş bir halde çıktı karşımıza.. Ama içindeki karanlık ve yara hala onunla.. Ve kolay kolay gideceğe de benzemiyor. İçindeki bu karanlık güç ile Nikolai'nin gelişimini, nasıl bir yol izleyeceğini, bütün bunlarla nasıl başa çıkacağını merak ediyorum.

Ve belirtmem gerekir ki seriyi okurken çok sıkıldım ki.. Neredeyse reading slump'a girecektim. Yani bazı yerler o kadar gereksiz ve uzundu ki.. Bazı sahneleri okurken sinir krizi geçirecektim ya.. 🤦‍♀️ Beni şaşırtan Baghra ve Mozorova arasındaki bağ ve Malyen hakkındaki gerçek oldu. Ve Karanlıklar Efendisi'nin meydana çıktığı ve Alina ile savaştığı sahneler de heyecan vericiydi.. Bu sahneleri okurken gerçekten keyif aldım. Ama kitabın bütünlüğünü düşündüğüm zaman benim için ortalama bir seriydi diye düşünüyorum. Ve okurken hatırımda kalan çoğunlukla sıkıldığım oldu. Grisha serisi çoğunluğun övüp, bayıldığı, ölüp bittiği bir seri olmadı benim için ne yazık ki..

Karanlıklar Efendisi'ne gelecek olursam; güce olan açlığı ve doyumsuzluğu korkunç ve iğrençti bana göre. İçimde onun iyi olacağına dair bir umut vardı. Ama hepsini yerle bir etti. Son ana kadar acımasız, gaddar ve kötü olmaya devam etti. Ve bu da ona olan sempatimi tamamen yitirdiğim gerçeğini gösteriyor. Ama.. Aması var.. Yine de son nefesini verirken ki sözleri, yalnız kalmak istememesi yürek burkan bir ayrıntıydı. Sonu için üzüldüm. Karanlıklar Efendisi için her şeyi daha farklı hayal ederdim. Yalnız olmadığı, sevdiği ve sevildiği bir hayat yaşamasını isterdim. Onun o yalnızlığı, kimsesizliği, sevgiye olan açlığı kalp kırıcıydı. Ve her şey sona erdiğinde ortada hiçbir şey kalmadı. Bir çok yaralar açıldı ve bir çok kayıplar verildi. Üzücü.. 

Alina ve Malyen'e gelecek olursam; sevemedim.. Hadi birazcık sempati gösterdim diyelim ama yine de favorim oldukları söylenemez. Yani o kadar karmaşık hissediyorum ki.. Ne desem boş olacakmış gibi geliyor.. Hayalimde kendi hallerinde yaşayan bir kız ve oğlan olarak yaşayacaklar..

Son olarak Grisha serisi umduğumu bulamadığım bir seri oldu ya, ne bileyim.. Her şeyi daha farklı hayal etmiştim. Ama olmadı ne yazık ki.. Daha fazla uzatmak istemiyorum. Kalbim kırık söyleyeceklerim bu kadar.. 

Pinterest shareGoogle Plus share

Winter II Kitap Yorumu


Cress'in ardından macera Winter ile devam ediyor. Cinder ve takımı Levana'yı alt etmenin türlü yollarını deniyorlar. Tabi bu uğurda bir çok olay başlarına geliyor. Kaçırılmalar, hastalığa yakalanmalar, vurulmalar derken bir çok olay geliyor başlarına. Ama en sonunda istedikleri gerçekleşiyor ve Levana'nın saltanatı sona eriyor. Cinder, Ay Ülkesinin gerçek kraliçesi hakkı olanı alıyor.

Winter da macera yönünden eksiklik yok. O koşturmaca sizi kamçılıyor. Ama duygular yönünden zayıf bulduğum kısımları var. Mesela Cinder çok donuk bir karaktere sahip. Başlarına o kadar olay geliyor ve sevdiği insanla karşılaşınca kal gelmiş gibi duruyor sadece.. Yarı sayborg olmasından kaynaklanıyor olabilir. Ama insan yine de okurken ister istemez bir sıcaklık bekliyor. Serinin genel olarak duygusal yönden zayıflıkları var. Daha çok bilimkurgu ağırlıklı.. Ben duyguların biraz daha işin içine girmesini isterdim.


Sonra Levana'nın ölümü.. Çok kolay oldu bana göre. Yani daha büyük bir olay beklerdim. Ölümü bana göre çok basite indirgenmişti..

Seride üzüldüğüm şeylerde oldu.. Karakterlerin başına gelenler.. Mesela Wolf'un tekrar operasyondan geçip daha da vahşileşen bir hale getirilmesi.. İçinde kalan bir parçacık insanlığı da kaybetmesi.. Neyse ki Scarlet var ki Wolf kendini daha iyi kontrol edebiliyor. Ve kaybettiğini sandığımız her şeyi aslında kaybetmediğini görüyoruz.

Winter da Levana öldükten sonra Kai ülkesine dönmüş, Cinder Ay Ülkesini yönetmeye çalışıyor, Cress ve Thorne Rampion ile letumosis'in ilacını dağıtıyor ve aynı zamanda dünyayı geziyorlar, Winter ve Jacin ise birbirlerine yapışık ikiz gibiler, aralarındaki bağlılık seri boyunca favorim oldu. Scarlet ve Wolf ise çiftlikte kendi meyve ve sebzelerini yetiştirip küçük kurtçuklar yapmanın peşindeler.. 😂 Kitabın sonu çok güzeldi.. Özellikle Scarlet ve Wolf'un düğün sahnesi favorim oldu. Keşke Kai ve Cinder'ın da düğününü görebilseydik ama onlarda ilk adımı attı.

Ay günlükleri serisi tüm maceralara, kayıplara, acılara rağmen sonunda mutluluğu yakalayan çiftlerin hikayesi ile bizlere veda etti.. Ay günlükleri serisi için kötü demiyorum ama öyle ölümüne sevip, bağlandığım bir seri olmadı. Bu seriyi daha önceden okusaydım yani daha küçük bir yaşta okusaydım belki çok çok severdim. Şuan ki bana göre ortalama bir seriydi.. Ama kesinlikle şans verilmeyi hak eden bir seri olduğunu düşünüyorum. Bütün karakterleri özleyeceğim.. 😍

Favorilerim; Scarlet & Wolf, Cress & Thorne, Winter & Jacin, Cinder & Kai

Başka kitaplarda görüşmek dileğiyle.. 🍀

Pinterest shareGoogle Plus share

Gölge ve Kemik II Kitap Yorumu


#kitapalıntısı

"Sadece ikimiz olacağız," dedi Malyen.

"Gerçekten mi?"

"Her zaman önemli olan sadece ikimizdik, Alina."

•••

"Hayatım boyunca her şeyi yoluna koymanın bir yolunu aradım. Sen uzun zamandır karşıma ilk umut kıvılcımısın."

•••

"Halkımız umuda aç. Senin sayende dini resim çizenlerin işleri açıldı."

"Ama ben bir aziz değilim ki!"

"Ama kutsanmış birisin, Alina Starkov. Kutsanansın. Tehlikeli biri oluyorsun ve daha da tehlikeli hale geleceksin."

•••

"Seni uzun zamandır bekliyordum, Alina. Birlikte dünyayı değiştireceğiz."

#kitapyorumu

Gölge ve Kemik serisini bir okumayan ben kalmıştım sanırım. Hazır filmi de yakın bir zamanda çıkacakken ilk kitabı bir okuyup aradan çıkarayım dedim.

Gölge ve Kemik serisi öyle bir seri ki ya çok seviliyor ya da hiç sevilmiyor. Ben ikisinin arasında bir yerdeyim. Ne sevdim ne sevmedim. Ama kitabı o kadar hızlı okuyup, kısa bir sürede bitirdim ki sevdim diyebilirim. Ben  bile bitirme hızıma şaşırdım. Kaplumbağa hızıyla ilerlediğim için.. Kitabın akıcılığına bir şey diyemem. Kitapta kurgulanan evreni de sevdim. Henüz bağlandığım bir karakter olmadı. Hiçbirine yüzde yüz güvenemiyorum. Ama Karanlıklar Efendisi bir tık daha cazip geliyor bana..

Serinin ilk kitabı olduğu için pek bir olayı yok. Yetim büyüyen Malyen ve Alina'nın hikayesi ele alınıyor. Malyen çok iyi bir izci olurken, Alina da iyi bir kartograf yani harita çizer oluyor. Ama bir gün Volcra'ların  saldırısına uğrarken Alina'nın gücünü keşfetmesi ile her şey değişiyor. Grisha halkının uzun zamandır aradıkları Güneşin Elçisi sonunda bulunmuştur. Alina, Karanlıklar Efendisi tarafından alıkonulup kendini bilmediği bir evrende buluyor. Bundan sonrası eğitimler ve gücünü kontrol etme süreci ile geçiyor.

Ben sevmezsem diye serinin diğer kitaplarını almamıştım. Ama şu an bir parça pişman oldum diyebilirim. O yüzden serinin diğer kitaplarını da temin edip en kısa sürede okumayı planlıyorum. Çünkü devamında neler olacak merak içerisindeyim.



Pinterest shareGoogle Plus share

Kuzgun - Sylvain Reynard II Kitap Alıntıları

 



Parmakları genç kadının bileğine sarılan William, Raven'in elini yüzüne bastırdı.
"Seni Konseye götürdüğüm gece bahsettiğim umut var ya, işte orada seninle bir aptal gibi yaptığım o duygusuz anlaşmanın ardında gizli olanı görebilmeni umuyordum. Seni istediğim kadar çaresizce beni istediğin için benimle kalmanı ve bana ait olmanı umuyordum."
Genç kadın hüzün dolu gözlerle ona baktı. "Bambaşka iki dünyaya aidiz biz."
"Belki beraberce yeni bir dünya yaratabiliriz." 
"Şehrin ve senin için büyük bir risk demek bu.
Bakışlarını bir an için onunkilerden kaçırmayan William derin bir nefes aldı.
"Eğer sen yoksan binlerce şehre sahip olmanın ne anlamı var ki?"
Raven, erkeğin çaresizlik dolu karanlık gözlerini inceledi. Bileğini tutan parmakların daha da gerildiğini hissediyordu. 
"Emin misin?" 
"Eğer seni kaybedersem her şeyimi kaybetmişim demektir. Dünyamda iyiliğe dair tek şey sensin."
"Çok uzun zamandır yalnızsın. Büyük bir kaybın acısını çekmişsin, bunun için çok üzgünüm." diyen Raven'in sesi yumuşacıktı. "Sırlarını paylaşmak istememeni anlayabiliyorum ama aşkta sır yoktur ve aşk tek taraflı değildir." 
"Evet, değildir." 
"O halde söyle bana."
William eğilerek genç kadının alnını öptü. "Je t'aim.
Bu iki eski kelimenin içine işlemesine izin veren Raven bir süre o anın tadını çıkarttı. 
Erkeğin duruşunu, yüz ifadesini ve gözlerini içine aldı. William'ın dürüst olduğu ve nasıl bir tepki göreceğinden emin olmadığı her halinden belliydi.
Genç kadın dudaklarını onunkilerle buluşturarak cevap verdi ona. 
Çaresizlik içinde onu öpen dudaklarında huşu içinde ve derin bir anlam gizliydi. 
Ayrıldıklarında alınlarını birbirine yaslayan William, "Seni kaybedene dek karanlığın ne demek olduğunu bilmiyormuşum," dedi. 
"Beni tekrar buldun. Ben de seni seviyorum" 

 
* * * 

"Ama merhamet gösterdin bana. Hayatımı kurtararak onun anısını onurlandırdın."
"Senin hayatını kurtarmış olabilirim Cassita ama seni kaybettim."
Sesindeki çaresizlik Raven'i hem yaralamış hem de rahatsız etmişti. 
Elini erkeğinkinden çekerek, "Beni kaybetmenin tek sebebi beni sevmemen.' dedi. 
"İşte orada yanılıyorsun." William tekrar onu kendine doğru çekti ve samimi bir ifadeyle devam etti. "Bu geçen ay boyunca senin için hissettiğim şeyin yok olacağını düşünerek bekledim. Eğer sevebilme yetim Alicia ile beraber ölmüş olsaydı veya vampire dönüşmemle birlikte son bulmuş olsaydı seni unutabilmiş olmam gerekirdi. Unutamadım. Her sabah ve her akşam tek düşünebildiğim yüzün, gülümsemen ve her şeyindi. Ne yaptığını, güvende olup olmadığını, birileriyle ona saldıran kişi arasına atlayıp atlamadığını merak etmekle geçirdim bütün zamanımı." 
Başparmağını genç kadının hayat çizgisi üzerinde gezdirerek avucunu öptü. 
"İsmin sana yakışıyor. Kuzgun; korkusuz, güzel siyah kuş. Yüzyıllardır yas tutuyordum ama hiçbir şey beni seni kaybetmek kadar derinden sarsmadı." 
"İncinen bir tek sen değilsin." Genç kadın içinden yükselen duyguları bastırmak istercesine yutkundu. 
"Bağışla beni." Genç kadının yanaklarını avuçlarına alarak devam etti. "Bu gece sana geldim çünkü seni son bir kez görmeden hayatımın ışığının yok olmasına izin veremedim." 
Raven, "O halde söyle bana." diye fısıldadı. 
Erkeğin yüz ifadesi değişti. "Kelimelerle aram iyi değil, hiçbir dilde." 
"Sadece anlat."Parmak uçlarında yükselerek eliyle erkeğin yüzüne değdi. "Ne hissettiğini söyle William. Cesur ol." 

* * * 
Kalbinde çaresizliğin buz gibi parmaklarını hissetmeye başlamıştı. 
"Seni hedef aldıklarında ne hissettiğimi biliyorum." Gözlerine yaşlar doldu. "Seni öldüreceklerini düşündüm."
 William, "Cassita." diye fısıldayarak onu kollarına aldı. 
Omuzları titreyen Raven'in gözyaşları erkeğin göğsüne akıyordu. 
"Sen tanıdığım en cesur insansın." Erkeğin sesi kısıktı. 
Genç kadının kendini feda etmesinin anlamını yeni fark etmiş gibi ona sımsıkı sarıldı. 
"1274 yılından beri vampirim ve hiç kimse, hiçbir insan veya vampir bu geceye değin beni kurtarmak için öne atılmamıştı. Canavarı görmene rağmen onu zihninden çıkartmak için ölümü arzulamadın. Beni hem şaşkına çeviriyorsun, hem de onurlandırıyorsun." 
Nazikçe genç kadının saçını okşayıp başına öpücükler kondurdu. 
Kısa bir süre sonra genç kadın onu kendinden uzaklaştırdı.
William şaşkınlıkla ona bakıyordu. "Cassita?"
"Seni onurlandırıyorum ama bana güvenmiyorsun."
 "Daha şimdi sana yaşımı söyleyecek kadar güvendiğimi gösterdim. Bence esas sorulması gereken soru, gelecekte senin bana güvenip güvenmeyeceğin." Erkeğin kaşları çatıktı. 
"Burada duruyorum William ve bana verebileceğin en ufak bir gerçeklik kırıntısı için yalvarıyorum. Seni tanımak istiyorum?"
 Dudaklarını birbirine bastıran William tek kelime etmeksizin araştıran gözleriyle ona bakmayı sürdürdü. 
 Genç kadın buğulu gözleriyle ona bakıp, "Beni seviyor musun?" diye sordu. 
Erkek ona doğru bir adım attıysa da Raven elini kaldırıp onu durdurdu. "Cevap ver bana:" William sabırlı ve yumuşak bir sesle, "Vampirlerin âşık olma kapasiteleri yoktur." diye açıkladı. "Bu gibi duygularımız insanlığımızla beraber bizden alınır. Daha önce de dediğim gibi benim için çok önemlisin. Sana saygı duyuyorum, seni istiyorum ve arzuluyorum."
 Genç kadın gözlerini silerek başını çevirdi. "Seni seviyorum William." 
Erkek olduğu yerde donmuştu. 
"İlk günden itibaren sana kapıldım. Kendimle ilgili bazı şeylerin farkına varmamı sağladın ve bu sayede seninle ilgili farklı şeyler hissetmeye başladım. Sana kendimi sunmamın sebebi bu. Aramızdaki bağın ne kadar derinleşebileceğini görmek istedim. Seni kaybedeceğimi düşündüğümdeyse seni sevdiğimi anladım." 
William onu kollarına almak ister gibi bir hamle daha yaptıysa da Raven geri çekildi. 
"Çok uzun bir süre aşkın bana göre olmadığını düşündüm. Beni fark eden erkekler çok az sayıdaydı. Hepsi de benimle arkadaş olmayı tercih etti hemen. Sense fikrimi değiştirmeme sebep oldun. Dünyamı değiştirdin. Günün birinde birinin beni sevebileceğine ve karşılığında benim de onu sevebileceğime inanmamı sağladın. Umudu hissettim William. Bana bunu verdin."
 "Buraya gel."
 Raven kesin bir sesle, "Ben sakat değilim." dedi. "Evcil de değilim."
"Elbette değilsi." William'ın sesi kısık ve sakinleştiren bir tondaydı. "Sen benim Kuzgunumsun."
"Anlamıyorsun. Bana karşı hissettiğin sadece etkilenmeyse senin için bir evcilden farkım yok demektir" 
"Bu doğru değil."
"Değil mi?" Genç kadın tekrar gözlerindeki yaşları sildi. "Benim için bir şey hissediyorsun ama bu aşk değil. Beni asla sevemeyeceğini söylüyorsun. Elimde kalan tek şey, acı çeken bir hayvana karşı hissettiğin acıma benzeri bir duygu veya bir arkadaşa karşı hissettiğin etkilenme."
"Kelimelerimi ağzıma tıkma." Erkeğin gözleri çakmak çakmaktı. "Sana acımıyorum." 
"Belki hissetmiyorsundur. Ama senin dünyanda bir evcilden daha fazlası olma şansım yok. ismini bile söyleyecek kadar güvenemediğin bir evcil. Aoibhe kadar güzel olmayabilirim veya diğer kadınlar gibi mükemmel işleyen bir çift bacağım olmayabilir ama aşkı hak ediyorum." 
William endişe ve karmaşa dolu bir ifadeyle ona bakmayı sürdürdü. 
Raven kısık bir sesle devam etti. "Yaşadığım süre boyunca seninle kalırdım. Ama görmüyor musun? Mutsuz olurdum. Belki hiç kimseyi sevemiyorsundur. Belki beni de sevemezsin. Her yeni günle beraber bir başkasını istemeye karar verip beni bir kenara atacağın günün, o gün olup olmadığını merak edeceğim." 
Erkek, "Bu asla olmayacak" diye itiraz etti. 
"Bundan emin olamazsın. Geleceği bilmiyorsun. Ama ben kendi geleceğimi biliyorum çünkü kendimi tanıyorum. Seninle kalmam demek, beni sevebilecek biriyle karşılaşma umudumdan vazgeçmem demek. Bütün umudum yok olana dek şüphelerimle ve senin sırlarınla yaşamam demek. Eğer seninle kalırsam William, sahip olduğum bütün umudumu öldürürsün." Gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı. "Bunun olmasına izin vermeyeceğim."
"Raven." Erkeğin sesi boğuktu. "Eğer birini sevebilme yeteneğim olsaydı, bu sen olurdun." Raven gözlerini kapattı. "Beni sevdiğini söylüyorsun, ama çekip gidecek olan da sensin, öyle mi?" 
"Buna mecburum."
 Ellerini yumruk haline getirmiş olan William, odayı arşınlamaya başladı. 
"Senin kafan karışmış. Beni aşk yüzünden terk ettiğini söylüyorsun ama asıl gidiş nedenin kim olduğum. Daha doğrusu ne olduğum." 
Raven gözlerini açtı. "Bu doğru değil." 
"Mitolojide de böyle anlatılır zaten. Psyche, Cupid'in uyarılarını dikkate almaz ve sonunda her ikisini de incitir." 
"Beni sana âşık olmamam için uyardın mı?" 
"Sana Allegra'nın hikâyesini anlattım. Bu yeterli bir uyarı olmalıydı.
"Kendimi bir kulenin tepesinden aşağı atmayacağım William. Sadece kalbimi ayaklarının dibine fırlatıyorum, onu istersin umuduyla."
"Istiyorum. Seni istiyorum. Seni eşim ilan edeceğim. İnsanlarım arasında prenses olarak kabul edileceksin. Sana ne istersen alarak lükse boğacağım."
Raven erkeğe boş gözlerle baktı. 
"Hediye olarak aşkın yeterdi bana."
"Erkeğin buna verecek bir cevabı yoktu. Odada etrafına bakınarak genç kadını ikna edecek bir şeyler düşünmeye çalıştı. 
"Sana değer veriyorum. Teatro'da yaşadığımız o gece bunu ispatlamadı mı?" 
"Evet, beni vücudunla sevdin." Raven'in bakışlarına hüzün hâkimdi. "Ama kalbinle değil." William, "Kalbim de vücudumun bir parçası." diye fısıldadı. 
"O halde sev beni." 
 William bakışlarını başka yöne çevirdi. 
"Eğer gitmek istiyorsan, git." diyerek kapıya doğru yürüdü. "Ama şunu bil, paylaştığımız bu şeyi bitiren sensin. Aoibhe değil. Bir başka kadın değil. Ve kesinlikle ben de değilim." 

* * * 

Diz üstü bilgisayarındaki müzik değişmiş ve Madeleine Peyroux'un "Dance Me to the End of Love" isimli şarkısı çalmaya başlamıştı. 
William, "Bunu sevdim:' diye fisıldadı. "Modern müzik dinlemem aslında."
Eliyle Raven'in tişörtünün yakasını takip ederek göğsünün hemen üstündeki kıvrımları okşadı. Raven uzanıp onun bileğini yakaladı.
"Sendeki ilüstrasyonların orijinal olduğuna emin misin?"
 "Evet." William'ın kaşları çatıldı. "Unut onları. İlgilendiğim tek sanat eseri sensin."
Dudaklarını Raven'in boynuna götürdü. 
Raven savaşı kaybettiğinin farkındaydı. Erkeğin dokunuşu hafif ama tutku doluydu. 
Daha önce hiç kimse Raven'e böyle hissettirmemişti. Sanki William iradesini ve azmini lime lime parçalıyordu, kısa süre sonra geriye hiçbir şey kalmayacaktı. 
"Onları geri vermen gerekiyor." 
William başını kaldırdı. 
"Kesinlikle hayır."
 Raven hafif bir sesle, "Çok güzel şeylere sahipsin:' dedi. "Onları paylaşmak istemez misin?" "Hayır. Ve bu konuda konuşmak istemiyorum, özellikle de seni baştan çıkartmaya çalışırken." "Yaptığın şey bu mu?" 
"Bu aşkın dansı. Kadınlar ve erkekler bunu yüzyıllardır yapıyorlar. Aramızda olanın ne olduğunu sanıyordun?"
 "Daha önce hiç kimse bana... tutkuyla bakmadı:' Utanan Raven'in sesi titrek çıkıyordu. "Çünkü insanlar sığ ve cahil yaratıklardır." Erkeğin kaşları, Raven'in karşı çıkmasını bekliyormuş gibi yukarı kalktı. 

* * * 

"Bilmiyorum." 
Raven kaşlarını kaldırdı.
William omuzlarını silkerek, "Bu doğru."dedi. "Sebebini bilmiyorum. Benim gibi başkaları da olabilir ama bildiğim kadarıyla kurallarla oynayabilen bir tek ben varım."
"Bunun bir açıklaması olmalı."
Doğal olarak." Kollarını iki yana açıp etrafında bir tur attı. "Belki de beni incelemek istersin. Bilimsel bir açıklama getirmek falan?" 
Raven, William'ın çok etkileyici görünen sırtına ve arkasına bakmamaya çalışarak gözlerini çevirdi. "Neden buradasın?"
 William kollarını indirdi. "Hoş karşılanmıyor muyum?" 
"Karşılanmıyorsun, sadece gelişin beklenmedikti." 
William yatağa yaklaştı. "Sana bir şey vermeye geldim."
 "Ne?" 
"Bunu." Ellerini Raven'in kalçalarının iki yanına yerleştirerek ağzını onunkinin üzerine kapattı. 
Öpücüğü de tıpkı gelişi gibi aniydi. 

* * * 

"Beni, gözlerim bağlıyken bile etrafımdaki varlıkların gücünü ve açlığını hissedebildiğim bir dünyaya götürdün. Sonra da sizleri avlamak için gelmiş ve beni de yem olarak kullanmak isteyebilecek bir grup insandan bahsettin. Mümkün olan bütün koruma yöntemlerine ihtiyacım var?" 
William uzanıp elini tuttu ve dışına bir öpücük kondurup nazikçe kavradı. 
"Nuh kuzgunu serbest bıraktı ve kuzgun ona geri döndü. Eğer umut etme imkânım olsaydı, bana geri dönmeni umut ederdim. iyi geceler Cassita." 
"İyi geceler." Raven erkeğin sözleriyle ve elini öpüş şekliyle içinde beliren şaşkınlığı belli etmemeye çalıştı. Ve arabadan indiğinde hissettiği ani kayıp duygusu, şaşkınlığının artmasına sebep oldu. 

* * * 


Santo Spirito Meydanı'nı geçip Raven'in dairesine yaklaştıklarında William sessizliği böldü.
"Oğlana yardım edeceğimi söyledim ve iyileşene dek sözümü tutacağım. Ayrıca komşunun acılarını dindirecek ilaçlar temin edilmesini de sağlayacağım."
"Teşekkür ederim."
"Tanıdığın insanlara olan bağlılığının derinliği beni şaşırtıyor."
 Bakışları yandaki bir binaya kenetli olan William bir an için duraksadı. "Kolay kolay şaşırmam."
 Sözleri bir cevap gerektirmediğinden Raven sessizliğini korudu.
 Öne doğru eğilip sırt çantasını aldı ve kucağına koydu.
Luka, arabayı Raven'in apartmanının yakınına park edip hemen arabadan çıktı. Kapıyı kapatıp tetikte bir duruşla arabanın arkasına geçti. 
"Benimle kalmaya razı olmanın arkadaşlarına yardım etme amaçlı olduğunun farkındayım. Ama umarım..." William cümlesini tamamlamadı.
 "Ne umuyorsun?" Raven göz teması sağlamaya çalıştı. 
"Hiçbir şey:' diye cevap veren William'ın bakışları hala sokağa dönüktü. "Hiçbir şey ummuyorum çünkü umut beyhudedir."
 Raven çantasının sapıyla oynadı. "Umudun yokluğu çaresizlik doğurur." 
William, "Çaresizlikle ilgili bana ders vermeye kalkma." diye terslendi. 
Raven parmaklarını büktü.
Uysal bir sesle, "Özür dilerim." dedi.
Elini çenesinin altına koyan William ona döndü. "1274 yılından beri gördüğüm tek umut ışığı sensin. Kalbimin tekrar atmasına sebep olan tek şey sensin."
 Raven bir anlığına da olsa, erkeğin gözlerinde fiziksel arzudan daha derin bir şeyler gördüğünü düşündü. Ne olduğunu bilmiyordu ama hem görmüş hem de hissetmişti. 

* * * 

William kaşlannı çatarak, "Neden bahsediyorsun?" diye sordu.
"Baba'yı seyretmedin mi?" 
William'ın yüzünde neden bahsettiğini anladığına dair bir işaret yoktu.
 "Bilirsin ya, hani şu meşhur filmi?"
William boğazını temizledi. "Filmleri banal buluyorum."
 Raven bir kahkaha attı. "Tabii ki banal buluyorsundur. Bir ara Baba filmini izlemen gerekiyor. Bugüne dek yapılmış en iyi filmlerdendir, Casablanca gibi."
"Bu filmleri benimle izler miydin?"
Raven şaşkınlıkla gözlerini kırptı. "İzlememi ister miydin?" 
William parmaklarıyla Raven'in bileğini okşadı. 
"Senin eşlik edeceğin bir akşamdan daha çok keyif alacağım bir şey gelmiyor aklıma şu an, sadece film izlesek bile?"
Genç kadının dikkati William'ın parmaklarına odaklanmıştı. Bu harika bir duyguydu. 
"Tamam, ama bir şartım var."
 William bir an duraksadı. "Nedir?"
"Sanat koleksiyonunu incelememe izin verirsen?"
 William kaşlarını çattı. "Bu muydu şartın?" 

* * * 

William elini Raven'in saçlarının altından geçirip ensesini kavradı.
"Bana bak?" derken sesin hâkim olan hırçınlık, dokunuşundaki yumuşaklıkla tezat içindeydi. 
Yüzünü onunkine yaklaştırdı.
"Ölümcül yaraların iyileşti. Ama görünüşün ve bacağındaki yara eski haline dönüşecek, belki ufak tefek farklılıklarla?"
 Bakışları erkeğin ağzına takılan Raven, "Bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordu.
"Bir kolye nasıl yabanı senden uzak tutabilir? Kutsal topraklar nasıl Aoibhe'yle Maximilian'ı senden uzak tutabilir?" 
Genç kadın konuyu değiştirerek, "Sen bir katilsin."' dedi. 
Erkek gözünü bile kırpmadı. "Evet"
 "Ve bir hırsız?"
William elini genç kadının boynundan çekip doğruldu. "İlüstrasyonlan kast ediyorsan, onları geri aldım, çalmadım." 
"Ama polisin öldürüldüğünü gördüğümde korkup korkmadığımı anlamak için yanıma geldin?" 
Erkek başıyla onayladı. 
"Ve bu akşam tehlikede olduğumu düşünüp tekrar yanıma geldin. Şimdi de hiç tanımamana rağmen beni kurtarabilmek için üç adamla mücadele ettiğini öğreniyorum." Şaşkın bakışlarını erkeğe dikti. 
William uzanıp genç kadının yüzünü avuçlarının arasına aldı. 
"Seni tanıyorum. Yalnız yaşadığını ve az sayıda arkadaşın olduğunu biliyorum. Bacağın ve bileğin yüzünden bir baston yardımıyla yürüdüğünü biliyorum. Evsiz bir adam için hayatını tehlikeye attığını ve ölümünün ardından yas tuttuğunu biliyorum. Hayatının basitliğine ve sıradanlığına rağmen, Floransa'da olduğun kadar hiçbir yerde mutlu olmadığını biliyorum?"
 Başparmağıyla Raven'in yanağında bir daire çizip çenesini okşadı. 
"Sen benim en büyük erdemim ve en derin kusurumsun." 
Göğsünde patlayan keder ve tutkuyla dudaklarını genç kadınınkilere değdirdi ve ısrarcı bir şekilde onu öpmeye başladı. Elini genç kadının güzel boynuna kaydırdığında boğazından şehvetli bir inleme koptu. 

* * * 

Adam o kadar uzun süre sessiz kaldı ki, Raven onun gittiğini düşünmeye başladı. Ondan bir iz var mı diye başını çevirip karanlığı gözleriyle taradı. Nihayet adam yumuşacık bir tonla, "Seninle ne yapacağım ben?" diye sordu. 
"Gitmeme izin ver. Sorularını cevapladım. Başka bir şey bilmiyorum." 
"Seninle ölümcül bir hata yaptım. Görünen o ki, şimdi hatamın bedelini ödemeye mahkumum." Adamın sesi kaderine boyun eğer gibi hafif ve pişmanlık doluydu. 
Raven, "Lütfen gitmeme izin ver?' diye tekrarladı. "Başına bela açmam." 
"Korkarım bela, açtığın bir şey değil. Bela, olduğun bir şey." 
Adam derin bir nefes aldı ve Raven, çıkan sesten, onun yüzünü ovuşturduğunu düşündü. 
"Floransa'yı terk et ve bir daha asla geri dönme." 
Genç kadın, "Ama burası benim evim." diye itiraz etti. "Hayatım burada. Arkadaşlarım..." 
"Eğer hapisteysen veya ölüysen arkadaşlarının hiçbir faydası olmaz sana." 
"Ölüyseın mi?" Raven koşmaya hazırlanırcasına sandalyede doğruldu. 
"İtalyan polisinden çok daha tehlikeli bir grubun dikkatini üzerine çektin. Şu an için güvendesin. Senin kim olduğunu anladıklarında seni avlayacaklardır." 
"Ama ilüstrasyonları ben almadım, yemin ederim!" 
Davetsiz misafir karanlık bir kahkaha attı. "Seni temin ederim ki sanatla ilgilenmiyorlar. Hayır, sana olan ilgileri tamamen şahsi."
 Raven'in vücudu gerildi. "Neden?" 
"Ne kadar az bilirsen o kadar iyi."
 "Benden ne istediklerini anlamıyorum. Ben özel biri değilim."
 "Orada yanılıyorsun." Adam Raven'in bileğini tutup havaya kaldırdı ve karanlıkta havada asılı bir meyve gibi tuttu. İki parmağını bileğindeki nabız noktasına bastırdı. Raven damarına kan verildiği bir hastane yatağında bağlı olduğuna dair ani bir görüntüyle olduğu yerde sıçradı. Farklı olan tek şey, tüpten geçen kan siyahtı. 

* * * 

Raven başını ona çevirdi. "Diğerlerinden biri seni burada görürse ne olur?" 
"Kutsal toprağın beni etkilemediğinin farkına varırlar. Halkım gücümün ne kadar farkına varırsa, beni öldürmek isteyenler o kadar çok olur?"
 "O halde neden bunu riske atıyorsun?" 
Erkek kelimelerini dikkatle seçmek istercesine bir an için sessiz kaldı. 
"Benim dünyama güzelliği sen getirdin. Bir gece için bile olsa aynısını yapmak istedim senin için?"
 Raven'in dudaklarından acı dolu bir inleme döküldü. 
"Bana işkence etme?"
 "Gerçek bu. Yıllar boyunca gecelerimin ve gündüzlerimin güzellikle dolu olduğunu düşündüm. Sonra karşıma sen çıktın ve ne kadar yanıldığımı anladım?"
 Raven gözlerini kapattı. "Gitmemiz gerekiyor. Burada olmak bana acı veriyor ve senin tehlikede olmam istemiyorum?"
"Sana acı verdiğim için özür dilerim. Hemen gideceğiz?" Eli genç kadınınkini okşadı. "Ama benim tehlikede olmamı düşünme bile. Bana ne yapabilirler ki? Değer verdiğim tek şeyi zaten kaybettim." 
"Neymiş o?"
 "Sen."
Genç kadın başını iki yana salladı. "Sana kalbimi verdim ve sanki hiçbir değeri yokmuş gibi onu bana geri fırlattın." 
"Değeri var." William yine kulağına fısıldıyordu. "Ona değer veriyorum, sana da. Sanırım bunu biliyorsun?"
"Bunun bir önemi yok. Beni sevmeyen birini sevdiğim bir hayata mahkum etmeyeceğim kendimi." 
"Tek istediğim sensin."
 Artık Raven erkeğin kollarında sakinliğini koruyamıyordu. 
"Beni evime götür?"
 "Biraz daha, lütfen, tek istediğim bu." diyen erkek zoraki bir ifadeyle gülümsedi. "Senin için bir şiir ezberledim, biliyor musun?"

* * *

Pinterest shareGoogle Plus share

Toprağın Sonu │ Kitap Yorum

#kitapyorumu
~(Spoiler içerebilir!)~ 
Toprağın Sonu, bana Vhalla'yı ve duygularını sorgulatan bir kitap oldu. Aldrik için her şeyi göze alacak, hatta ölümü bile göze alacak bir durumdayken nasıl aklına David ya da bir başkası gelebiliyor? Aldrik yaralı ve zor bir durumdayken, hatta ölümle burun buruna iken kendini nasıl David'in kollarına, yatağına atabiliyor? Aldrik, onu her şeyiyle kabul ederken, ona her şeyini, hayatını bile adarken Vhalla'nın bu iki yüzlülüğü sinirlerimi bozuyor. Aldrik'i kurtarmak için Geçit'ten atladı, eyvallah.. Ama Aldrik hasta yatağında cebelleşirken ki duygu karmaşasını anlayamıyorum. Vhalla, Aldrik'i ölümü bile göze alacak kadar severken David'e olan yakınlığını kabullenemiyorum. Aldrik'i hak etmiyor gibi geliyor. Vhalla da zor şeyler yaşadı. Gücüne güç kattı. Kendini geliştirdi. Omuzlarında büyük bir yük var. Onu anlayabiliyorum da ama yine de Aldrik'e tam bağlılık sergilemesini beklerdim.

İmparator ise yine bildiğimiz gibi.. Vhalla'dan ölümüne nefret etmekte ve bunun için her şeyi yapmakta.. 🙄 Favori karakterim Aldrik oldu. Ve hep o olacak gibi görünüyor Çünkü Vhalla için o kadar çok şey yaptı ki.. Hak etmemesine rağmen.. Vhalla'nın özgürlüğü için kendi özgürlüğünden vazgeçti.. Ah kalbim.. 💔 Yazarın iki karakterin yollarını ayırması sinir bozucu.. Ama daha büyük bir şey için hazırlık yaptığını düşünüyorum. Zira ortada Kristal Mağaralar ve Balta meselesi var. Toprağın Sonu genel olarak Vhalla'ya sinir olduğum, Aldrik'e ise hayran kaldığım bir kitap oldu. Suyun Gazabı'nı okumak için sabırsızlanıyorum. 🤗
Pinterest shareGoogle Plus share

Aşka Tutsak│Kitap Yorumu

 

#kitapyorumu

Aşka Tutsak bir intikam hikayesi.. Bu öyle bir intikam ki iki tarafı da paramparça eden türden.. Jessica onu aldattığını düşündüğü Dante'den intikam almak için onun hakkında yalancı şahitlik yapıyor ve Dante kaptanlıktan atılıyor. Dante ise Jessica'dan intikam almaya kararlı ve bu yolda da her şeyi yapmaya hazır. Gözünü karartmış. Dante'nin çok ileri gittiğini düşündüğüm kısımlar oldu. Söyledikleri, yaptıkları yenilir yutulur şeyler değildi. 

Okurken kimi zaman sinirlenip, kimi zaman hüzünlendiğim kısımlar oldu. Özellikle "Dük Bozuntusu Dante" beni çok sinir etti. Halbuki intikam peşine düşmeden önce Jessica'yı öyle güzel seviyordu ki.. Okurken Jessica'ya her gün gül alan adamı istediğimi fark ettim. 🌹Ahh, kalbim. 💔 

Jess ise aşağılanmış, kalbi kırılmış, bedenen ve ruhen örselenmiş bir halde oradan oraya savrulmuş. Başa çıkması gereken o kadar zor şeyler yaşadı ki.. Taş olsa çatlardı. Jessica yine iyi dayandı. Jess için üzüldüğüm kısımlar oldu. Ama elbette onun da hataları var. Aslında iki tarafında kendine göre haklı sebepleri var ama bu hatalı olmadıklarını göstermez. Halbuki oturup konuşsalar, birbirlerini dinleseler hiç bir sorun kalmayacak aralarında.. Ama iki karakter de birbirine karşı sağır, dilsiz ve kör ne yazık ki.. 😢 Bu da onların acı çekmelerine ve birbirlerine karşı acı çektirmelerine neden oluyor. 



Bunların dışında karakter ve mekan betimlemeleri çok iyiydi. Hikayenin ilk okuduğum halinden daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Jenny'nin kalemini geliştirdiği satırlar arasında, cümlelerinde görülüyordu. Okurken kimi zaman duygulanmadım dersem yalan olur. Ve tabii ki bu kadar hüzün ve acıdan sonra çiftimiz hak ettikleri mutluluğa sahip oluyorlar. Son bölümü okurken keyiften dört köşe bir haldeydim. Çok tatlılardı. 😍 Ama ben özellikle belirtmek isterim ki Sean ve Beatrice'in hikayesini daha çok merak ediyorum. 🙈

Daha nice Jennifer Royce kurguları, karakterleri okumak dileğiyle.. 💗

Pinterest shareGoogle Plus share

Bu Ay Neler Okudum/İzledim?] ARALIK│18


Okuduklarım

1. Zorba Aşık ~ 5
2. Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe ~ 5
3. Nohut Oda ~ 4
4. Anka'nın Dönüşü ~ 3
5. Üç Yapraklı Yonca ~ 4

 İzlediklerim

1. Loft [2008] ~ 3
2. Karanlığın Elli Tonu ~ 5
3. Özgürlüğün Elli Tonu ~ 5
4. That Sugar Film [2014] ~ 5
5. Minionlar ~ 5
6. The Protector ~ [1.Sezon] ~ 4
7. Clean With Passion For Now ~ [10 Bölüm] ~ 5 
8. Hymn of Death ~ [6 Bölüm] ~ 4
9. Memories Of The Alhambra ~ [8 Bölüm] ~ 5
10. Outlander [2008] ~ 3 
11. Doctor Who ~ 5.Sezon [13 Bölüm] ~ 5
12. Big Hero 6 ~ 5 
13. Venom ~ 5

14. Proud Mary ~ 5
15. Chicago Typewriter [4 Bölüm]
~ 5 

Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI